Başarılı olmanın sırrı rezilyant olmaktan geçiyor!

13 Ekim 2021

Rezilyans kavram açıklaması olarak; esnek, dayanıklılık ve sağlamlık olarak ifade edilir. Pek çok alanda kullanımı mevcut olmakla birlikte öğrenilebilen bir beceridir. İnsanlar yaşamın farklı zamanlarında çok çeşitli stres faktörleriyle karşı karşıya gelmektedir. Böyle zamanlarda güçlü kalmayı başarabilen bireylerin iki önemli özelliği; esneklik ve toparlanabilme becerileridir. Yaşamda karşılaşılacak her türlü zorluğa karşı baş edebilme stratejilerini geliştiren bireyler, değişen stres koşullarına daha hızlı adapte olurlar. Neden başarılı insanların bir başkasına karşı daha dayanıklı olduğu sorusu açık bir yanıta sahiptir. Kurumsal hayatta; teknoloji, iş modelleri, çalışma prensibi, liderlik ve yönetim stratejileri gibi değişimlere uyum sağlayabilenler ayakta kalıyor ve geleceğini şekillendirebiliyor. Hızlı adaptasyon, esneklik, dayanıklılık ve zorluklarla başa çıkma becerilerinin bir arada açıklandığı rezilyans yeteneği, pek çok başarılı ve mutlu insanın referans kaynağıdır.

Rezilyans kavramı, iş yaşamına rekabetin dahil olmasıyla çok daha ayrıcalıklı bir beceri haline dönüşmüştür. Etkin bireyler karşılaştıkları çevresel çalkantılara rağmen işlevselliklerini devam ettirme becerisine sahiptirler. Kriz ve beklenmedik ani gelişen olaylarda sürdürülebilirlik ve ayakta kalma becerisi önemli bir yetenektir. Rekabet ortamında avantaj sağlanmasının bir diğer başarı anahtarı da ilişkilerde saklıdır. İlişkisel yaklaşımı güçlü tutabilmek başarılı olmayı öngörür. Söz konusu ilişkiler üzerinde karşılıklı güven ve takım ruhunu oluşturabilmek önemli kriterler arasındadır. Başarı yalnızca iş faaliyetlerini devam ettirme anlamı taşımaz. Beklenmeyen değişimler karşısında güçlü olabilmek, güncel görüşler sunabilmek, olumsuzlukları tolere edebilmek, bilgi ve beceri konusunda sınırsız olabilmek ve yıkıcı olaylar karşında esnek olabilmek yükselen bir başarıyı destekler. İş hayatında sorunlarla başa çıkmak için bir zihniyet değil, kısa süreli çözümler üretildi. Bu durum genellikle yarıda bıraktı. Psikolojik sermaye kullanımının keşfedilmesiyle birlikte, kalıcı başarıya giden yol ivme kazandı. Olumlu ve bu gerçekçi bakış açısı kurumlar için çok kıymetli noktaya ulaşmıştır. Rezilyans toksik bir pozitiflikten öte bir beceridir.

Rezilyans çok boyutlu ve dinamik bir süreçtir. Doğru bir değişime, dengeli şekilde adapte olabilmek hayatı da kolaylaştırmaktadır. Duygu, düşünce ve davranışları dengede tutmayı başarabilmek ruhsal anlamda iyiliğe işaret eder. Zorlu zamanlarda değişime uyum sağlama, belirsizliklere alternatif düşünceler geliştirme ve güçlüklere karşı ilerlemeye devam etmek gibi başlıklar kişinin kendisini geliştirme yeteneğiyle ilgilidir. Daha öncesinde yaşanmış stresli durumların atlatılması, ileriye yönelik bir garanti sunmamaktadır. Ancak, kişinin rezilyant olması bir sonraki stres durumundan başa çıkabilme olasılığını arttırmaktadır. İnsanların hayatında çok büyük değişiklikler olur. Bunlara kayıplar, hastalıklar, ayrılık ve iletişim sıkıntıları gibi durumlar örnek gösterilebilir. Kurumlarda kendi zorluklarını ve değişimlerini yaşıyorlar. Değişim kendi zorluğuyla birlikte gelir. Bireysel ve kurumsal rezilyansta ögeler aynı olsa bile stratejilerde farklılıklar görülür. En büyük olumlu taraflarından bir tanesi de öğrenilebilir olmasıdır.

