Şüphe ve nur

Şüphe insanın günlük hayatında vardır.
Kimisi hep şüpheli yaşar, kimi şüpheden rahatsızdır.
Geçen gün bir akrabamız telefon etti:
“Şüphe insanı nura kavuşturur.”
Ne demek bu, gel de anlat.”
Bak dedi manasını bırak da, şüphe üzerine sana bir fıkra anlatayım.”
Herkesin kafasında bir soru işareti: Ne olacak?
Bir sürü şey olacağı kesinkes belli ama sıraya koymak güç...
Ama gündemin hangi sırasında olduğu belli olmayan bir madde var ki o doğru galiba...
“- Hani sen de şüphelisin.
- Öyle! Şüphe insanı nura kavuşturur! demişler.
- Şüphe dedin de, aklıma bir hikâye geldi.
- Tam hikâye dinlenecek günler ya, anlat bakalım:
Adam sevgilisinden şüpheleniyormuş. Bu kadın bana ihanet ediyor diyormuş, ama bir türlü suçüstü yapamıyormuş. Birini tavsiye etmişler.
- Hiç merak etme! Bana zehir hafiye derler. Bir haftaya varmaz sana raporu getiririm.
Aradan bir hafta geçmiş, hafiyeden bir haber yok.
- Yahu ne oldu?
- Takipteyim!
On beş gün geçmiş, hafiyeden yine haber yok:
- Ne oldu bizim iş?
- Takipteyim.
Hafiye bir ayın sonunda çıkagelmiş:
- Tamam, o iş!
- Nasıl tamam?
- Anlatayım da dinle!
- Aman anlat!
Zehir hafiye cebinden raporu çıkarıp, başlamış okumaya.
- Kadın evden çıktı... Peşindeyim. Kadın dolmuşa bindi... Peşindeyim. Kadın berbere gitti... Peşindeyim. Kadın berberden gitti… Peşindeyim. Kadın bir apartmana girdi... Peşindeyim. Evden çıktı... Peşindeyim. Köşe başında durdu... Peşindeyim. Bir araba geldi, içinde bir yakışıklı adam var... Peşindeyim. Adamla samimi oldukları anlaşılıyor... Peşindeyim. Şişli’ye geldik... Peşindeyim. Bir apartmana girdiler... Peşlerindeyim... Üçüncü katın ışıkları yandı... Peşindeyim. Apartmanın karşısındaki bir inşaata çıktım, elimle koymuş gibi buldum... Peşlerindeyim! Burası yatak odası... Peşlerindeyim! İçki içip dans etmeye başladılar... Peşlerindeyim. Önce elbiselerini, sonra çamaşırlarını çıkardılar ve perdeyi kapayıp yatağa girdiler...
Zehir hafiyenin raporunu büyük bir dikkatle dinleyen koca, ellerini dizlerine vurup hayıflanmış:
- Ah şu şüpheyi bir içimden atabilsem, baksana perdeyi kapamışlar!..”
***
Laf hikâyeden açılmışken bir tane daha...
“Köyün garip bir çobanı varmış...
Biraz deli doluymuş...
- Gel seni everelim! demişler.
- Olur, ağam everin!
Bir kadın bulmuşlar:
- İyi kadındır, hoş kadındır ama birazcık muhtarla düşüp kalkar. Sen idare ediver. Nasıl olsa muhtarın bir ayağı çukurda...
Çoban da razı olmuş...
Evlenmişler, aradan aylar geçmiş, çoban hal hatır soranlara ‘Eh fena değil, bekliyoruz’ dermiş...
Ama bir gün kahveye gülle gibi girmiş:
- Yetti gayri!
Herkes şaşırmış:
- Hayrola yahu ne oldu?
- Daha ne olsun, muhtar ölecek, benim şeyim gülecek!
***
Şüphe nura kavuşmaktır.
Ne demektir bu?
İşte şüphe, işte nur!