Beşiktaş üzerine...

Beşiktaş üzerine...

       BU ayıbı şampiyonluk temizler!
       İnönü Stadyumu'nda yaşanan Valerenga faciasından sonra, Beşiktaş'ın çileli taraftarlarının 1998 - 1999 sezonuna ilişkin tek beklentisi kaldı:
       Ligi şampiyon bitirebilmek.
       Peki, Beşiktaş'ın Toshack yönetiminde "mutlu son"a ulaşma şansı var mı?
       İyimser düşünmek istiyoruz ama, ne yazık ki bu şans oldukça az.
       Dileriz; Beşiktaş'ın bundan sonraki performansı, Valerenga maçı sonrasında takımın üzerine çöken karamsarlık bulutlarını dağıtacak güçte olur.
       Perşembe gecesi Avrupa Kupası faciasını yaşayanlar arasında biz de vardık.
       İlk yarısı 3 - 0 biten bir karşılaşmada, Beşiktaş gibi içeride ve dışarıda iddialı bir takım, oyun disiplinini bir anda kaybederek rakipten 3 gol nasıl yer?
       Üstelik Valerenga, Norveç liginde küme düşmekten zor kurtulan bir ekip. Beşiktaş ise, halen lig birincisi ve "yenilmeyen" tek takım. Ve rahatlıkla tur atlayacağı bir maçta kalesinde üç gol görüp, elenebiliyor.
       Vay anasına sayın seyirciler!
       Yıllar önce Romanya'da Steagul Roşu karşısında, 2 - 0'lık avantajını maç boyunca sürdüren Beşiktaş, son iki dakikada 3 gol yiyip, elenince maç spikerinin "vay anasına sayın seyirciler" şeklindeki hayreti, yıllarca dillerden düşmemişti.
       Bu defaki, hayretin ötesinde bir çöküşü, utancı yansıtıyordu.
       Maç bittiğinde İnönü Stadyumu ölümcül bir sessizliğe gömülmüştü.
       Futbolcular başı önde sahayı terkediyorlardı.
       Seba çökmüştü.
       Hikmet Çetin'i gördüm; Beşiktaş fanatiği Meclis Başkanı, "Bir daha maçlara gelmeyeceğim" diye dönüyordu, Ankara'ya.
       Fulya'daki bir taraftarın Şifo Mehmet'le diyaloğu ise, Beşiktaşlıların ta yüreklerinde hissettikleri sızıyı yansıtıyordu.
       Maç bitimi futbolcular, kendilerini Fulya'ya zor atmışlardı.
       Tel örgünün kenarında bir Beşiktaşlı, Mehmet'e seslendi:
     "Kaptan!.. Çocuğum sabah erkenden okula gidecekti. O nedenle ilk yarı 3 - 0 olunca, 'Haydi oğlum sen yat. Bak nasılsa turu geçtik' dedim. O da yattı. Söyle be kaptan; ben şimdi sabah ona ne diyeceğim? Oğlumu okula nasıl göndereceğim?"
       Şifo Mehmet; başı önde, laflar boğazına düğümlenmiş, tel örgüden uzaklaşırken "utanıyorum" diyordu.
       Kuşkusuz; sporda, hele futbol gibi "top yuvarlaktır" sloganı altında 90 dakikaya her türlü sonucun sığdığı bir oyunda, yenmek kadar yenilmek de vardı.
       Ama Beşiktaş bu tür yenilgileri "olmaz böyle şey" dedirtecek tuhaflığa vardırmıştır.
       Rakibi küçümsemek, her maça ayrı bir kadroyla çıkmak, saha içinde sahipsizlik ve Amokachi dışındaki yabancılar rezaleti Valerenga faciasını getirmiştir.
       Seba yönetiminin de, Toshack'ın keyfilikleri konusunda çok etkili olduğu söylenemez. Taraftar istifaya davet ediyor ama yönetimin oralı olduğu yok. Cenk Koray'ın tepkisi ise kara mizahtır: "Maç 3 - 0'ken yönetim kurulu bizdik. Acaba devre arasında kongre mi oldu? Biz ne yapabilirdik."
       Beşiktaş nerede hata yapıyor?
       İşte, deneyimli spor yazarlarının tespitleri:
       Attila Gökçe: "Şimdi bu sonucu kaza olarak nitelemeyelim. Artık gerçekleri görelim. Beşiktaş asla bir Avrupa kimliği taşıyamıyor. Globalleşen dünyada ve Avrupa'ya uzanan Türk futbolunda kendisine onurlu bir yer bulamıyor.
       Toshack'ın yanlışları bir yana, bu yönetim meselesi değil, bir kültür ve kişilik meselesi."
       Togay Bayatlı: "Her maçta oyuncu değiştirme fantezisi içindeki Toshack, Siyah - Beyazlı ekibin daha oyunun başında kurgusunu bozdu. Sahaya çıkarken ayakları dolanan genç Aydın'a ilk onbirde yer vereceksin sonra 20'nci dakikada değiştireceksin, futbolcularını bir makine parçası sanan Toshack, üzülerek belirtelim ki, yalnız kendine zarar vermedi, Beşiktaş'ta ve Türk futbolunda derin bir yara açtı."
       Ömer Üründül: "Bu felaketin ilk sorumlusu Teknik Direktör Toshack'tır. Eğer bir teknik adam sezon başından beri kadro ve sistem istikrarı sağlayamamışsa, her maça ayrı tertip çıkıyorsa, taşlarla sürekli oynuyorsa, bir gün böyle bir felaketle karşılaşılması doğal olur."
       Kuşkusuz futbolda antrenör kadar oyuncular da spordan sorumludur. Kulübedeki adam ne kadar çırpınsa da, bağırıp çağırsa da sonuçta 90 dakika ayakta kalacak, kafaya çıkacak, golü atacak, kalesini koruyacak olanlar sahadaki 11'dir.
       Beşiktaş'ta o gün Oktay dışında birkaç yürekli adam olsa Avrupa Kupa Galipleri'nde çeyrek final yolu açılırdı. Tek tesellimiz üzgün taraftarın herhangi bir taşkınlığa yol açmadan İnönü'yü olgunlukla terk etmesiydi. Beşiktaş, maçı kazanmayarak masum vatandaşları maganda kurşunlarından koruduğu için "fair play" ödülü alabilir!
       Beşiktaş'ın çileli taraftarı şimdi şampiyonluk bekliyor.
       Yoksa bu ayıp başka türlü temizlenmez.



Yazara E-Posta: D.Sazak@milliyet.com.tr