Yine kıyım filmi mi?

Hasan Pulur

BİR siyasi iktidarın, üst düzey bürokrat kadrolarını kendi felsefesine uygun olanlardan seçmesine karşı çıkılamaz, bu onun hakkıdır. Elbette bir bakan kendi ilkelerini uygulayacak müsteşar isteyecektir, genel müdür tercihlerini kullanacaktır. Üstelik bu da, vazgeçilmez bir şart değildir, ama olabilir. Lakin bu tercih filan ilçedeki depo memurundan, filan il'deki müdüre kadar indi mi buna "kıyım" denir, Türkiye bu yüzden çok çekti, onun için İdari Mahkeme ve Danıştay yolları açıldı.
* * *
ÖNÜMÜZDE bir bilgi notu var, "Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nda kıyım" diye başlıyor:
"Bir günde (17.1.1997) 7 daire başkanı, 21 şube müdürü, 26 tarım il müdürü görevden alındı. Toplam 238 bürokrat görevden alındı. Refah Partisi tarafından yönetilen Bakanlıkta tam bir bürokrat kıyımı yapılmakta.
Üç ay içerisinde yalnız Bakanlık merkezinde bir müsteşar muavini, bir genel müdür, bir teftiş kurulu başkanı, 10 genel müdür yardımcısı, 11 daire başkanı, 22 şube müdürü görevden alındı...
Taşra kuruluşlarında ise, bürokrat kıyımını sürdürüyorlar.
İllerin tarım il müdürlerinin 69 tanesini (bunlar 3'lü kararnameli olmalarına rağmen) başka illere görevlendirilmek suretiyle görevden uzaklaştırılmışlardır.
Tarım il müdür yardımcıları ve şube müdürlerinin 137 tanesi hiçbir gerekçe gösterilmeden görevden alınmışlardır."
* * *
DUYURU şöyle bitiyor:
"Devleti koruyacak kimse yok mu? Cumhurbaşkanı tarafından atananlar bile üç'lü kararnameli, keyfi olarak görevden uzaklaştırılabiliyor.
Kamuoyu, Susurluk, Müslüm, Fadime ile meşgulken, yangından mal kaçırılıyor...
İktidar ortağı DYP milletvekillerini, bu gidişin vebalini taşıyan BBP milletvekillerini ve başta ana muhalefet partisi olmak üzere tüm siyasi partileri bu gidişe dur demeye çağırıyoruz."
Elbette bunlar iddiadır, ama bir günde bu kadar bürokrat toptan görevden alınmışsa, bunun bir izahı olmalıdır.
* * *
BU film geçmişte de oynadı ve seyredildi, o filmin öyle sahneleri vardı ki!
Mesela bir il'deki müdür, bakanlık müsteşarına adeta alay edercesine dert yanıyordu:
"Sayın müsteşarım, odacının politik baskılarıyla karşı karşıyayız. Her gün beni sürdürmekle tehdit ediyor, acaba makamımı ona terketsem mi?"
Bunlar ve daha niceleri vardı, gece karanlığında telgrafla görevden alınanlar, atananlar, Danıştay'a başvuranlar, Danıştay kararlarını dinlemeyenler...
Bir zamanlar Danıştay kararlarını dinlememek modası vardı. Şimdi bazıları o kararlardan bazılarını bize hatırlatacaklar...
Biz de onlara diyeceğiz ki, "Bazı kararların yanlışlığı, siyasetçiye, ben mahkeme kararlarını uygulamam demek hakkını vermez..."
* * *
BAKIN size 3 Ocak 1980 günü, 17 yıl önce Milliyet'te yayınlanan birkaç cümle aktaralım:
"Millet iradesi ile irtibatlandırılmamış kurumlar, mühnasır hakları sorumsuzca kullanmakta beis görmemiştir, tasarruflarıyla vatandaş zihninde derin tereddütler uyandırmışlardır. Hükümet mi, Danıştay mı, Meclis mi, Anayasa Mahkemesi mi, soruları sorumluluk taşıyanların takdirini adil ölçüler içinde tutmak yerine, muayyen istikamete yöneltmek gayesine daha fazla itibar eden bir tutumun yarattığı tahribattan doğmaktadır.
Esefle ifade edeyim ki, devletin devlet gibi olmasını sağlayan otoritenin devlet nezdinde çalışanlar eliyle tahribine çalışılması da, yine bu geçirdiğimiz 10 yıllık dilimin son döneminde ortaya çıkan bir durumdur. Devlet adeta düşmanlarını besleyen ve himaye eden bir duruma getirilmiştir."
(x)
* * *
ŞİMDİ sorun bakalım Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel'e, bugün, aynı şeyleri söyler mi?
Lakin onun 1980'de söylediklerini bugün hala söylemeye çalışanlar var...
"Mahkeme kararlarına uymam!" diyen bakanlar, hala iktidar koltuğunun ebedi olduğunu sanıyorlar.
---------
(x) Kazım Yenice / Yaşananlardan İzler - İzlenimler / Çağdaş Yayınları.