Zihindeki hiç bitmeyen akış çoğu zaman farkındalığı azaltır. Otomatik pilottan çıkıp etrafta neler olup bittiğinin farkına varılması kontrollü bir hayatı açıklar. Bu kontrollü ve bilinçli farkındalık, ruhsal ve akademik başarının anahtarlarından biridir. Anda kalmak sağlamlık ve esneklik becerileriyle birleştirildiğinde başarıya bir adım daha yaklaşılır. Rezilyans güçlü değil, dayanıklı olma halidir, zorluklardan büyüyerek ve güçlenerek ayağa kalkma zihniyetidir. Bu zihniyet bir defa benimsendiğinde çok daha dayanıklı hale gelir.

Uzm.Kln.Psk.GÖKŞEN KÜBRA TÜRKMEN

Yazının devamı...

DEHB

23 Ağustos 2019

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), fazla hareketlilik, dürtü yetersizliği ve dikkatin kısa süreli yaşanmasına sebep veren bir bozukluktur. Çocuk ve yetişkin hayatında da oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. DEHB ayrı iki alandır ve bu alanlardaki çocuklar üç grupta incelenir. Bunlar ise; dikkat sorunları, dürtüsellik ve hiperaktiviteyi birlikte yaşayan, sadece dikkat sorunu yaşayanlar ve aşırı hareketlilik ve dikkat sorunu yaşayanlardır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çocuk ve yetişkin hayatında oldukça sık karşılaşılan bir durumdur.Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğunun ortaya çıkmasında; biyolojik, genetik, psikososyal ve ailesel etmenlerin rol oynadığı belirlenmiştir. Beyinde bazı kimyasal maddelerin eksikliği de bu hastalığın görülmesine yol açmaktadır. Her türlü toplumda ve kültürde görülebilen bir rahatsızlıktır. Kişinin sosyal ve günlük hayatında sıkıntılar yaşamasına neden olmaktadır. Dikkat bozukluğunundalgınlık ya da hayal kurma gibi eşlik eden belirtileri de mevcuttur. Çocuklarda tanı konulması üç aşamada gerçekleşmektedir. Bunlar; çocuğun klinik anlamda değerlendirilmesi, aile ve okul yaşantısı öyküleridir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde psikososyal ve tıbbi girişimleri içeren çok yönlü programlar kullanılmaktadır. Ailenin erken gözlemleri sonucunda bir uzmana başvurması sürecin kısa sürede tedavi edilmesini sağlayacaktır. Bu süreçte aileye ve çocuğa verilecek olan psikoeğitimle birlikte, hastalığın ne olup, ne olmadığı konusunda kişiler bilinçlenmektedir. Ailelere tutarlı davranmanın bu süreçteki etkisi detaylı olarak anlatılmaktadır.

Dikkat Eksikliğinde Görülen Belirtiler Nelerdir?
Bireyde gayret gerektiren işlerden kaçma durumu görülür. Bunlar genellikle ev ödevi, spor, okul aktiviteleri ya da ev işleri gibi durumları kapsamaktadır.
Kişiler belirli bir işe, olaya ya da duruma odaklanmada sıkıntı yaşar.
Kişinin kendisiyle konuşulurken, dikkatte kayma görülebilir.
Gündelik görevlerde unutkanlıklar yaşanabilir ya da görevler için gerekli olan eşyalarda unutmalar görülebilir.

Yazının devamı...

Çocuklarda Dil Gelişimi

16 Aralık 2018

Dil gelişimi; sözlü iletişim becerilerinin uyumlu şekilde kullanılmasını kapsayan bir süreçtir. Konuşma, çocuğun isteklerini sözsel olarak ifade edebilme yeteneğidir. Ebeveynler, çocukların temel düzeyde iletişim kurma becerilerini destekleyecek ve geliştirecek çeşitli yöntemler uygulanabilir. Kitap okumak çocuğun hayal gücünü ve kelime haznesini güçlendirecektir. Böylelikle çocuk, kendini ifade edebilmesi için gereken sözcükleri kolaylıkla seçip kullanacaktır. Doğa gezilerinde, oyun parklarında, müzelerde, aile ziyaretlerinde, alışverişlerde ya da evde otururken çocuklarla daima iletişim halinde kalıyor olmak dil gelişimine fayda sağlayacaktır. Ayrıca nesnelerin isimlerini ve ne amaçla kullanıldıklarını sürekli olarak anlatmak yararlı olacaktır.

