Yazık, maç ve final bizim hakkımızdı!

Bize sevinç ve duygu fırtınaları yaşatan Milli Takım’ı alkışlıyorum



BASEL
Evet, maç bizim hakkımızdı. Topçularımız futbolun hakkını vererek 90 dakika çok güzel oynadılar. Almanlara karşı bir ‘mucize’nin değil, maç boyunca üstün oynayarak bir ‘normal galibiyet’in eşiğinden ve ‘Viyana kapıları’ndan son anda döndük.
Çok yazık!
Kolay goller yedik, yenmeyecek goller... Futbolda oluyor, n’apalım.
Biraz şansımız yaver gitse, bu maçı farklı bile alabilirdik.
Almanya’ya karşı üstün oynadığımız bu 90 dakikayla Milli Takım şunu da gösterdi. Yarı finale gelirken çektiği çizgiyi şans, kader, kısmet teorisiyle küçümsemeye kalkışmak haksızlıktır.
Gerçekten öyle.
Fatih Hoca takımına iyi oyun oynattı. Almanların hangi dişlisine çomak sokacağını gayet iyi bildiğini gösterdi.
Örneğin Ballack’ı Marco’yla kilitleyince, Alman makinesi büyük ölçüde durdu.
Topçularımız kendilerine güven içinde oynadılar, top tuttular, oyunu yavaşlatıp hızlandırdılar, daha önemlisi birçok gol pozisyonu da yarattılar.
Finali teğet geçtik.
İlk kez gerçekten iyi oynadık ama kaybettik. Futbol bu, belli olmuyor.
Şunu söylemek istiyorum:
Avrupa Şampiyonası’nda yarı finali, önemli bir başarıyı yakalayan Milli Takımımız, bize üç hafta içinde unutamayacağım sevinç ve duygu fırtınaları yaşattı.
Başta Fatih Hoca olmak üzere tümüne teşekkürü borç biliyorum. Milli Takımımız alkışı gerçekten hak etti.
Aşağıda maç öncesi yazdığım yazı yer alıyor.
* * *
Bir kahve köşesine oturdum, maç öncesi yazının gelmesini bekliyorum.
Düşen ilk cümle şu oldu:
Bu milli takım, bu topçularımız iki hafta içinde bize unutulmayacak sevinç ve duygu fırtınaları yaşattı; bir vatandaş olarak hepsine teşekkür ediyorum.
Yazısını gece yarısı gözyaşları içinde yazdığım Hırvat maçını bir daha nasıl unutabilirim ki?..
Can havliyle koparıp aldığımız bir İsviçre maçının, bir Çek maçının son dakikalarda yarattığı heyecan patlamaları bir daha belleğimden nasıl silinip gidebilir ki?..
Bir futbol tutkunu olarak böylesi mutluluklara tanık olmak bundan sonra o kadar kolay mı? Küçümsenebilir mi bütün bunlar?
Yarı final bir başarı değil mi?
Dudak bükülür mü?
Bizim takımı şöyle ya da böyle küçümsemenin bir yolu da, gelinen bu noktayı sadece şansa, mucizelere bağlamak...
Şansımız elbette yaver gitti.
Futbolda şans faktörü yadsınabilir mi? Ve bizimki sadece şans mı?
Sanmıyorum.
Bir kahve köşesi...
Çok güç geliyor yazı. Sözcüklerle oynaşmaya çalışıyorum ama nafile... İçimdeki sıkıntı ve heyecan ağacı boy atıyor. Almanlar çok zorlu bir rakip ve tam takım. Bizim eksiklerimiz az değil.
Kötümserlik mi? Yoruldum mu yoksa? Ya da Almanya maçı öncesi ben de ilk kez enseyi mi kararttım?
Sanmıyorum ama...
Takıldığım bir başka konu var:
Futboldan kaynaklanan bu sevinç ve heyecan hallerine dudak bükülmesi...
Herkesin futboldan hazzetmesi gerekmiyor ki. Futbol tutkusu ne diye herkeste olsun?
Ancak memleketin halleri kötü gidiyor diye, futbolu sevmeyecek miyiz? Memleketin halleri kötü gidiyor diye, futbolla sevinmeyi kendimize yasak mı edeceğiz?
Bu da çok tuhaf!
Hayatın bin bir yüzü var.
Kimi onu sever, kimi bunu.
Bırakın bizler de futbolla, futbolun güzellikleriyle sevinelim. Müzikte, edebiyatta, sinemada zaman zaman gelen uluslararası başarılarımızla nasıl seviniyor ve gurur duyuyorsak, milli takımla da biz sevinelim ve gurur duyabilelim.
Bir Arda’nın, bir Nihat’ın, bir Semih’in gollerine şapka çıkartalım.
Ya da Rüştü’nün kurtarışlarını, Servet’in savunmada anıtlaşan performansını, Tuncay’ın arkadaşlarını da ateşleyen savaşkanlığını, Hamit Altıntop’un disiplinli çalışkanlığını ve  özellikle Çek maçının sonunda gollerimizi getiren mükemmel asistlerini ayakta alkışlayalım.
Fatih Hoca’yı düşünüyorum.
Eleştirilecek yanları elbette var, eleştiriliyor da. Hatta fazlasıyla eleştiriliyor. Ve sonuna kadar hak ettiği eleştiriler de var Fatih Hoca’nın...
Ama ben kendisine bazen haksızlık edildiğini düşünüyorum.
Fatih Hoca’nın kariyerindeki büyük başarıları unutamam. Ayrıca, 2008 Avrupa Şampiyonası’nda elemelerden bu yana çekmiş olduğu çizgi de genel olarak başarısızlık değil, başarıdır. Ya da artıları eksilerine ağır basıyor.
53 ülkenin milli takımı bu turnuva için kapıştı. Türkiye dahil 16’sı buraya geldi.
Ve biz ilk 4’e kaldık.
Az başarı mı?..
Bunu sadece şans, kader, kısmete bağlamayın. Üç maç birden ‘mucize’yle alınmaz.
Eğer böyle düşünürseniz, hem gerçeği ıskalamış, hem de Fatih Hoca’yla milli topçularımıza haksızlık etmiş olursunuz.
Evet, bizim takım daha iyi, daha sistemli oynayabilirdi. Yıldıray gibi, Mehmet Topuz gibi bazı oyunculardan da yararlanabilirdi. Ama olmadı işte...  
Kahve kalabalıklaştı.
St. Jacops Park Stadyumu.
Medya merkezinin kapısında güvenlik araması yapan İsviçreli’nin neşesi yerinde:
“Merak etmeyin, Almanları da yeneceksiniz. Golü kim mi atacak? Son dakikada değil, son saniyede, hani o uzun boylu yedek kaleciniz var ya,(Tolga’yı kastediyor) o atacak, o...”
Bir köşeye oturuyorum.
Eurosport’ta, Alman futbol yorumcusu Lothar Matthaus maç tahminini yapıyor:
“Almanya 3-Türkiye 0!”
Bizim gazeteci milletinden alkış kopuyor. Çünkü bugüne kadar Alman yorumcunun Türkiye tahminlerinin hepsi yanlış çıktı.
Ben mi ne diyorum?
Bu kez de enseyi karartmıyorum.