Papandreu...

Papandreu...


Hasan CEMAL

       Dışişleri Bakanı Papandreu'nun ziyareti olumlu bir başlangıç. Hala ince uzun bir yol var ama yapıcı bir diyalog ortamı da kuruluyor.
       İki ülkeye ortaklık yakışır, çatışma değil. Tarih ve coğrafya da ortak bir geleceğin birlikte kurulmasını dikte ediyor.

Türk - Yunan ilişkilerinde olumlu başlangıç...

       Yunanistan'dan bir Dışişleri Bakanı, Yorgo Papandreu, 38 yıllık bir aradan sonra Ankara'yı ilk kez resmen ziyaret etti.
       Önemli bir olay...
       Ege'nin iki yakasında işbirliği ve dostluk rüzgarları estiren bu ziyaret iki komşu ve müttefik ülke ilişkilerinde olumlu bir başlangıçtır.
       İsmail Cem'le Yorgo Papandreu, Türkiye'yle Yunanistan arasındaki yeni ve yapıcı diyalog sürecinin mimarları olan iki Dışişleri Bakanı dün Ankara'da dört anlaşma imzaladılar. Cem, şubat ayının ilk haftasında Atina'ya gittiği zaman dört anlaşma daha imzalanacak.
       Bu anlaşmalarla, Türk - Yunan ilişkileri yeni bir zemine kavuşuyor.
       Ne kadar sağlam bu zemin?
       Türkiye'yle Yunanistan arasındaki asıl kritik konuların ele alınmasına dayanacak kadar sağlam bir zemin mi? Temel sorunların görüşülmesini sağlayacak yapıcı bir diyalog ortamının örülmesine yol açacak mı?
       Şu söylenebilir:
       Bugün için Atina'yla Ankara, bir başlangıç noktası olarak, doğru yerde duruyorlar. Ancak önlerinde ince uzun bir yol var.
       Bu gerçeğin de farkındalar.
       Yeni sürecin kırılgan niteliğini gözden uzak tutmuyorlar. Çizdikleri rota, tribünlere oynamak yerine iş yapmaya dönük. İpe un sermek niyetinde değiller ama aculluktan yana da gözükmüyorlar.
       O yüzden, bu aşamada yoğurdu üfleyerek yeme eğilimi ağır basıyor Ege'nin iki yakasında...

Yoğurdu üflemek...

       Nitekim, Papandreu'yla Cem'in dün yaptıkları açıklamalarda en çok dikkati çeken ortak deyimler şunlardı:
       Dikkatli, temkinli, ihtiyatlı olmak...
       Zor, çetin, kolay olmayan bir sürece başlamak...
       Daha işin başında olmak...
       Konuların hassasiyeti, ciddiyeti...
       Daha atılacak çok adım olması vs...
       İki Dışişleri Bakanı'nı bu kadar ölçülü biçili konuşmaya sevk eden nedenlere gelince, sır değil:
     * Bir yandan kökleri çok eskiye dayanan ve bazıları gerçekten çetrefil olan konular...
     * Öbür yandan yine tarihin derinliklerinden kaynaklanan psikolojik güvensizlik duvarları...
     * Tabii aynı zamanda iki başkentte yeni dönemi içine sindiremeyen ve kavrayamayan ya da soğuk savaş gözlüklerini hala takmaya devam eden çevrelerin varlığı...
       Cem'le Papandreu bu yüzden yutkunarak konuşuyorlar. Zamana ihtiyaç olduğunun farkındalar. Ama bu arada gayet dürüst ve içtenlikli bir diyalog ortamı oluşturmaya çaba sarfettikleri görülüyor.
       Örneğin, bir Yunanlı meslektaşımızın Kıbrıs ve Ege'yle ilgili olarak yönelttiği hayli kışkırtıcı bir soruya her ikisi de tuzağa düşmeden, aynı pencereden bakarak yanıtladılar.
       Cem özetle dedi ki:
       "Çok zor bir süreç, kolay değil. Birçok hassas konu, problem var. Bunları kamuoyu önünde tartışma konusu haline getirmekten kaçınmak lazım. Meseleler bizim dikkatli, temkinli ve ihtiyatlı olmamızı gerektiriyor. Elektriklenmelere sebebiyet vermekten kaçınmaktır doğru olan..."
       Papandreu'nun sözlerinin özeti:
       "Konular hassas. Tabii ki görüş ayrılıklarımız var. Biliyoruz. Bunlar önümüzdeki güçlükler. Örneğin biz Kıbrıs'ta federal çözüm diyoruz, onlar konfederal diyor. Ama öylesine bir süreç başlatmalıyız ki işe yarasın. Kıbrıs'ta dolaylı görüşmeler gibi... Farklı görüşlerimizi hoparlörlerle karşılıklı olarak bağırmak yerine, nasıl daha ileriye gidebiliriz, ona bakalım."
       Papandreu'nun şu sözleri de ilginç:
       "Zor bir çaba içindeyiz. Çok çalışmak ama dikkatli ve temkinli olmak zorundayız. Her türlü yeni fikri değerlendirmeliyiz. Çünkü onca yıldır hep aynı fikirlerle yürüdükse de, sonuç aldığımızı söyleyemeyiz."

Ortak gelecek...

       Tekrar başa dönersek...
       Atina'yla Ankara arasında yapıcı bir diyalog ortamı kuruluyor. Temel sorunların ele alınacağı bir zeminin inşası için başarılı bir başlangıç söz konusu.
       İki ülkenin kamuoylarında olumlu rüzgarlar esiyor. Ayrıca Türk ve Yunan iş çevrelerinde ilk kez sahte, yüzeysel olmayan ortaklık ve işbirliği havası doğmuş durumda...
       Evet öyle.
       Türkiye'yle Yunanistan'a ortaklık yakışır, çatışma değil. Tarih ve coğrafya da ortak bir geleceğin birlikte kurulmasını iki ülkeye dikte ediyor.
       Ege'de gerçek barış bence Kaf Dağı'nın arkasında değil!



Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr