Allah kolaylık versin Yunanlı kardeşlerime!

Yunanistan’ın halleri gerçekten içler acısı, feci. Öylesine bir yoksullaşma girdabının içinde ki, düşmekte olduğu cehennem kuyusunun dibi hâlâ gözükmüyor. Bizim krizler bunun yanında hava cıva gibiydi. Ekonomi şakaya gelmiyor, hesapsız kitapsız gitmiyor.

Yunanistan’ın halleri gerçekten içler acısı, feci. Öylesine bir yoksullaşma girdabının içinde ki, düşmekte olduğu cehennem kuyusunun dibi hâlâ gözükmüyor.
Ekonomi geçen yıl yüzde 6.8 küçüldü. Bu yıl da yüzde 4’lük bir ekonomik küçülme bekleniyor.
İşsizlik patladı, yüzde 21’e çıktı. 25 yaş altındaki genç işsizliği korkunç, yüzde 50’ye yaklaşıyor.
Son üç yıl içinde, özel sektörde işini kaybedenlerin sayısı 500 bin civarında.
5’le 15 kişinin istihdam edildiği 30 bin küçük işyeri kapanmış durumda.
Ücret ve maaşlar, emekli ödemeleri tırpan üstüne tırpan yiyor, ama yine de yetersiz karşılanıyor.
Dışarıdan son talep:
Asgari ücrette yüzde 22’lik bir indirim daha yapılsın!
Atina’da savaş manzaraları!
Her gün güvenlik güçleriyle çatışma, her gün kana boyanan protesto gösterileri bitmek bilmiyor.
Yunanistan ne yazık ki Avrupa’da intihar olayları açısından da birinci sıraya tırmanmış...
Ayrıca, çok uzun yıllardır ilk kez dışa göç vermeye başlamış...
Avrupa Birliği, özellikle Almanya büyük bir tepki ve düşmanlığın hedefi haline getirilmiş durumda.
Almanya’nın acımasız tutumuyla Yunanistan’ı uçurumun kıyısına ittiğine dönük inanç kamuoyunda gittikçe yaygınlaşıyor.
Alman Başbakanı Angela Merkel’in Hitler üniformalı maketleri, Alman bayrakları Atina’nın göbeğinde yakılıyor göstericiler tarafından...
Almanya Maliye Bakanı Schaeuble birkaç gün önce, “Yunanistan’da seçimler ertelensin ve bir teknokratlar hükümeti kurulsun” deyince yine kıyamet koptu, Cumhurbaşkanı Papoulias, “Onlar da kim oluyormuş, Yunanistan’a akıl veriyormuş” dedi.
AB’den, IMF’den gelen acı reçete ve yapısal reform talepleri bitmek bilmiyor. Ayrıca AB başkentlerinin her birinden de farklı sesler duyuluyor.
AB’den kulağa gitgide daha gürültülü biçimde çarpan sese gelince:
“Bırakalım bu Yunanistan’ı ne hali varsa görsün. Anlaşılan, tam dibe vurmadan aklı başına gelmeyecek.”
Özellikle Almanya’dan duyulan bu ses, Yunanistan’ın ‘Euro bölgesi’nden çıkmasının daha iyi olacağını, böyle kendi paraları Drahmi ile istedikleri gibi oynayacaklarını söylüyor.
Yunanistan’ın derdi, çok uzun yıllar kendi olanaklarının ötesinde yaşamış olması.
Günlük deyişle:
Ayağını yorganına uzatmamış olması... AB’nin bol kepçe fonlarıyla yan gelip yatmış olması, ekonomisinin yapısal zaaflarını görmemiş olması...
Mali disipline boş veren, hesabı kitabı tutmayan ya da iki yakası bir araya gelmeyen devlet bütçesiyle gününü gün eden Yunanistan’da, epey yozlaşmış ‘siyaset sınıfı’nın popülizm batağına saplanması da bu ülkenin bir başka talihsizliğiydi.
Şimdi bu siyaset sınıfına içte ve dışta hiçbir güven kalmamış durumda.
AB’si, IMF’si, Atina’da verilen sözlerin çoktandır tutulmadığı, öngörülen koşulların yerine getirilmediği görüşünü taşıyor.
Gerçek payı elbette büyük.
İçte ise mevcut siyaset sınıfı bitmiş durumda. Seçim araştırmalarında tüm partiler perişanları oynuyor.
Sol bin parça.
Demokratik Sol, Komünistler, Radikal Sol ve Pasok diye dörde bölünmüş durumdalar.
Daha birkaç yıl öncesinin iktidar partisi, Yorgo Papandreu’nun Pasok’u yüzde 8 oy oranıyla nal topluyor.
Nisan ayındaki genel seçimler ertelenmez de yapılırsa, en iyi ihtimalle, oyu bugün yüzde 31’de seyreden merkez sağdaki Yeni Demokrasi partisiyle sol arasında bir koalisyon umut ediliyor.
Ama zihinleri burgaç gibi oymaya devam eden soru varlığını koruyor:
Eski siyaset sınıfı, Yunanistan’ı düşmekte olduğu cehennem çukurundan çıkarabilecek siyasal kararlılığı, siyasal cesareti gösterebilecek mi?
Bu soru işaretinin çengeline çok fazla umut takılmış değil. Yunanistan’ı bugün kıvranmakta olduğu bataklığa çekmiş popülist anlayışın sahiplerinden radikal, köklü reform beklentisi hiç yaygın değil.
Yeni siyaset sınıfı ise ortalıkta yok!
Ayrıca, canı fena halde yanmakta olan Yunan halkının daha da ‘acı reçeteler’e hazır olduğunu söylemek mümkün değil.
Uzun lafın kısası:
Kâbus gibi bir durum.
Gerçekten öyle, acıklı.
Yunanistan’da yaşananları izlemeye çalışırken içim acıyor.
Aynı zamanda Türkiye’yi düşünüyorum.
Bizim 1970’lerde, 1990’larda ve 2001’de yaşadığımız büyük krizler bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor.
Bizimkiler, Yunanistan’ın bugün yaşamakta olduğu krizin yanında hava cıvaydı denebilir.
Ama biz de duvara çarpmadan ve eski siyaset sınıfından kurtulmadan ekonomiyi düze çıkaramadık.
Siyasal istikrarı yakalayıp yapısal reform ve mali disiplin ipine sarılmadan ekonomiyi büyüme rayına oturtamadık.
Ekonomi şakaya gelmiyor.
Hesapsız kitapsız gitmiyor.
Allah kolaylık versin Yunanlı kardeşlerime.
İyi pazarlar!