Ya doğum kaydı bulunmasaydı

Ya doğum kaydı bulunmasaydı

Doğan HEPER

TÜRKİYE acaip bir ülke.
Aç dolaşırken bir anda trilyoner olabilirsiniz, tabii sayısal loto oynuyorsanız.
Kaldırımda yürürken üstünüze otomobil çıkar, ölebilirsiniz.
Veya daha da acaibi, sokakta karşıdan gelen bir kadın "A sen ne kadar da bana benziyorsun, öyleyse sen benim oğlumsun" diye tutturabilir.
40 yaşından sonra birden bire yeni bir aileye zorla sokulursanız, ayıklayın pirincin taşını.
* * *
BEŞİKTAŞLI Oktay'ın başına gelen Türkiye'nin dışında rastlanabilecek bir olay mı?
Oktay'ı TV'de seyreden Ankaralı Rabia Süslü'nün yüreği "cız" demiş, "İşte bu çocuk benim oğlum."
İçine öğle doğmuş.
Ama yalnız içine doğmakla da kalmamış.
Rabia Hanım: "Oktay diğer çocuklarıma, yani kardeşlerine de, bakın ne kadar benziyor" diye de tutturdu.
Kanıtlar kuvvetli değil mi?
Bu kadar ispat vasıtası yetmez mi?
Rabia Hanım iki gözü iki çeşme Oktay'a: "Seni gördükçe içim yanıyor" diye de içini döküyor. Boynuna sarılmak istiyor.
"Ben hayallerin değil, gerçeklerin peşindeyim. Gerçek olan da Oktay'ın benim oğlum olduğudur."
Ailenin reisi Ahmet Süslü de illaki DNA testi yaptıralım diye tutturuyor.
Müsaade etmezse, test Oktay'ın eli kolu bağlanıp, zorla yapılacak.
* * *
ALLAH kimseyi bu Oktay'ın yerine koymasın. Çıldırmak işten değil. Dünyada kaç kişinin başına bu kadar sıradışı, bu kadar saçma bir olay gelebilir?
İnsana piyangodan para çıkar, ev çıkar, otomobil çıkar ama aile çıkar mı?
Oktay'a çıktı.
Ama o, mevcut ailesinden memnun, bu ikramiyeyi istemiyor:
"Annem bu iddia nedeniyle hasta oldu. Çocuklarınız bana benziyor diye sizde saplantı olmuş, lütfen bu işten vazgeçin" diye Süslü ailesine yalvarıyor.
* * *
OKTAY, DNA teklifini de reddetti.
Allah'tan sonunda Oktay'ın doğumuyla ilgili Süleymaniye Doğumevi'nin raporları bulundu da komedi burada bitti. Peki belgeler ya bulunmasaydı...
Düşünebiliyor musunuz? Doğum belgeleri bulunmasa ve test yapılsa, Oktay bu aileden kurtulsa, peki arkasından başka bir aile aynı iddiada bulunsa, Oktay yine DNA yaptırsa kurtulsa, sonra başka bir aile daha çıksa, yeni bir DNA daha, sonra bir daha, bir daha...
Aklımız sana emanet Allah'ım...

CUMHURBAŞKANLIĞI Senfoni Orkestrası'nın yeni konser salonunun temeli atıldı.
Temel atma töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Demirel'in sözleri ilginç:
"Akşam olunca uyuyan bir Türkiye yerine, konser salonlarına giden, kültür eserlerinin ortaya konulduğu yerlere giden bir Türkiye lazım. 65 milyon Türkiye akşam saat 9.00'da uyumamalı... Onun içindir ki, kültür faaliyetlerinin Ankara'dan başlayarak bütün Türkiye'ye yayılmasını istiyorum ve kültürün birkaç büyük şehrin inhisarı olmaktan çıkmasını istiyorum."
"Konser salonlarını sadece Ankara'da, İstanbul'da, büyük şehirlerde değil, Türkiye'nin her tarafında istiyoruz. Çünkü konser salonları, insanları birbirine yaklaştıran, uygarlığa yaklaşkıran eserlerdir."
Cumhurbaşkanımız saat akşam 9.00'da uyuyan vatandaş istemiyor. Onun bu isteğini halkımız zaten yerine getiriyor. 9.00'da uyumuyor, uyuyamıyor. Kimin gözü saat 9.00'da uyku tutuyor ki?
Geçim sıkıntısı, istikbal endişesi uyku kaçırtıyor.
Yalnız bu cümlelerin dışında da bir gerçek var.
10 milyonluk koca İstanbul'da, adı konser salonu olan topu topu iki salon var. Cemal Reşit Rey ve Atatürk Kültür Merkezi.
Lütfi Kırdar da, İTÜ'nün Maçka'daki "G" anfisi de bu amaçla kullanılabiliyor ama onlar bizatihi konser salonu değil.
Öyleyse önce salonlar yapılacak, sonra halkımız uyumayacak, konserlere koşacak ve Çaykovski'nin "Uyuyan Güzel"ini uyumadan izleyecek.


Yazara EmailD.Heper@milliyet.com.tr