Kürtler ne istiyor diye soranlar için...

Kökleri nereye gider, bugün gelinmiş olan nokta nedir Kürt meselesinde?..

Kürt sorunu nedir, ne değildir?.. Kökleri nereye gider, bugün gelinmiş olan nokta nedir Kürt meselesinde?..
Türkiye’de en okumuşundan en cahiline kadar bu soruların yanıtları daha hâlâ bilinmiyor.
Çünkü, bu ülke Kürt sorunu konusunda seksen küsur yıldır bilinçli olarak karanlıkta tutuldu.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bilinçli tercihiydi bu durum. Eğitim sistemiyle, yasaklarla, cezalarla, korkularla Kürtlerin, Kürt kimliğinin varlığı yıllar yılı inkar edildi.
Bu karanlık yeni yeni delinmeye başlıyor. Demokratik açılım sayesinde daha beş altı aydır uç vermiş olan özgür bir tartışma ortamını yaşıyoruz. Tarihimizde ilk kez her şey bu kadar serbestçe konuşuluyor.
Çok yeni bir süreç bu.
Üstelik çok da önemli...
Bir iki yıl önceydi.
Amerika’nın önde gelen düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü’nün Washington’da düzenlediği Kürt sorunuyla ilgili bir panelde, Türkiye’den emekli bir büyükelçiyle yaptığımız tartışmayı anımsıyorum.
Ben Türkiye’de daha hâlâ Kürtçe konuşmanın bazı durumlarda yasak olduğunu, ihlali halinde mahkemelerden mahkumiyet kararları çıktığını söylemiştim.
Büyükelçimiz, malum milliyetçi refleksiyle itiraz etmiş, “Benim herhalde bir başka ülkede yaşadığımı” alaylı bir dille söylemişti. Ben de bazı örneklerle tartışmayı sürdürmüştüm.
Geçen gün Orhan Miroğlu’nun bir yazısını okuyunca, Washington’daki bu paneli anımsıdım.
Orhan Miroğlu bir yazar.
Neredeyse her Kürt aydını gibi acılar yaşamış. Askeri yönetimlerin işkenceevi gibi hapishanelerinden geçmiş, faili meçhul cinayetlerden kıl payı kurtulmuş.
Şimdi de, DTP’nin kapatılmasıyla birlikte 37 DTP üyesiyle birlikte siyaset yasağı almış durumda.
Ama Miroğlu’nun hakkında bir yasak daha var:
Kürtçe konuşma yasağı!
Evet, yanlış okumadınız.
Orhan Miroğlu’nun daha dört yıl Kürtçe konuşması yasak.
İşte geçen günkü yazısından:
“Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapatma kararıyla birlikte benim payıma da, 37 arkadaşımla beraber beş yıl siyaset yasağı düştü.
Bu beş yıllık standart ceza benim için ilk değil. İlki Kürtçe konuşmayla ilgiliydi.
2007 seçimlerinde, yasaların suç saydığı bir şey söylediğim ve propaganda yaptığım için değil, sadece seçim konuşmamı Kürtçe yaptığım için, Mersin’de bir mahkeme hakkımda altı ay hapis cezası, benzer bir suçu işleyip işlemeyeceğimi savcıların denetlemesi, ve mahkemeye düzenli bilgiler vermesi için de beş yıl denetimli serbestlik cezası verdi.
Dava şimdi AİHM’de.
Denetimli serbestlik cezasının bir yılı bitti, dört yıl kaldı. Bu sefer yeni bir ceza başladı:
Beş yıl siyasetten men...
Yani beş yıl boyunca bana siyaset ve Kürtçe konuşmak yasak.
Kürtler ne istiyor, anlamayanlara fena örnek sayılmaz, anlamak isterlerse tabii.
Kürtçe konuşmak ve siyaset yapmak istiyor Kürtler, ama bu iki ifade alanı da Kürtlere kapalı.
DTP benim siyasi olarak kendimi ait hissettiğim bir partiydi, kapatıldı.
Bu ilk değil ama.
Sayın Haşim Kılıç’ın bu kararı hukukla izah etmesine inanmak mümkün mü şimdi? Sayın Başkan’ın, Batasuna kararını dikkate aldık demesi de bu karara hiç bir şekilde hukuki bir mahiyet kazandırmıyor. Bu tamamen siyasi bir karardır.
Batasuna’nın temsilcisi olduğu halkın İspanya’da kullandığı hakların üçte birini kullanabilseydi Kürtler, şimdiye kadar beş partileri kapatılmazdı. Bu ülkede doğru dürüst bir demokrasi olurdu. Bu ülke Avrupa Birliği üyesi olurdu.”(Orhan Miroğlu, Taraf, 14.12.09, s.13.)
Kürtler ne istiyor, Kürt sorunu neymiş diye soranlar için bir örnek.
Kürtçe konuşmak hâlâ yasak!
Yapılacak o kadar çok şey var ki, bu ülkede barış ve demokrasi için...