Şiir, Nobel, asker!

Kolay değildir.Hele Türkiye gibi ezberlerin, tabuların, önyargıların kuşatması altındaki bir ülkede, düşündüğünü uluorta söyleyebilmek yalnız bilgi değil, aynı zamanda cesaret işi sayılır.Hilmi Yavuz, bu yakınlarda keyifle okuduğum Şiirim Gibi Yaşadım (*) isimli kitabının bir yerinde şöyle diyor:"Mesele Türkiye'de aydın olmaksa, birtakım şeyleri, düşman kazanmayı göze almak gerekir. Hep söylemişimdir, vurgulayarak bir kez daha söylüyorum. Türkiye'de birey olmanın yolu, düşman edinmekten geçer. Yoksa, herkese şirin görünüp arkadan alay ederek edebiyat çevreleriyle ilişkisini sürdüren insanlar var. Adam seninle konuştuğu zaman yüzüne gülüyor, arkadan dedikodunu yapıyor. Ben o ahbap-çavuş ilişkileri içinde hiçbir zaman olmadım. Tevfik Fikret'in dediği gibi, 'Kimseden ümmid-i feyz etmedim'. Doğru bildiğimi söylerim, söylemeye devam edeceğim. Buna devam ettiğim müddetçe düşman kazanmaya da devam edeceğimi biliyorum. Ne gam!"Böyle diyor Hilmi Yavuz.Kitabında da bu bakış açısının ilginç ürünleri var. Doğru bildiğini birçok yerde açıkça söylemiş...Düşünce, siyaset ve basın dünyasında kalem oynatıp da, her çevreyle iyi geçinmeye veya herkese şirin görünmeye ve cici çocuk olmaya çalışan koca adamlardan ben de hazzetmem.Öyle olur, öyle bir nokta gelir ki, bakarsın sabun gibi bir anda yan çizip gitmiştir, söylemesi gereken konunun yanından. İ'nin üzerindeki noktayı koymaktan bilerek kaçmıştır, bin bir hesapla...Hilmi Yavuz'un zekâsı keskin, dili sipsivri. Sözcüklerle fena halde oynuyor. İstediği vakit acımasız olabiliyor. Bazen de ölçüyü kaçırıyor.Olabilir.Her dediğine katılmak zorunda değilsiniz. Benim de doğru ve yanlış bulduğum birçok şey var kitapta.Örneğin, Hilmi Yavuz'un Orhan Pamuk hakkında söylediklerini hiç paylaşmıyorum.Türkiye'de biri Nobel alacaksa, onun ancak Fazıl Hüsnü Dağlarca, Adalet Ağaoğlu ya da Yaşar Kemal olması gerektiğini söylüyor kitabının bir yerinde. "Onlar alırsa çok sevinirim, çok da gururlanırım" diyor.Ben de sevinir, gurur duyardım.Ama Orhan Pamuk, ilk Türk yazarı olarak Nobel Edebiyat Ödülü'nü alınca da sevindim, gurur duydum.Adalet Ağaoğlu'nu, Yaşar Kemal'i her zaman büyük bir keyifle severek okudum.Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri için aynı şeyi söyleyemem. Belki bende farklı, siyasal nitelik taşıyan çağrışımlar uyandırdığı için öyledir.1969, 1970 yıllarında Doğan Avcıoğlu'nun Devrim dergisiyle askeri darbeye kışkırtıyor, müdahaleye çağırıyorduk.Fazıl Hüsnü de dergimizin birinci sayfa şairiydi. İstanbul'dan postayla zarf içinde gönderdiği şiirlerinden her hafta birini seçer, kırmızı ya da mavi çerçeve içinde birinci sayfaya özenle koyardık.12 Mart'tan önceki bir şiirinde şöyle dizeler vardı:Ne güzelAnkara'dan dört yönü görmekKuzeye mi bakıyorsunNamluları pırıl pırılOrda bir topçu alayı var.Doğuya mı bakıyorsunSüngüleri pırıl pırılOrda bir piyade alayı var.Güneye mi bakıyorsunTırtılları pırıl pırılOrda bir tank alayı var.Batıya mı bakıyorsunKanatları pırıl pırıl Orda bir uçak birliği var.(**)Ve Ankara'daki askeri birlikler, -belki de sesimizi duydukları için!- 12 Mart 1971 günü harekete geçtiler.Halkın oyuyla seçilmiş Başbakan Demirel hükümetini devirdiler.Deniz Gezmiş'leri astılar.Adı Ziverbey Köşkü olan işkencehaneler kurdular.Geçenlerde bir pazar günü, yine Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın bir şiirine Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasında gözüm takılınca, bir kez daha zamanın nasıl hızla akıp gittiğini düşündüm, sevgili Hilmi Yavuz...İyi pazarlar!———————————* Şiirim Gibi Yaşadım, Hilmi Yavuz'la Söyleşi; hazırlayan Can Bahadır Yüce, Dünya Kitapları.** Fazıl Hüsnü Dağlarca, Dört Yöndekiler, Türkiye İçin Devrim gazetesi, 15 Aralık 1970, s. 61. h.cemal@milliyet.com.tr Doğru bildiğini, düşündüğünü eveleyip gevelemeden söylemek... Karşındakini eleştirmek... Lafı uzatmadan muhatabının yüzüne karşı hayır diyebilmek... Ezberlerin, tabuların, 'resmi doğrular'ın üzerine yürüyüp sorgulamak...