Doğumdan itibaren ilk 3 aylık sürede bebekler genellikle çevrede duydukları sesleri dinler. Bu aylarda bebeğe şarkılar söylemek ve uygun tonda konuşuyor olmak dil gelişiminin başlangıcına yarar sağlayacaktır. 1 yaşına gelene kadar taklit oyunları oynamak ve sorular sorarak konuşturmaya çalışmak eğlenceli öğrenmeye yardımcı olacaktır. Bununla birlikte resimli hikayeler okumak da nesneleri kavramasında kolaylık sağlayacaktır. 1 yaştan sonraki dönemlerde iki sözcükle kendini ifade etme dönemi başlar. Bu dönemde çocuğun merak duygusunu tatmin edecek cevaplar vermek önemlidir. 2 yaşından sonraki dönemlerde ise çocuk ilkel cümleler kurmaktan çıkar ve kendini ifade edecek daha anlamlı cümleler kurar. Bu süreçte de çocuğa bilişsel ve zihinsel gelişimini destekleyecek aktiviteler yapabilir. Yaşına ve gelişimine uygun kitaplar okunup hayal gücünü geliştirecek sorular sorulabilir.

Dil gelişimi desteklendikçe gelişir. Bu süreçte çocuğa, teşvik edici yöntemler uygulamak oldukça fayda sağlamaktadır. Çocuğun sözlü olarak kendini ifade edebilmesi öğrenme sürecini de kolaylaştıracaktır. Çocuk dil gelişimini yeterli düzeyde gördüğünde konuşmaya başlayacaktır. Bu bağlamda çocuğa karşı cesaretlendirici davranmak ve bu süreçte anlayışlı olmak oldukça önemlidir.

Yazının devamı...

Negatif Düşüncelerden Kurtulmanın 5 Yolu

15 Aralık 2018

Hiç zihninizi meşgul eden şeyleri uzaklaştırmakta zorlandığınız ya da olumsuz düşünceleri zihninizde sürekli tekrarladığınız oldu mu? Çoğu insana hiç de uzak gelmeyen bu sorular rumination olarak tanımlanmaktadır. Kısaca düşüncelerin tekrarlayıcı bir şekilde zihinde dönüp durması anlamına gelmektedir. Negatif düşüncelerin günlük hayatınızda zihninizi sürekli işgal etmesi sağlığınız açısından oldukça zararlıdır. Bu düşüncelerden kurtulmak için uygulanabilecek temel yöntemlerden bazıları şunlardır.

Nasıl Engelleyebiliriz?

Olumsuz düşüncenizi tanımlayın ve durumun farkına varın

Öncelikle zihninizde sürekli tekrarlamış olduğunuz olumsuz düşünceyi tanımlamakta, farkına varmakta ve kabul etmekte fayda var. Kendinize karşı dürüst olun ve bakış açışınızın doğruluğunu test edin. Günlük hayat içinde zihnimiz bir çok düşünce üretir ve bu düşüncelerin her birinin olumlu olmasına imkan yok. Negatif düşünceler için ise bir felaket senaryosu düşünerek kendinize Daha kötü ne olabilir ki? sorusunu yöneltin. Bu sorunun yanıtını aramak çoğu zaman tekrar eden olumsuz düşüncelerinizin etkisini azaltmaktadır.

Mola, mola, mola…

Kendinize rumination yapabilecek özgür alanlar yaratın. Farklı zamanlarda zihninizi sürekli olumsuz düşüncelerle meşgul etmek yerine bunu kendi belirlediğiniz zaman aralıklarında yapın. Sonrasında günlük hayatınıza devam edin. Böylelikle bu durum siizn için bir süre sonra gülünç ve sıradan bir hal alacaktır.

Neden böyle olaylar hep benim başıma gelir? Sorusundan vazgeçin

Tüm sorunları sırtınıza yüklediğiniz bu sorudan hemen uzaklaşın. Hayatın her daim tozpembe olmadığını ve karşınıza olumsuzluklar da çıkartabileceğini kabul edin. Sonuçta her şeyin mükemmel olduğu bir hayat sanıldığı kadar heyecan vermeyecektir. Bu durumu kabul ettiğiniz zaman bu durumla baş etmeniz de o ölçüde kolaylaşacaktır.

Yazının devamı...