Seçim ve TÜSİAD

Seçim ve TÜSİAD

       TÜSİAD'ın Doç. Seyfettin Gürsel'e hazırlattığı "iki turlu dar bölge seçim sistemi" tartışmaya açılıyor.
       Türkiye'nin baharda erken seçime hazırlandığı, buna karşılık parlamentonun "istikrar"a yönelik "sistem" arayışından uzak durduğu bir ortamda, TÜSİAD'ın kamuoyuna "bilimsel bir seçenek" sunması önemlidir.
       Ortaya çıkan "simülasyon modeli"nde 18 Nisan'da karşımıza çıkacak iktidar seçenekleri, önceki gün bir toplantıda medya yöneticilerine ve yazarlara anlatıldı.
       TÜSİAD Başkanı Muharrem Kayhan ve Bülent Eczacıbaşı, bu çalışmayı, güçlü bir iktidar ve "merkezde konsensus" arayan Türkiye için salt bu seçimde değil, önümüzdeki dönemde de Meclis'in başvurabileceği bir "kaynak" olarak takdim ettiler.
       Açıkçası; TÜSİAD yönetimi, parlamentonun 18 Nisan'a kadar yeni bir seçim yasası yapabileceği konusunda umutsuz. Fazla iyimser değil.
       Buna rağmen, yaptıkları çalışma, siyasi partilere ve bilimsel kurumlara ileriye dönük fikirler verebilir.
       Zaten, modelin esası da, "seçimi hangi parti kazanır?" şeklinde bir eğilim yoklamasına dayanmıyor. Partilerin güçlerine dönük tahminden çok, Türkiye'nin sosyolojik gerçekleri karşısında, "istikrarlı bir yönetim nasıl çıkar?" sorusuna yanıt aranıyor.
       Doç. Seyfettin Gürsel'in "iki turlu dar bölge seçim sistemi simülasyon modeli"nde Türkiye 500 dar bölgeye bölünüyor.
       550 üyeli TBMM'de 500 milletvekili, tek sandalyeli dar bölgelerde iki turla belirlenirken, 50 üye de ülke genelinde nisbi sistemle seçilmektedir.
       Modele "Nisbi takviyeli iki turlu dar bölge" adı verilmesi bu yüzdendir.
       Ülke genelindeki 50 "takviyeli" sandalye, parti yöneticilerine, kimi uzmanları parlamentoya seçtirme olanağı sağlamaktadır.
       Ayrıca 50 sandalye için ülke barajı efektif olarak yüzde 2'ye indiğinden, "temsilde adalet" de bir ölçüde sağlanmış olmaktadır.
       Asıl hedefe gelirsek...
     "Yönetimde istikrar" amacı, iki turlu dar bölgeyle nasıl sağlanacak?
       Görünen gerçek şu ki; partilerin bugünkü güçleriyle tek başına iktidar, hatta ikili koalisyon olasılığı bile ufukta görünmüyor.
       Yürürlükteki sistemle, en yakın ihtimal üçlü koalisyondur.
       CHP ile MHP, bundan sonraki hükümetlerin müstakbel koalisyon ortaklarıdır.
       TÜSİAD'ın çalışmasında, mevcut seçim yasasıyla 18 Nisan'da tek parti iktidarı çıkmasındaki güçlük bu verilere dayandırılıyor.
       Fazilet için yüzde 35, DYP yüzde 36, ANAP yüzde 37, DSP yüzde 46, CHP ise yüzde 41 oy gerekmektedir.
       Mevcut sisteme similasyon model uygulandığında, merkez sağ ve solda oyların birleştirilmesi de, düşünülenin aksine "iki partili" iktidarı çıkarmıyor. Örneğin; ANAP - DYP ittifakına, parlamento çoğunluğu için gereken oy oranı yüzde 42'dir. Çünkü, bu tür ittifaklarda, öteki partilerin tek başına kalmayacağı, kendilerini korumak için işbirliği yapacakları hesaplanıyor.
       Örneğin, Fazilet'in MHP ile işbirliği, ya da CHP - DSP ittifakı biçiminde ANAYOL iktidarı çıkması için, gereken oy yüzde 44'lere kadar yükselmektedir.
       Bu tabloda, mevcut hükümetin iktidar şansı da düşüyor.
       ANAP - DSP'nin birlikte çoğunluğa geçebilmeleri için, Fazilet'in tek başına, DYP ile CHP'nin oylarını birleştirerek gittiği bir seçimde sandıktan yüzde 45'le çıkması gerekecek.
       İkili koalisyonda işleri en zor olan ise CHP ve DSP'dir.
       Sosyal demokratların birlikte iktidara gelebilmeleri için mevcut seçim sisteminde yüzde 48 oy gerekiyormuş.
       Araştırmacılar bu güçlüğü, sol oyların coğrafi olarak belli seçim çevrelerinde yoğunlaşmasına ve bir sandalye kazanmak için gereken ortalama oy oranının yükselmesine bağlıyorlar.
       Özellikle...
       Mevcut sistemde; ANAP - DSP, ANAP - DYP, DSP - CHP, FP - ANAP, FP - DYP ve FP - MHP şeklinde sıralanabilecek ikili koalisyon seçeneklerinin tümü, partilerin 1995 Aralık seçimlerinde aldıkları oyları ciddi oranda yükseltmelerine bağlı bulunuyor. Üçlü koalisyon iktidarları ise, mevcut sistemde daha gerçekçi görünüyor:
       FP - DYP - MHP, ANAP - DSP - CHP, ANAP - DYP - MHP koalisyonlarının şansı hayli yüksektir.
       Burada sorun, seçim sonuçları demokratik olsa da, birbiriyle yıllardır çatışan partilerin siyasal gerilime yol açmadan ülkeyi nasıl yönetecekleridir. Program ve kadrolar üzerindeki konsensus bir yana, istenmeyen bir "kriz" halinde TÜSİAD, "rejimin kesintiye uğraması" ihtimalini bile hesaba katmaktadır.
       Zoraki birlikteliklerin REFAHYOL döneminde Türkiye'yi 28 Şubat sürecine sürüklediğini gözardı etmeyelim.
       TÜSİAD bu yüzden mevcut sistemin öngördüğü olasılıklardan çok "iki turlu dar bölge"li seçimde, ikinci seçmenlerin yapacağı tercihlerin "merkezde yaratacağı çoğalmaya" güvenmekte böylece istikrarlı bir yapı çıkacağını varsaymaktadır. Tahminlerin aksine, ikinci turdaki tercihler, Fazilet gibi kendi "sadık" seçmenine sahip radikal partilerden çok, Türkiye ortalamasının temsilcisi olma özelliğine sahip "merkez" partilerine avantaj tanımakta, Doğu ve Güneydoğu'da "HADEP kazanır" tezlerini bir bir ölçüde çürütmektedir. Çünkü model, ittifakları özendirmektedir. TÜSİAD'ın simülasyon çalışmasında ilk turda gerçekleşecek ikili alternatifler şöyle sıralanıyor:
       ANAP -DSP (yüzde 36.5'le), ANAP -DYP (yüzde 37.5'le), DSP -CHP (yüzde 38'le), FP - ANAP, DYP- FP (yüzde 42'yle).
       Bu simülasyonda tek başına iktidar olasılıkları da daha kolay gerçekleşmektedir.
       Tabii sonuçlar tartışmaya açıktır. Zaten TÜSİAD da bunu amaçlıyor. Tartışılsın ki; parlamentolar güçlü hükümetler çıkarabilsin.
       Seçim seçimi doğurmasın."Krizler olmasın!"




Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr