Mizah ve siyaset

‘Bir ülkeyi tanımak için” diye başlayan bir cümle kalıbı vardır...
Bazen “Kadınlarına bakmak lazım” diye tamamlanır bu cümle, “Bazen parklarına bakmak lazım” diye, bazen de “Mezarlıklarına bakmak lazım” diye...
“Mizahına bakmak lazım” da denilebilir sanırım.
***
Felsefede ve müzikte bu kadar güçlü olan Almanların öyle dünyayı kırıp geçiren bir mizahı yoktur mesela...
“Alman mizahı” lafının bizzat kendisi mizahtır neredeyse.
***
“İngiliz mizahı” ise kendi başına bir ekoldür.
Mesafeli, altını çizmeyen bir alaycılık hâkimdir daha ziyade.
George Bernard Shaw gibi büyük mizahçılar çıkarmışlardır.
Kendisi İrlandalı olan Shaw, İngilizler için “Mizahla söylediğimi ciddiyetle söyleseydim beni öldürürlerdi” demişti bir seferinde.
***
Amerikan mizahı neredeyse hiç sınır tanımayan bir mizahtır.
Başkan’ından piskoposuna kadar herkes, o mizahın menzili dahilindedir.
Şaka bombardımanının hedefi olmaktan hiçbiri kurtulamaz.
***
Şark mizahı ise toplumla padişah arasındaki korkutucu ilişkinin içine sızmış ışıklı bir gülücük gibidir.
***
Öyle baskılı toplumlarda mizahla özgürlük arasında da güçlü bir ilişki görülür.
Mizah hem baskı altındaki toplumun nefes borusudur.
Hem de özgürlüğe giden yolu açan kahkahalı bir öncü.
***
Timurlenk’le Nasrettin Hoca fıkraları, silah ve iktidar gücüyle zekânın gülümsemelerle dolu savaş alanıdır mesela.
Timurlenk hep güçlü ve ezicidir, Nasrettin Hoca hep zeki.
Ezici, korkutucu, horlayıcı bir güce karşı toplumun savunma barikatları o zekâyla yapılır.
***
Bilinen bir fıkradır.
Çok zalim bir padişah varmış, bir gözü de takmaymış.
Takma gözü ise hakiki gibi gözükürmüş.
Bir gün dalkavuğuna “Hangi gözümün takma olduğunu bilirsen sana yüz altın vereceğim” demiş.
Dalkavuk şöyle bir bakıp:
- Sağ gözünüz devletlum, demiş.
Padişah:
- Nereden bildin, diye sormuş.
Dalkavuk başını önüne eğmiş:
- O gözünüz daha şefkatli bakıyor haşmetlum, demiş.
***
Yüzlerce yıl zulüm görmüş bir toplumun içinden fışkıran bir zekâ ve intikam fıskiyesi gibi bir fıkra.
O zulme karşı hem mizahın içine sığınıyorlar, hem de o sığınaktan alevli alaycılık okları fırlatıyorlar.
Ve yeniyorlar zalim padişahları.
Üstelik de ezilirken yapıyorlar bunu.
***
Bizde zeki siyasetçiler çıkmıştır, esprili siyasetçiler çıkmıştır ama mizah siyasetin yerleşik bir parçası olmamıştır.
Siyasi rakiplerin birbirleriyle nükteli kapışmalarına pek rastlanmaz.
***
Şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında ufak nükte fiskeleri görüyoruz.
Fena da olmuyor.
Siyaset gibi tatsız bir yemeğe biraz tat katan bir tutam tuz gibi bir küçük neşe katıyor rekabete.
***
İngiliz siyasetçilerin esprileri ise epey meşhurdur.
Churchill’le Attlee’nin rekabetinden çokça espri yansımıştır siyaset dünyasına.
Fransızlardan da Clemenceau, siyasetle mizahın kesiştiği köşebaşlarında minik espri buketleri bırakmıştır.
***
Bir toplumda mizah varsa korkmayın, o toplum yaşar.
Ama zekâsı bir tür damar sertleşmesine uğramış, mizah yaratamayan bir toplum haline dönüşüyorsanız korkun.
Mizahsız bir toplum esnekliğini kaybeden ve bazen çok acı biçimde kırılır.