Ondan, bundan ve şundan...

Kim Orhan Veli’nin “Cımbızlı kızı” olmak istemez? Ne der Orhan Veli?
“Ne Londra Konferansı,
Ne, atom bombası...
Bir elinde cımbız, bir elinde ayna
Umurunda mı dünya?”
Demek o tarihte atom bombası ile Londra Konferansı modaymış, şimdi konular başka...
Eğlence yerlerinin gürültüsü gece yarısı bitsin...
Hayır, bitmesin!
Pitbull köpekler toplatılsın!
Hayır, toplatılmasın!
Kapalı mekânlarda sigara içme yasağı kaldırılsın.
Hayır kaldırılmasın!
Düğünlerde de gürültü gece yarısı bitsin!
Hayır bitmesin!
Bir ömür, bu saçma sapan tartışmalarla geçsin mi?
Hayır geçmesin!
O halde?
O halde “Cımbızlı kız”a özenirsiniz ama olamazsınız, çünkü bu hayatı yaşayacaksınız.
Ve de bunlarla yaşayacaksınız.
* * *
Geçen gece Güngör Gönültaş aradı, çoktandır İstanbul’u terk edip İzmir ve Ayvalık’ta yaşıyor, eski kapı yoldaşımız, meslektaşımız ve “ciddi” dostumuz, şemsiye misali değil! Bu özdeyişi Çemberlitaş’ta bir dükkânda okumuştuk:
“Bazı dostlar şemsiyeye benzer, yağmur yağınca kaybolurlar!”
Güngör’ün dostluğu yağmur yağmadan belli olur, şemsiyeyi önceden dostunun üzerine açar, ya yağmur çıkarsa, ya ıslanırsa diye...
Kızınca da fena kızar...
* * *
O gece kızmıştı, sigara yasağına...
Hayır, sigara yasağına kızmıyordu:
“Ben sigara yasağına uyuyorum, lakin sigara da içiyorum, bu benim sorunum, ancak yasağa uymazsam beni cezalandırır ama hem yasağa uyacağım, hem de ceza göreceğim.”
Nasıl oluyor bu?
“Sigara paketlerinin üzerine yazılanlar ceza değil mi? Sigara içme/Sigara öldürür/Sigara içen şu kadar kişiden şu kadarı akciğer kanserine kurban gitti... Ne hakları var, benim gibi sigara içenleri manevi baskı altında tutup/cezalandırmaya... Güçleri yetiyorsa sigara satmayı yasaklasınlar.”
* * *
Bir de yaz aylarında ortaya çıkan eğlence yerlerindeki gürültü konusu...
Sanırsın ki eğlence yasaklanmış, bir de burası İstanbul, kasaba değil, ukalalığı...
Hayır, istediğin gibi çalamazsın, senin eğlenme hakkın varsa, yaşlının, hastanın çocuğun ertesi sabah işe gidecek işçinin, memurun da uyku hakkı var.
* * *
Ya düğünler ne olacak?
Çevre Bakanı Veysel Eroğlu, geçen gün “5N/1K”da Cüneyt Özdemir’le bunu konuşuyordu.
Düğünler ne olacak, erken mi bitecek?
Düğünler de saat ve ses kısıtlamasına bağlı...
Olur mu?
Sayın Bakan’ın espri anlayışı bayağı ince:
“Fena mı, gelinle damat, birbirlerine daha önce kavuşurlar!”
Cüneyt Özdemir, önce şaşırdı, sonra anladı:
“Sayın Bakan, keşke siz aile bakanı olsaydınız!”
Ohh çok şükür, bu ülkenin insanları karşılıklı şakalaşmayı hâlâ unutmamışlar, hem de ince ince...
Televizyonlardaki “kayıkçı kavgaları”nı gördükçe, insanın umudu kırılıyor “Allah’ım bu hırtları, bu dangalakları sen mi yetiştirdin, ekranlara saldın!” diye...