Tatil geldi. Haydi lobotomiye!

Fakat ben ne zaman bu fotoğrafları görsem tatilden ters yöne doğru kaçasım gelir. Son yıllarda nedense "Çalışalım! Yıkılana kadar çalışalım!" ekolünün izleyicisi hatta giderek savunucusu olmamdan kaynaklanmıyor bu. Yakında evin kapısına "Arbeit macht frei" yazacak kadar çok çalışmaktan da kaynaklanmıyor. Daha ziyade tatilin çalışmaktan daha yorucu bir şey olmasından kaynaklanıyor. Çünkü ben o fotoğrafa bakınca korkunç bir şey görüyorum. Kendimi oraya oturmuş gibi, yapacak hiçbir şey yokken duruyor gibi görüyorum. Ve işte bu durum bendenize bir felaketi çağrıştırıyor. Çünkü durmadan çalışan kafaları tatile salarsanız o kafalar orada da çalışıyor. "Onu doğru mu yaptım? Ötekine şunu yanlış mı dedim? Öyle mi yapsaydım? Böyle mi etseydim?"... Böyle bitmez tükenmez, insanın içini yiyen bin türlü düşünce. Ben ne yapayım beyaz kumları, egzotik kokteylleri. Delirir insan gibi geliyor. Bu yüzden işte tatil anlayışında bir çığır açılması gerektiğini düşünüyorum. Şöyle ki...Tatil acenteleri bizim gibi kafası bir türlü rahat durmayan insanlar için "geçici lobotomi" servisi sağlamalı. Tatile giderken giriyorsun acentenin ayarladığı hastaneye. Narkozu alıyorsun. Beyninin bir kısmını itinayla yerinden çıkarıyorlar. Oh mis gibi! Sonra artık gidiyorsun yatıyorsun kumlara, öyle boş boş bakıyorsun denize. Dönüşte bavullarla birlikte hemen hastaneye uğruyorsun, takıyorlar yine endişelerini yerine. Nasıl? Klişe kovasına batırılıp çıkarılmış tatil fotoğrafları vardır. Kadın veya adam tropik bir adanın beyaz kumları üzerindeki şezlonga uzanmıştır. Bir elinde, işte efendim egzotik içkisi, öteki eli deryalara dalmış gözünün üzerinde siper edilmiş. Velhasıl bir rahat, bir gamsız, tatilin tüm hücrelerine kadar somurma hali... Bu bir ahlaki mesele olarak mı düşünülmeli acaba? Yoksa içgüdüler ve doğa meseleyle ilgili ne demişse ona mı kulak vermeli? "Çocuklar kadınındır" demiş bulundum geçenlerde, "Olayın erkekle çok ilgisi yoktur". Yani bir adamdan o adama haber vermeden çocuk yapma hakkı vardır kadının. Eğer adamdan bir şey beklemiyorsa elbette. Her şeyi bir başına yapmaya cesareti ve takatı, herhangi bir şey talep etmeyeceğine dair sözünü tutacak onuru varsa kadının, erkeğe haber vermeli midir hamile kalırken? İlla ki mi yani? Erkekler çok sinirleniyor bu konuya. "Benim de istememe hakkım var" dedi biri. Bir diğeri, "Ben baba olmaya hazır hissetmiyorsam aldırılmalı çocuk" dedi. Ben de sinirlendim doğal olarak ve dedim ki:"Karın benim, çocuk da karnın içinde! Ne yapacaksın?"Çocuk karnın içinde büyüyor ve oluyorsa kadınındır demek isterim. Çocuk ve ev kadınındır! Daha sonra bu konu üzerine uzun yazacağım tahmin ediyorum. Ama şimdi kısaca şöyle bir şey söylemek istiyorum:Dün Milliyet'te yayımlanan Büyükanıt röportajı çok ilginçti. Ağar'ın Kürt sorunuyla ilgili "af çıkaralım" önerisi, koskoca Mehmet Ağar'ın bile "aforoz" edilebileceğini gösterdi. Ve Ağar belki de ilk kez "gayri meşru" bir zeminde durmanın neye benzediğini gördü. Yalnız kalmanın... Anlaşılmamanın... Merak ediyorum. Nasıl hissediyor acaba şimdi kendini? Yıllar yılı "bölücülükle" suçladığı insanlar gibi mi? Ve acaba televizyonlarda dönüp duran Ağar reklamları şimdi eski etkiyi yapabilecek mi? ecetem@hotmail.com Ağar 'bitti'. Şimdi reklamlar!