Ne din jandarması, ne düşünce polisi!

Ben çok partili demokrasiye inanmıyordum. Mehmet de... Bana göre demokrasi, emperyalizmin oyunu idi. Mehmete göre küfür düzeni...Bence komünist düzendi Türkiyeyi ve insanlığı kurtaracak olan. Mehmet için de İslamcı düzendi kurtuluş yolu...Benim de bir dinim vardı. Mehmetin de... Benimki laik bir dindi, adı Marksizm olan. Mehmetinki İslamdı.İkimiz de toplum ve devlet düzeni olarak kendi dinlerimizin kurtarıcılığından en ufak bir kuşku duymuyorduk. Gerçek tekelimizdeydi! Gerçeğin bir değil bin yüzü olduğunu düşünmüyorduk. Burnundan kıl aldırmayan genç insanlar olarak hayallerimiz ve umutlarımızın kanatlandığı bir dönemi yaşıyorduk.Benim sol yumruğum havadaydı. Mehmet ise sağ elinin işaret parmağı havada yürüyordu. Şablonlarımız vardı, koyunca Türkiye ve dünya kurtulacaktı. Haksızlığın, adaletsizliğin, eşitsizliğin kökü kuruyacaktı. O kadar emindik kendimizden...Geçmişten kaçış yok!Tarihçi Hobsbawnın bir sözü. Ama geçmişle yüzleşmek, hesaplaşmak hiç öyle kolay değil. Ben de kaçamadım geçmişimden. Kimse Kızmasın, Kendimi Yazdım isimli kitabımda anlatmaya çalıştım bunu.Kolay olmadı.Bir gün Radikal İkide Mehmet Metinerin bir yazısını (6 Temmuz 2003) okudum. Bir zamanlar yakın çevresinde bulunduğu Recep Tayyip Erdoğanı anlatırken şöyle diyordu:"Yıl 1979, 1980... İslamcı heyecanın dorukta olduğu yıllar. O dönem gençliğinin ağzından düşmeyen sloganlar:Dün İran PakistanSıra sende MüslümanDinsiz devlet yıkılacak elbetİslam devleti kurulacak elbet.Bizlerin ve Tayyip Erdoğanların inanç ve heyacanlarını bayraklaştıran sloganlardı bunlar. Amacım hiç kuşkusuz bir İslami devlet kurmaktı. Ve bu devlet eliyle toplumu İslamileştirmekti. İrandaki gibi bir devrimle de olsa, Pakistandaki gibi bir askeri darbeyle de olsa fark etmezdi.Tayyip Erdoğan sonradan düşüncesini değiştirdi. Bence değişiminde samimi. Takiye yapmıyor yani... Dünün Erdoğanı yok artık. Dün Avrupa Birliğine Hıristiyan Kulübü diye karşı çıkan Erdoğan, bugün Başbakan sıfatıyla Avrupa Birliğiyle bütünleşmek için elinden geleni ardına koymamakta kararlı..."Mehmet Metinerin yazısını okuyunca kendisini telefonla aradım. "Bu yaşadığın değişimi neden kitaplaştırmıyorsun? Ben yazdım, sen de yaz. Sizin cepheden çıkan böyle bir kitap yok" dedim.Şöyle yanıtladı:"Önsözünü yazarsan, yazarım."Anlaştık. Önsözü yazmadan önce Mehmetle buluştum. Kendisine bazı sorular sordum. Özetle şunları söyledi:"Bana tepki duymaya başladı din jandarmaları, Ben şeriatçı değilim! demeye başladığım zaman. Cevabım da şöyle oldu: Burada İslamı reddetmek (haşa) söz konusu değil. Ben şeriatın devlet eliyle bütün bir topluma dayatılmasını isteyen şeriatçılık anlayışına karşı olduğumu söylüyorum. Benimki, eski tarz İslamcılık anlayışının reddidir. Yani gücünü, totaliter, otoriter İslami devlet anlayışından alan eski tarz İslamcılığın reddidir. Yeni tarz İslamcılık, demokrasiyi temel kabul eder. Herkesin kendisi gibi kalarak, kendisini özgürce geliştirebildiği, demokratik bir laiklik anlayışını öngörür. Burada İslamın reddi değil, İslamın yeni bir tarzda okunmasıdır söz konusu olan. Bu da İslamla demokrasinin yan yana gelmesidir. Yeni tarz İslamcılık dinle devletin, dinle siyasetin ayrılığını esas alıyor."Böyle demişti Mehmet Metiner.Stefan Zweigı anımsadım.Mehmet, din jandarmalarından söz ediyordu. Stefan Zweig, Montaignei anlatırken düşünce diktatörlerinden yakınır:"Yanlış olan ve suç sayılması gereken tek şey vardır: Çeşitlilik içerisindeki bir dünyayı öğretilerin ve sistemlerin kıskacı arasına sokmaya çalışmak... Yanlış olan, başka insanları özgür yargılarından, gerçekte istediklerinden uzaklaştırmak, aslında içlerinde bulunmayan bir şeyi onlara zorla benimsetmeye kalkışmaktır. Böyleleri, özgürlük karşısında saygı nedir bilmeyenlerdir ve Montaigne, yeniliklerini tek ve tartışılmaz doğru niteliğiyle dünyaya kabul ettirmek isteyen, yüz binlerce insanın kanı pahasına haklı çıkmaya önem veren düşünce diktatörlerinden nefret ettiği kadar kimseden nefret etmez."Mehmet Metiner de ben de bugün artık düşünce diktatörlerinden değiliz.Ne din jandarması...Ne de düşünce polisi...Demokraside yer yok bunlara.Artık Mehmetle benim, kendi düşünceleriyle başkalarını terörize etmeye kalkışan inanç sahipleriyle herhangi bir ortaklığımız kalmadı. Demokrasiyi ortak bir platform olarak benimsiyoruz. Bizim gibi düşünmeyenlerin de korkusuzca yaşayabildikleri, sözcüklerin özgürce uçuştuğu bir rejim, bir hayat tarzı olarak benimsiyoruz demokrasiyi...Shakespearein bir sözü vardır:"Bütün dünler, bugünleri aydınlatan fenerlerdir."İyi ki Mehmet Metiner de geçmişinden kaçamadı, geçmişiyle yüzleşme, hesaplaşma yürekliliğini gösterdi.*** Bu bir önsöz yazısı...Mehmet Metinerin Doğan Kitaptan yeni çıkan Yemyeşil Şeriat, Bembeyaz Demokrasi adını taşıyan kitabına 4 Eylül 2004te yazdığım uzun önsözün bir özeti...Ramazan Bayramınızı yukarıdaki düşüncelerle kutluyorum.ÜÇ GÜN İZİNBayram vesilesiyle köşe üç günlüğüne kapanıyor. Haftaya cuma günü yine buluşmak üzere iyi bayramlar, iyi tatiller. Hasan Cemal h.cemal@milliyet.com.tr Ben Tek yol devrim!den geliyordum. Mehmet Metiner, Tek Yol İslamdan... İkimiz de dünyayı değiştirmek için yola çıkmıştık.