AB'de çıplak gerçek: Top bizim sahamızda!

AB'de çıplak gerçek: Top bizim sahamızda!


BRÜKSEL


       Katılım Ortaklığı Belgesi... Türkiye'nin Avrupa Birliği yolundaki kritik dönemeçlerden biri. İçinde bizim kısa ve orta vadeli ev ödevlerimiz yazılı. Tam üyelik için Türkiye'nin hangi duraklardan geçerek görüşme masasına oturacağını gösteren bir AB Komisyonu belgesi.
       Belgenin anlamı mı?..
       Belki üç sözcükle özetlenebilir:
     Top bizim sahamızda!
       Türk diplomasisinin geçen temmuz ayından beri kapalı kapılar arkasında kuyumcu titizliğiyle verdiği mücadelenin de katkısıyla şekillenen Komisyon belgesi işte bu yalın gerçeği anlatıyor.
       Elbette hafife alınmayacak diplomatik incelikleri var bu belgenin. Ancak bunları günlük dile çevirdiğiniz vakit Türkiye'ye diyor ki:
     "Bunları yapmazsan AB'yi unut!"
       Ankara da bu gerçeğin tabii ki farkında. Topun artık kendi sahasında olduğunu biliyor.
       Nitekim Dışişleri'nden üst düzeyde bir yetkili dün sabah AB Komisyon'undaki Komiserler toplantısından önce şöyle diyordu:
       "Katılım Ortaklığı Belgesi şöyle ya da böyle çıkabilir. Sonuç olarak dünya başımıza yıkılmaz. Kürt, Kürtçe ya da azınlık demez. Bunların yerine kültürel haklardan bölgesel farklılıklardan söz eder. Az ya da çok kuvvetli ifadelere yer verebilir. Bunlar küçümsenemez tabii. Hepsinin psikolojik etkileri olabilir. Kimi caydırıcı, kimi harekete geçirici sonuçlar doğurabilir. Hepsi mümkün. Ancak diplomatik deyimlerin ardındaki gerçeği artık hepimiz gayet iyi biliyoruz: Top bizim sahamızda! Bunun için neleri yapmamız gerektiğini biliyoruz."
       Yapabilecek miyiz?
       Neyi nereye kadar?..
       Bu soruların yanıtlarına değinmeden önce Türk ve Yunan diplomasisinin dün son ana kadar verdikleri mücadeleye işaret etmekte yarar var. Çünkü bu mücadele Katılım Ortaklığı Belgesi'yle bitmeyecek.
       Devamlılığı olan bir mücadele bu.
       Ve Türkiye'nin Avrupa yolundaki bütün duraklarında etkisini ağırlıklı biçimde hissettirecek bir mücadele...
       Bu aşamada Atina'nın perde arkasındaki çabası tek bir noktada toplandı: Kıbrıs ve Ege'yi Türkiye'nin tam üyelik görüşmeleri açısından önkoşul haline getirmek...
       Yunanistan'da muhalefetin baskısı altındaki Başbakan Simitis, Kıbrıs ve Ege'yi Katılım Ortaklığı Belgesi'nde kısa vadeli hedefler ya da öncelikler bölümüne sokturmak için kavga verdi. Türkiye ise bunu giriş bölümündeki ilkeler çerçevesinde tutmaya, yani Helsinki zirvesi kararlarını esas almaya gayret etti.
       Haklıydı Ankara.
       Nitekim, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Komiseri Verheugen de bunu teslim ettiği için belgeyi bu bakımdan Ankara'nın istediği gibi hazırladı. Yani Atina'yı rahatsız etti.
       Ankara ise diken üstündeydi!
       Güvenemiyordu. Bir son dakika golü yemek istemiyordu. O yüzden dün sabah AB Komisyonu'nda yapılan Komiserler toplantısı dahil teyakkuz durumuna son vermedi. Dışişleri Bakanı Cem'le Verheugen arasındaki telefon diplomasisi varlığını korudu.
       Ancak Yunanistan dün sabahki Komiserler toplantısında son kez bastırdı ve kendi hedefinin bir bölümünü gerçekleştirdi. Kıbrıs'ı girişteki ilkeler bölümünden çıkartıp kısa vadeli öncelikler bölümüne aktardı.
       Buna karşılık Türk - Yunan sorunları, yani Ege Türkiye'nin istediği gibi yine belgenin giriş bölümünde kaldı.
       Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili değişikliğe karşı çıkması, bununla Helsinki çerçevesi dışına taşıldığını savunması ve tepki göstermesi haklı bir tutum...
       Ama pratikte ne değişir?
       Bir şey değişeceğini sanmıyorum. Kıbrıs'ta Türk ve Rum taraflarıyla, Türkiye'yle Yunanistan arasında bilek güreşi bundan böyle sürüp gidecek.
       Dün öğle vaktine kadar Brüksel'de, AB Komisyonu'nda yaşanan diplomatik kavga ve cambazlığı geçelim.
       Hayat devam edecek!
       Sözü uzatmak gereksiz.
       Diplomasinin incelikleri tabii önemli. Bunun için verilen diplomatik savaşlar da elbette saygıya değer. Ama demin de belirttiğim gibi, belgedeki diplomatik kalıpların arkasındaki gerçeği görmek zorundayız.
       Bu gerçek çok yalın!
       Gizlisi saklısı yok.
       Demokratikleşeceğiz. Hukuk devletinin gereğini yapacağız. İnsan hakları sicilimizi düzelteceğiz.
       Başka?
       Yunanistan'la sorunlarımızı halledeceğiz. Ege'yi barış gölüne dönüştüreceğiz. Kıbrıs'ta kalıcı ve hakça çözümü yakalayacağız.
       Bunlar olmadan Avrupa olmaz!
       Bunlar olmadan tam üyelik görüşmelerinin kapısı Türkiye'nin yüzüne kapalı kalır.
       2001 yılı için kolları bir an önce sıvayalım. Ekonomideki reformcu atılım ruhunu bir an önce demokrasi ve hukuk devleti alanında da canlandıralım.
       Başka çare yok.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr