Hiç unutmayın, Ergenekon demokrasi meselesidir!

Susurluk ve Şemdinli’de uğra-nan hayal kırıklıklarından son-ra ülkede bir umudun yeniden yükselişi yaşanıyor çünkü...

Köşemi bugün yine Ergenekon’a bırakıyorum. Çünkü Ergenekon’un aydınlanması bu ülkede demokrasi, hukuk, özgürlük ve barış hayallerinin gerçekleşmesiyle yakından ilişkili.
Susurluk ve Şemdinli’de uğranan hayal kırıklıklarından sonra ülkede bir umudun yeniden yükselişi yaşanıyor çünkü...
Bugün yorum yapmayacağım.
Yorum yerine, Kürtlerin Ergenekon’la ilgili duygu ve düşüncelerine bırakıyorum bugün köşemi.
Böylece, Susurluk ve Şemdinli’den sonra ya da zaten bu süreçlerin içinden gelen Ergenekon’u anlamak -belki daha doğrusu hissetmek- kolaylaşabilir.  
Bejan Matur şöyle diyor:
“Son dönemlerde yaşananları sadece Türkiye demokrasisinin değil, ruhlarımızın da sınavı olarak görmek gerekir. Türkiye hakikat sınavında belki de. Bir tür turnusol kâğıdı etkisi gösteren bu süreçte kim nerede duruyorsa tarih kaydedecek. Sadece gerçek bir demokrasiye kavuşma ümidinin imkânı belirmiyor ufukta. Ufukta beliren, iç barışın gerçek koordinatlarına toplum olarak belki de ilk kez bu kadar yaklaşmamızdır.”
Şöyle devam ediyor:
“Diyarbakır’da artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak duygusu hâkim. Veli Küçük ismini Türkiye’de hiç ama hiç kimse onlar kadar iyi bilemez çünkü. Emin olun, şimdilerde firarda olduğu söylenen Tuğgeneral Levent Ersöz ismini de yıllardan bu yana biliyor bölge halkı. JİTEM bu ülkenin başka yerlerinde İngiliz istihbaratı kadar uzak bir gerçeklik olabilir. Ama buralarda kâbus, karabasan demek, faili meçhul demek JİTEM...” (Zaman, 22 Temmuz 08, s. 20)
Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu da Ergenekon’un bir demokrasi meselesi olduğunu belirtiyor ve buna Kürtlerin tarafsız kalamayacağına işaret ediyor.
İki emekli general, Veli Küçük ve Levent Ersöz’le ilgili olarak Baro BaşkanıTanrıkulu’nun söyledikleri şöyle:
“Başbakan Çiller’in 1993 yılı kasımında meşhur bir açıklaması var. ‘Biz örgüte yardım eden Kürt işadamlarının listesini biliyoruz, gereken yapılacak’ demişti. Şu anda gözaltında bulunan Osman Gürbüz işte bu konseptin yürütücülerindendir. Savaş Buldan, Behçet Cantürk, avukat Medet Serhat, avukat Yusuf Ekinci, Kocaeli-Bolu civarında öldürüldüler. O sırada Veli Küçük Kocaeli Jandarma Bölge Komutanı’ydı.”
Şöyle devam ediyor:
“Diyarbakır’da Vedat Aydın, Musa Anter dahil yüzlerce aydın öldürüldü. Hiçbirinin faili bulunamadı. Ama bugün Ergenekon kovuşturmasında adı geçenlerle o dönemde emir komuta zinciri içinde çalışmış pek çok görevli var. En önemlisi de, hakkında Interpol aracılığıyla yakalama müzekkeresi çıkarılan Levent Ersöz...”
Rusya’ya kaçan ve Ankara’da bazı Rus silah şirketlerinin temsilciliğini yaptığı belirtilen emekli General Ersöz’e ilişkin söylediklerine gelince:
“Türkiye’de faili meçhul pek çok olayın odaklandığı yer olan Jandarma İstihbarat’ta, yani JİTEM’de başkanlık yapmış bir kişi o. Daha önce Şırnak’ta, Diyarbakır’da ve Bursa’da alay ve bölge komutanlıkları yaptı. Pek çok olay şimdi onunla aydınlanabilir. Bu kişi, Ergenekon gözaltılarından bir gün önce yurtdışına gitmiş. Demek ki hâlâ istihbarat ağı çok güçlü...”
Şöyle devam ediyor Tanrıkulu:
“Bölgede binlerce faili meçhul cinayetin JİTEM tarafından işlendiği bütün Kürtler tarafından biliniyor. Mesela DEHAP‘ın Silopi İl Başkanı ve iki yöneticisi bir gün Silopi Jandarma İl Alay Komutanlığı’na girdiler ve bir daha çıkmadılar. Bu dava, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görüldü. AİHM, Ankara Adliyesi’nin kütüphanesini duruşma salonu yaptı. Tanıkları çağırıp dinlemek istedi. Ama Türk devleti Levent Ersöz’ü mahkeme önüne çıkartamadı. Ve Türkiye tanık sakladığı için mahkûm oldu.”
Sezgin, “Devlet, Levent Ersöz’e söz geçiremedi” dedikten sonra şunları ekliyor:
“Ergenekon örgütünün kuruluşu ya da varlığının temel nedenlerinden biri Kürt meselesidir. Bu örgüt, Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden beslendi. Bölgede faili meçhul cinayetlere, köy yakmalara, silah ve uyuşturucu kaçakçılığına, her türlü yasadışı işe bulaştılar. Kendi ifadelerine göre, gayri nizami bir çatışma ortamı içinde bulundular. Dolayısıyla hukuk dışılık onların yaşam biçimi haline geldi ve devletle olan bağlarını daha sonra kendi adlarına kullanmaya da başladılar.” (Taraf, Neşe Düzel röportajı, 21 ve 22 Temmuz 08)
Yüreğinde insanlık, barış ve demokrasi ateşi yanmaya devam edenler için bütün bu sözler...