ABnin anlaması gereken!

Fakat buna pek fazla ihtimal vermediğimi de eklemiştim.Ankaranın havası da böyle.Ancak bir tedirginlik var.Haklı bir tedirginlik bu.Çünkü ABden öyle bir hava yayılıyor ki, sanki Türkiyeye müzakere tarihi verildi mi, her şeye evet denecek, her türlü koşul sineye çekilecek.Yok böyle bir şey.Doğru değil bu.Eğer ABnin büyükleri ya da dönem başkanı olarak Hollanda böyle bir izlenime kapıldılarsa, hata ediyorlar. Türkiye açısından her şey müzakere tarihiyle başlayıp onunla bitmiyor.AB eğer 17 Aralıka kadar bu yanlışta ısrar ederse, ipler beklenmedik şekilde kopabilir. Ankarada önceki gün yapılan devlet zirvesi ile Başbakan Erdoğan-Dışişleri Bakanı Gül ekseninde esen hava tam bir kararlılığı yansıtıyor.Başkent kulisinden edindiğim izlenimler öyle ki, 17 Aralıkta Türkiye mümkün olabildiğince temiz, günlük deyişle kemiksiz bir müzakere tarihi bekliyor.Tersi, işleri karıştırabilir.Kimsenin temenni etmediği bir kopuş, beklenmedik bir kırılma yaşanabilir 17 Aralık zirvesinde.Yüksek kulisin nabzı özellikle son birkaç gündür iyi atmıyor Ankarada. Konunun içinde ve Dışişleri Bakanı Gülün de yakın çevresinde olan üst düzeyde bir diplomatik kaynak, Brüksele uçmadan önce dün öğle vakti şöyle diyordu:"Müzakere tarihi demek değil her şey. Aynı zamanda müzakerelerin de bir kere başlayınca sıhhatli yürümesi lazım. Hollandanın dönem başkanlığını başarıyla noktalaması için bizden gelen önerileri de göz önünde tutması gerekiyor. Ama bunu şu ana kadar yapmadı. Çıkacak metni bizim açımızdan mümkün olabildiğinde flulaştırma, belirsizleştirme çabası içindeler. Oysa biz olabildiğince berrak bir karar istiyoruz. Bize doğrudan söyleyemediklerini, arkadan dolanıp söylemeye kalkışıyorlar. Örneğin Avrupa Parlamentosu raporuna atıfta bulunuyorlar. Yani yeni yeni usuller ihdas ediyorlar. Böyle şey olmaz."Şu sözler de aynı kaynağın:"Sürekli koruma hükmünün AB ilkelerine aykırılığını her seferinde vurguluyoruz. Pek etkilendikleri yok. Türkiye olarak sonunda her şeyi yerine getirsek de, onlar Bakalım biz sizi hazmedebilecek miyiz? diye bir açık kapı bırakmak istiyorlar. Gerekçe olarak da Siz Malta değilsiniz! demeye getiriyorlar. Nerede kaldı objektif ilkeler? Biz bir zamanlar Türkiye olarak özel koşullarımızdan söz eder, anlayış talep ederdik. Onlar da objektif ilkeleri öne sürerlerdi. Şimdi roller değişti anlaşılan. Şark kurnazlığı içinde hareket eden onlar..."Kıbrısa gelince...Özetle şunları söylüyor:"Öyle bir hava estiriliyor ki, 17 Aralıkın eşiğinde bir tek tarih uğruna sanki kolumuzu bükecekler ve Kıbrıs Cumhuriyetini bize tanıtacaklar. Oysa müzakere tarihi ve müzakerelerin açılımı için böyle bir önkoşul söz konusu değil, olamaz da. Ankara Antlaşmasının ve Gümrük Birliğinin yeni üyelere de teşmil edilecek şekilde yenilenmesi ya da bununla ilgili protokolün imzalanması konuşulabilir. Ama müzakere edilmesi gereken bu konunun 17 Aralıka kadar yetişmesi mümkün değil. AB öyle bir hava estiriyor ki, sanki Kıbrıs sorunu çözüldü ve tek sorun Türkiyenin Güneyi tanımasına kaldı. Böyle bir durum yok ki. Kıbrıs henüz çözülmedi. Çözümsüzlüğün altındaki imza ise Kuzey değil, Güney Kıbrıs. Mağdur durumda olan da Annan Planına büyük bir çoğunlukla evet diyen Kıbrıslı Türkler..."Aynı kaynak şunları ekliyor:"Özellikle Kıbrısla ilgili olarak ABden öylesine sinyaller gelebiliyor ki, insan bazen kendi kendine bunlar vicdan ve adalet duygusundan bu kadar yoksun mu diye sorabiliyor. Ya da acaba Türkiyeyi çileden çıkarıp, Alın başınıza çalın! dedirtmek isteyenler mi var perde arkasında diye düşünüyor insan bazen. Ama biz soğukkanlı kararlılığımızı devam ettireceğiz."ABnin anlaması gereken nedir?Yinelemekte yarar var.Tek başına müzakere tarihi Ankara açısından her şey demek değil. Müzakerelerin sağlıklı yürüyebilmesi ve hedefine ulaşabilmesi için olmadık koşullarla suyu bulandırmaktan kaçınması gerekiyor ABnin...Bunun için zamanı var ABnin.Başbakan Erdoğanla Dışişleri Bakanı Gül bugün Brükseldeler. Onların sözlerine kulak vermek, 17 Aralıkta büyük bir tarihi yanlıştan sakınmak için şart gözüküyor.Bizden söylemesi... h.cemal@milliyet.com.tr Ahmaklık üstüneydi dünkü yazım. Avrupa Birliği eğer Türkiyenin evet diyemeyeceği bir zirve kararını 17 Aralıkta masaya koyarsa, bunun tarihi bir ahmaklık olacağını belirtmiştim.