Cumhuriyet’e geçiş 4 Kasım 1922

Ahmet Tevfik Paşa son devrin en ilginç sadrazamıdır. Bu memlekette öğrendiği Fransızcayla yüzbaşılığın eşiğinde hariciyeye geçmeye karar verdi ve kademe kademe büyükelçiliğe kadar yükseldi. Zekası ve çalışmasıyla diplomasi sanatı ve devletler hukukunu iyi öğrendi

Çağımızın cumhuriyeti denen ve vatandaşlık esasına dayanan rejimlerin tarihi içinde şüphesiz en ilginci Türkiye Cumhuriyeti’dir. Oluşumu özgündür. O tarihte Avrupa’nın en uzun ömürlü monarşisinin askerî ve mülkî kadroları, o saltanata bağlı din adamları, modern dünya ile anayasal monarşinin arasında bocalayan aydınların yer aldığı bir hareketle yeni Türkiye
ve halkı saltanattan cumhuriyete geçmişti. Kadroların içinde cumhuriyetçi, devrimci kısvetiyle çıkanlar pek göze çarpmaz. Bizzat 1920’nin 23 Nisan’ında meclis hükümetini kuran, TBMM’yi temsil eden öncü kadronun bile böyle bir söylemi yoktu. Ama TBMM’de çok etkili olmasalar da sosyalist mebuslar dahi vardı. Eski TBMM Başkan Vekillerinden Mustafa Kemal Palaoğlu’nun doktora tezindeki bir yorumu hatırlamamak mümkün değil; 1922 zaferin yaklaşıldığı erken günlerde dahi saltanatın akıbeti üzerinde tartışmalar ve şüpheler başlamıştı.
1 Kasım 1922’de TBMM saltanatı lağvetti. Bu eylemde İstanbul’daki rejimin Ankara’yla uzlaşmaktaki gecikmesi, daha doğrusu uzlaşmama inadının rol oynadığı açıktır. Lağvedilen saltanatın yerine geçen rejimin ne olduğu belliydi. Adının konması için bir yıl daha geçecektir. Hiç şüphesiz ki lağvedilen saltanatın başındaki padişah henüz İstanbul’daydı. İdarede ve orduda taraftarları vardı, muhalifler de vardı. Hatta bizzat kabinenin içinde bile genel bir tavır söz konusu değildi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son sadrazamı Ahmet Tevfik Paşa 4 Kasım günü yani bundan tam 90 yıl önce kabinenin istifasını verdi. Ankara’nın kararı üzerine İstanbul’daki hükümet de böylece tavrını ortaya koymuştu ve Osmanlı monarşisi sona ermişti. Bundan sonra yapılan tek şey son padişahın memleketi terk etmesi olmuştur.

İlk sadrazamlığı 31 Mart Ayaklanması sırasındadır
Ahmet Tevfik Paşa 11 Şubat 1845 doğumludur. Rumeli ordusu komutanlarından İsmail Hakkı Paşa’nın oğludur, Kırım Hanzadesi’dir. Arslan Giray’ın soyundan gelir. Osmanlı Devleti’nin son sadrazamı ki Kırımlı Tevfik Paşa olarak bilinir, Giraylar soyundan olması da tarihin bir cilvesidir. Tevfik Paşa son asır Osmanlı muhiti içinde yetişen çağdaş bir diplomattı. Fransızcayı burada öğrenmiştir. İsviçreli bir hanımla evliydi.
İki oğlundan birisi İsmail Hakkı (Okday) ileride son padişahın kızı Ulviye Sultan’la evlenip Anadolu mücadelesine katılmak üzere Ankara’ya iltica edince boşanacaklardır. Boşanma nedeninin Ulviye Sultan’la siyasi ayrılık farkından olduğu şüphelidir. Zira Sabiha Sultan’ın da (Şehzade Ömer Faruk’un eşi), Ulviye Sultan’ın da Anadolu mücadelesine kendi çaplarında yardımcı oldukları bilinir. Son sadrazamın torunu İsmail Hakkı Okday Beyin kızı Hümeyra (Özbaş) Hanım Sultan’dır.
Tevfik Paşa bu memlekette öğrendiği Fransızcayla yüzbaşılığın eşiğinde hariciyeye geçmeye karar verdi ve kademe kademe büyükelçiliğe kadar yükseldi. Zekâsı ve çalışmasıyla diplomasi sanatı ve devletler hukukunu iyi öğrendi.
II. Abdülhamid Han’ın dikkatini çekerek 1895’te Hariciye Nazırı oldu. İlk sadrazamlığı
31 Mart Ayaklanması sırasındadır. Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girişi sırasında istifa etti. Londra Sefareti’ne tayin edildi. 13 Ocak 1919’da mütareke devri sadrazamlarından biri oldu fakat çabuk istifa etti. 21 Ekim 1920’de Damat Ferit Paşa’dan sonra sadrazamlığa getirildi ve Ankara Hükümeti ile ilişki kurdu. Londra Konferansı sırasında
(12 Mart 1921) İstanbul hükümetini temsil ediyordu ve fakat söz almayı reddedip sözcülüğü Ankara Hükümeti’ne vermesiyle tanındı. Bekir Sami Bey’in kendisine bırakılan bu sözcülüğü yeterince etkin bir şekilde yerine getirememesi de biliniyor. Tevfik Paşa Ankara’daki mücadeleye saygı duyan politikaları yüzünden cumhuriyetçilerin de saygısını kazanmıştı.

Çatışmadan anlayış havası getirmeye çalışmıştır
Tevfik Paşa kendisine II. Abdülhamid’in hediye ettiği Gümüşsuyu’ndaki konağı Cumhuriyet döneminde Park Otel’e çevirmiştir. Bu anlamda torunu Hümeyra Hanım Sultan’ın Kuşadası Kısmet Oteli’ni de dikkate alırsak Türk hayatına Avrupa’da dahi ünlenen iki otelin işletmeciliğini hediye ettikleri söylenebilir. Şüphesiz Tevfik Paşa için söylenecek söz bu değildir. Mütarekenin tatsız günlerinde ordunun bilhassa mülki idare mensuplarının kararsızlık zamanlarında iki kanaat sahibi grup arasında çatışma ve yabancılaşmadan çok bir anlayış havası getirmeye çalışmıştır. Bu hava zaman zaman işbirliğine kadar gelmiştir. Bu anlamda Damat Ferit
ve taraftarlarının hırçın ve partizan tavrının yarattığı tahribatı ve zararı kısmen önleyebilmiştir. Küçük bir örnek; merhum büyükelçi İsmail Soysal’ın bir makalesinde de belirttiği gibi Ankara Antlaşması’ndan sonra Paris’te İstanbul’un yolladığı büyükelçi Muhtar Bey’in yanında Ankara Hükümeti’ni de Ferit Tek Bey temsil ediyordu ve iki elçilik arasındaki ilişkiler bazı halde imkânları sınırlı, Ankaralı sefir Ferit Bey’in İstanbul temsilcisi Muhtar Bey’den diplomatlara verdiği ziyafetlerde mobilya ve sofra takımlarını ödünç almasına kadar varabiliyormuş.
Türkiye Cumhuriyeti’nin zaman itibariyle saltanatın lağvı ve Cumhuriyet’in ilanı arasındaki bir yılı mümkün mertebe faciaya yol açmadan geçişi sağlayabilmesi, istemediği kadroları, hadisesizce tasfiye edip imparatorluğun kanuni mevzuatını, örgütünü ve hatta bürokratik kadrolarını devredebilmesi pek alışılmamış bir devlet olgunluğuna ve ananenin varlığına dayanır.
Ahmet Tevfik Paşa son devrin en ilginç sadrazamıdır. Hakkında okuma yapmak isteyenlerin oğlu Şefik Okday’ın hazırladığı “Büyük Babam Son Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa” ve tabii ünlü tarihçimiz, hadiseleri bizzat gözleyen ve geniş belge fonu kullanan İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın “Son Sadrazamlar” kitabındaki bölüme başvuruları tavsiye olunur.

Cumhuriyet’e geçiş 4 Kasım 1922

Tevfik Paşa Ankara’daki mücadeleye saygı duyan politikaları yüzünden cumhuriyetçilerin de saygısını kazanmıştı.