Krize pupa yelken

Krize pupa yelken

       SOLDA uzlaşma başka bahara kaldı; Ecevit ve Baykal koalisyon umuduyla gerçekleştirdikleri ikinci bulaşmayı 10 dakikada tamamlayıp vedalaştılar.
       Görüşme sonrası yapılan açıklamalar, sosyal demokrat tabanın özlemi olan anlayış birliğine karşın, tavandaki güvensizliğin devam ettiğinin işaretidir. Belli ki, sosyal demokratlar önümüzdeki seçime de ittifak beklentilerinden uzak, "iki zıt kutup" ve rakip partiler halinde gidecekler.
       Seçim hükümetine dönük tarihi fırsatın kaçırılmasının sonuçları, 18 Nisan'da anlaşılır.
       Sol partiler, bu gidişle sağ iktidarların "koltuk değneği" olmaktan daha birkaç dönem kurtulamazlar!
       Dünkü buluşmaya dönersek...
       Ecevit, Baykal'a üç öneri götürdü:
       1) DSP azınlık hükümeti (Baştan reddedilmişti).
       2) CHP'nin de katılacağı "takviyeli" azınlık (ANAP ve DTP'nin de kabineye üye verebileceği bu modele CHP, ancak bir milletvekili başbakan olursa destek vereceğini açıklamıştı).
       3) Fazilet'siz ANAP - DTP - DYP koalisyonu.
       Ecevit, üç önerisi de kabul görmeyince gelişen aşamayı şöyle yorumladı:
     "CHP destek verse, bunlar kurulabilirdi, o olanak tamamen ortadan kalkmış görünüyor. ANAP ve DTP, bana olan güvenlerini açıkça belirtmişlerdir. Sadece CHP, bana ve başında bulunduğum partiye böyle bir güveni belirtmekten kaçınmıştır."
       DSP liderindeki "güvensizlik" duygusunu pekiştiren bir olay, Tansu Çiller'i ziyareti sırasında yaşanmıştır.
       Çiller, kendisini ikinci kez ziyarete gelen Ecevit'e "Sizin başbakanlığınızı CHP kabul etmiyor ki, ben niye özveride bulunayım, Deniz bitti" demişti.
       Çiller, CHP'nin yanıtının kesin ret olacağını bildiği için Ecevit'e "sıra bende" mesajı vermiştir.
       Peki Ecevit, Baykal'ın DSP - CHP azınlık hükümetini ilk seçenek olarak masaya getirseydi, tablo değişir miydi?
       Ecevit'e göre, ANAP'ın peşinen reddettiği bu formülde ısrar, "olmayacak duaya amin" demektir.
       CHP cephesine dönersek...
       Baykal, uygulanabilir tek model olarak gördüğü DSP - CHP azınlık hükümeti denenmeyerek, tarihi bir fırsat kaçırıldığına inanıyor. "Geniş tabanlı hükümette CHP'ye ihtiyaç yoktur" diyen Baykal'a göre, bundan sonraki aşama, "saygın bir milletvekilinin yeni bir hükümet kurma çalışmalarını başlatmasıdır."
       Saygın milletvekili sağdan mı, soldan mı çıkacak?
       Hikmet Abi mi, İsmet Abi mi?
       Ecevit, pazartesi günü görevi iade ederse, top yeniden Cumhurbaşkanı'na geçiyor.
       Demirel, geçen defa parti liderleriyle görüşüp aralarından birini, Bülent Bey'i 56'ncı hükümeti kurmakla görevlendirmişti. Bu defa, parti liderleriyle görüşme gereği bile duymadan, "madem genel başkanlar kuramıyor, bir milletvekiline görev vereyim" diyebilir.
       Başkent kulisleri şimdiden "Baba'nın aday adayları"yla çalkalanıyor.
       Kimler yok ki; Kaya Erdem, Emre Gönensay, Sümer Oral, Hasan Denizkurdu, Yalım Erez...


       İlginçtir. Dünkü Ecevit - Baykal görüşmesi, 116'ncı madde ve Demirel'in "yetkisi" konusunda bir Anayasa tartışması da başlattı.
       Yaygın kanı şuydu; 10 Ocak'a kadar hükümet kurulamaz ya da güvenoyu alamazsa, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı'na danışarak parlamentoyu feshedecek ve 114'üncü madde uyarınca, grubu bulunan tüm partilerden oranlara göre bakan alarak (Fazilet'e 10 bakanlık düşüyor) seçim hükümeti kurabilecekti.
       Baykal, Meclis tarafından alınmış 18 Nisan'da seçim kararı olduğu için, Cumhurbaşkanı'nın ayrıca bir "yetki" kullanmasına gerek olmadığını savundu.
       Dolayısıyla, parlamento çoğunluğuna dayalı bir hükümet çıkarma yolu henüz kapanmış değil.
       TBMM Başkanı Hikmet Çetin'le konuştuk. Fesih süreci nasıl işleyecek?.. diye.
       Çetin, Anayasa hukukçularından da aldığı görüş çerçevesinde kendi yorumunu şöyle yaptı:
     "Bana göre 10 Ocak'ta her şey bitmiyor. Meclis zaten, 18 Nisan'da seçim kararı almış. Dolayısıyla, 114'üncü madde işlemez.
       Cumhurbaşkanı yeni bir görevlendirme yaparsa, 10 Ocak'tan sonrasına da gidilebilir. Bana göre bir engel yok. Hatta, yenisi kurulamazsa, seçime bu hükümetle de gidilebilir. Siyaseten ve ahlaken ne derece doğru olur bilemem ama hukuken bu ihtimal de tartışılabilir."
       Anayasa hukukçularının yapacağı yorum bir yana, ortada başka gerçekler var.
       ABD'nin Saddam'ı devirme operasyonu, ekonomik açıdan zaten zor bir yıl olmaya aday 1999'a girerken, burnumuzun dibinde bir de savaş ortamı doğurdu. Kimi diplomatik gözlemcilere göre, ABD'nin kararlılığını sürdürmesi halinde, Ortadoğu'daki dengeler ve Kuzey Irak coğrafyası yeniden şekillenebilir.
       Türkiye, bu koşullarda Batılıların "topal ördek" dedikleri bir iktidar görünümüyle nereye gidebilir?
       Keşke, parti liderleri bu gerçeklerden hareketle, toplumun özlemine yanıt verecek ittifakları siyasi kaygılardan uzak kurabilselerdi...
       Sol bunu başarabilse, merkez sağa da örnek olacaktı.



Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr