Ayrı takvimler

... Alaz Erdost, 12 Eylül’de, işkencenin kalelerinden Mamak’ta dövülerek öldürülen İlhan Erdost’un kızı. Sertaç Ekinci, Ankara’da, 1994’te kaçırılarak öldürülen avukat Yusuf Ekinci’nin kendisi gibi hukukçu oğlu. Ekinci, Erdost’a, zaman aşımı gerekçesiyle kapatılan 12 Eylül dosyasıyla ilgili yol ve yöntemleri anlatıyor. Başvuru yollarını özetliyor, kendi acısı azmış gibi özenle seçiyor cümlelerini: “Bu yola da başvuracağız ama hukuken umutlanma...” “Tamam” diyor, babasız büyümüş bir kız çocuğu, babasız büyümüş bir erkek çocuğuna...

Olağanüstü hal, nasıl oluyorsa geçmişe de yürüyebiliyor.
Olağanüstü halle geçen bir geçmişe.Ayrı takvimler
Kanun hükmünde kararnamenin verdiği yetkiyle, tek cümleyle kapanabiliyor dosyalar.
Son örneği; Cizre.
Cizre’de geçen hafta Hafıza Merkezi’nin ve Şırnak Barosu’nun avukatları, 7 yıldır devam eden bir soruşturma dosyasının akıbetini öğrenmek için adliyeye gitti.
Silahlı korumalarla uzun görüşmeler sonunda girebildikleri savcı odasında, dosyadan bir örnek almak istediklerini söylediler.
Dosya, 90’lı yıllarda bölgede kaybedilen, faili meçhule kurban giden 40’a yakın isimle ilgiliydi.
2009’da ailelerin yeniden başvurması üzerine açılan soruşturmada nasıl bir ilerleme kaydedildiğini görmek isteyen avukatlara, dosyadan örnek alabilecekleri, ancak vekâletname ya da yetki belgesi örneğini dosyaya koymaları gerektiği söylendi.
Avukatlar, alışkın adımlarla vekâletname ve yetki belgesi örneği almak için odadan çıktı.
5 dakika sonra dosyayı almak için savcılık kalemine gittiklerinde ise 7 yıldır, “gizlilik” kararı olmadan sürdürülen soruşturmanın dosyası için birkaç dakika önce savcının sözlü talimatıyla “gizlilik” kararı konulduğunu öğrendiler.
Odasında dosya örneği alınabileceğini söyleyen savcı, odadan avukatlar çıkar çıkmaz, OHAL KHK’sının verdiği yetkiye dayanarak, dosyaya gizlilik kararı koyduvermişti.
Zaman aşımı riski altında bulunan, zaten bunca yıldır üzerinde kalem oynatılmamış, Cizre’deki kayıp ve faili meçhullerin neredeyse tamamını ilgilendiren dosya gizlilik gölgesinde şimdi.
O gölge sadece Cizre’nin üzerinde değil.
O gölge, uzun bir zamanın üzerinde, zaman aşımı gölgesiyle birlikte dolaşıyor.
***
Alaz Erdost’la, Avukat Sertaç Ekinci bir süredir bir dosyanın üzerinde çalışıyor.
Alaz Erdost, 12 Eylül’de, işkencenin kalelerinden Mamak’ta ağabeyi Muzaffer Erdost’un gözünün önünde dövülerek öldürülen İlhan Erdost’un kızı.
Sertaç Ekinci, Ankara’da, 1994’te kaçırılarak öldürülen avukat Yusuf Ekinci’nin kendisi gibi hukukçu oğlu.
Ekinci, Erdost’a, zamanaşımı gerekçesiyle kapatılan 12 Eylül dosyasıyla ilgili yol ve yöntemleri anlatıyor.
Başvuru yollarını özetliyor, kendi acısı azmış gibi özenle seçiyor cümlelerini:
“Bu yola da başvuracağız ama hukuken umutlanma olur mu, yapmamız gerekiyor bu başvuruyu.”
“Tamam” diyor Alaz Erdost, babasız büyümüş bir kız çocuğu, babasız büyümüş bir kadın, babasız büyümüş bir erkek çocuğuna, babasız büyümüş ve inadına yürekli bir hukukçu olmuş avukata “Tamam, anladım, zaten ne bekleyeceğim ki?” diyor.
Ne bekleyecek ki?
Bunca yıl, “Anayasa’nın geçici maddesi var, 12 Eylül darbecileri hakkında dava açılamaz” sözlerini duyduktan sonra ne bekleyecek?
“Geçici madde kaldırılıyor, darbecileri yargılayacağız” sözlerini duyup, yargılanan darbecilerin davası zaman aşımından düştükten sonra ne bekleyecek?
Savcılık, “Geçici maddeyle yargılanmaları yasaklanmışsa da zaman aşımı işlemeye devam eder, yargılama yasağı kalktıktan sonra da zaman aşımı süresi doldu, ne yapalım?” diyerek babasının ölümünün, Mamak işkencelerinin dosyası zaman aşımına sokulduktan sonra ne bekleyecek?
Yani işkenceci Raci Tetik’in, “Birkaç tane vurun diyordum” sözleri, Türkçe bilmeyen Kamber Ateş’in annesinin, oğlu dayak yemesin diye, “Kamber Ateş nasılsın?”dan ibaret görüş sohbeti, Yılmaz Cerek’in vücudundaki işkence izleri, İlhan Erdost’un ince sızan kanları dururken ve elinde kupkuru, üç satır “zaman aşımı” kararıyla bakarken, ne bekleyecek?
***
Yusuf Ekinci’nin dosyasıyla ilgili dava görülüyor hâlâ.
“Biz öldürdük” sözleri dikkate bile alınmayan çetenin tetikçisi Ayhan Çarkın’ın ne yaptığıyla artık kimse ilgilenmiyor.
Herkesin kimin öldürdüğünü bildiği insanların katilleri rahat rahat dolaşıyor ortalıkta.
Onca yıl geçti, 8 yıl kaldı zaman aşımına.
Herkesin bildiğini kimse görmüyor. Kanıksamış bir ülke burası zira.
En çok darbe lafı edilen, en çok “darbe karşıtının” olduğu ama darbeyi yapan, darbenin taşlarını döşeyenlerin sürekli affedildiği, üzülmek istenmedikleri bir sınır bilmez, ne yaptığını bilir kanıksanmışlık.
***
Herkesin bir umut yüzünü çevirdiği Anayasa Mahkemesi de geri kalır mı?
12 Eylül döneminde işkence gördüğü ve öldürüldüğü artık tanık ifadeleriyle sabit olan Nurettin Yedigöl’ün dosyasını kapatan savcılık kararını değerlendiriyor.
“Evet” diyor mahkeme, “İşkence var, öyle gözüküyor.”
“Ancak bireysel başvuru yolu açılmadan önceye ait bu deliller, değerlendiremem” diye ekliyor.
Ailenin son başvurusu, bireysel başvuru yolu açılıp, dosyaları savcılık tarafından yeniden kapatıldıktan sonra.
“Ama bu tarihten sonra yapılan başvuruda da yeni kanıt yok, önceki kanıtlar bunlar, zaman aşımına girmiş” diyor bu anımsatıldığında.
Anayasa Mahkemesi yolu da kapanıyor.
Sonra birileri çıkıp, “Neden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorsunuz?” diyor.
Babaları cezaevinde öldürülmüş, babaları kaçırılıp infaz edilmiş, babalarının kemiklerini arayan ve ölüp ölmediğini bile hâlâ bilmeyen insanlara sanki bir başka yol varmış gibi yüksek tonlardan soruluyor.
Sanki kanatlarını,
kollarını açmış bir yargı hesap sormak ve adalet için olanca gücüyle çalışacakmış gibi tek yolu AİHM kalmış, oradan ne karar çıkarsa çıksın boynu bükük kalacağını bilen insanlar, artık kendilerini de bırakmış, çocuklarına, yeğenlerine, torunlarına adalet için mücadele etmek gerektiğini son bir nefes öğretiyor. Ayrı, apayrı takvimler işliyor.
Bir taraf, tek nefeste, adalet peşinde ömrünü tüketiyor.
Aynı tarafta olması gerekenler zaman yensin diye hafızayı adaletsiz bir sabırla bekliyor.
Bu yüzden işte adalete olan inanç yaprak yaprak dağılıyor.