Mücadeleye devam, ama rayda kalarak!

Kolay değil her zaman.Bu topraklarda bardağın ille de boş yanını görmek, daha ağır basan bir alışkanlık. Sevinmeyi bilmiyoruz. Kötümser olmak daha kolayımıza geliyor.Kısaca:Fazlasıyla inişli çıkışlıyız.Papa 16. Benedictus'un ziyareti de öyle olmadı mı? Önce felaket tamtamları çaldık. Sonra her şey güzel başladı, güzel bitti. Her iki taraf da sınavdan başarıyla geçtiler.Şimdi sırada AB var.Malum, uzun bir yolculuk, zahmetli bir yolculuk. Başlarken de bunun böyle olacağı biliniyordu.AB, bir değişim projesi!Üstelik son derece radikal bir proje. Tepeden tırnağa değişimi öngörüyor. Yalnız ekonomide, siyasette, insan hakları ve hukuk düzeninde değil, eğitimden sağlığa, ilkokuldan üniversiteye, çevreden bilmem nereye kadar her alanda AB standartlarına uyumu gerektiriyor.Bunun adı çağdaş uygarlık!Yunanistan bizden önce girdi bu yola. Bizden önce kapağı attı AB'ye. Oysa, kalkınma yarışına birlikte çıkmıştık Yunanistan'la. Şimdi ne yazık ki nal topluyoruz.Birleşmiş Milletler'in İnsani Gelişmişlik Endeksi, Türkiye'nin hayat kalitesi alanında bugün Yunanistan'dan 69 basamak daha geride olduğunu söylüyor. Bir Türk vatandaşının ortalama ömrü bir Yunanlıdan 10 yıl daha kısa. Bir Yunanlı bir Türkten 8 yıl daha fazla okumuş...2005 yılında, satın alma gücü paritesine göre Yunanistan'da kişi başına gelir 22.392 dolar, bizdeyse 7950 dolar. 2004 yılında, kişi başına yurtiçi yatırım miktarı Yunanistan'da 4691 dolar, Türkiye'de ise sadece 648 dolar...Çok gerisindeyiz Yunanistan'ın.Neden öyle?Bunun yanıtı, 'AB farkı'dır.Yunanistan 1981'de AB'ye tam üye oldu. Kendini tepeden tırnağa değiştirip yenilerken, oluk gibi akan dış yatırımlarla ekonomisini sürekli büyütürken, biz kendi içimizde birbirimizi yiyorduk. Yunanistan'ın 1980'lerde kullandığı fırsatı, Türkiye olarak biz, geleceği okuyamayan vizyon yoksunu siyasetçiler yüzünden kaçırdık.Sonuç ortada!Hayat kalitesi bakımından Yunanistan'ın 69 basamak gerisinde nasıl nal topladığımızı Birleşmiş Milletler'in istatistikleri ortaya koyuyor.Yazık değil mi?..Ama sonunda 'AB treni'ne çok gecikmeli de olsa bindik. AKP hükümetinin reformcu adımları ve AB'ye uyum çabaları sonunda Türkiye'nin AB yolculuğu başladı.Dört yıldır kesintisiz ekonomik büyüme var. Bu bir rekor! Toplam milli gelir 150 milyar dolardan 360 milyar dolara yükseldi. 23 yılda 19 milyar dolar olan doğrudan yabancı sermaye yatırımları, son 2.5 yılda 30 milyar doları yakalamış durumda...Bu sürecin devam etmesi lazım. Türkiye ancak bu yolla aş ve iş sorununu kalıcı biçimde çözebilir. Bu bakımdan AB değişim projesi, Türkiye'nin elinde bir 'kalite belgesi'dir. Bu belgeye bakanlar, Türkiye'ye daha çok yatırım yapar.Evet, AB kötü oynuyor.Dünkü yazımda da belirttim bu noktayı. İngiliz Financial Times gazetesi de dünkü başyazısında, AB'yi stratejik körlükle suçluyordu. Güney Kıbrıs tarafından rehin alınmasına izin verdiği için ağır biçimde eleştiriyordu Brüksel'i.AB içinde böyle düşünen ve Türkiye'ye haksızlık edildiğini savunan siyasal çevreler, ülkeler de var.Türkiye yalnız değil.Ancak, bizim de bardağın sadece boş değil, dolu tarafını da görmemiz lazım. AB içinde Türkiye'ye reva görülen haksızlığa gereken karşılığı verirken, bu treni geç de olsa yakalamanın hiç kolay olmadığını da aklımızdan çıkarmayalım.Ağaçlara bakarken ormanda kaybolacağımızı bunca deneyimden sonra sanmıyorum.Evet, mücadeleye devam!Ama rayda kalarak... h.cemal@milliyet.com.tr İyimser olabilmek... Bardağın boş değil dolu tarafını görmek... Ya da resmin bütününe bakabilmek... Veya ağaçları değil ormanı görmek...