‘Aksaray’-Ermenek bağlantısı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bin odalı olduğu bildirilen sarayı kendisi için yaptırdı.

İnşaat, o başbakan iken başladı. Projenin eski adı “Başbakanlık Hizmet Binası” idi.

Erdoğan cumhurbaşkanı seçimini kazanamasaydı başbakan olarak yine o binada oturacaktı.

Seçimi kazanınca binanın statüsü de onunkiyle birlikte yükseldi, “Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi” oldu. Çünkü ister başbakan olsun ister cumhurbaşkanı, orada oturacaktı.

Yakınındakiler, bin odalı binaya Ak Parti’den mülhem “Aksaray” adını taktılar.

Aksaray...

Ak Parti’nin nihayet bir devlet partisine dönüşerek mülkün de sahibi olduğunu ilan eden bir sembolizm.

“Aksaray”, yeni rejimin başka birçok simgeselliğini içermek üzere inşa edilmiştir.

Bir defa eski Atatürk Cumhuriyeti’nin simgesi Çankaya’nın yerini alıyor.

Çankaya, Aksaray’ın yanında çok mütevazı, görkemsiz ve hatta küçük, küçücük. Aksaray çok büyük ve yeni.

Üstelik de çok pahalı. Açıklanan maliyeti 350 milyon dolar olsa da, gerçek maliyetinin bu rakamı çok gerilerde bıraktığı söyleniyor.

Aksaray büyük; çünkü fiili başkanlık rejiminin idare merkezi. Yeni rejim bütün güç ve iktidarı kendi riyasetinde topluyor; bütün bu kudreti bir saraya sığdırmak için bin oda gerekiyor.

Yeni rejimin güçlü kişisi taze bir başlangıç yapmak istediği için Çankaya’da oturmak istemiyor ama yeni saray için seçtiği yer de eski rejimin ilk yıllarında modern tarıma öncülük etsin diye vücuda getirdiği başka bir simgesel mekan: Atatürk Orman Çiftliği, kısa adıyla AOÇ.

Yeni rejimin simgesi, eski rejiminkini ezerek yükseliyor.

AOÇ 1992’de birinci derecede SİT alanı olarak tescil edilmişti ve bu nedenle üzerinde bu tür bir binanın yapılması yasalara aykırıydı.

Ankara 11. İdare Mahkemesi 4 Mart 2014’te o zamanki adıyla “Başbakanlık Hizmet Binası” inşaatının yürütülmesini durdurma kararı aldı. Ardından 13 Mart 2014’te Danıştay da aynı doğrultuda hüküm verdi.

Erdoğan bu yargı kararlarına meydan okudu. Üslubu, sahip olduğu siyasi kültürü ve hukuk kavramıyla nasıl bir ilişki kurduğunu göstermesi bakımından son derece sembolikti: “Güçleri yetiyorsa yıksınlar. Yürütmeyi durdurdular, bu binayı durduramayacaklar. Açılışını da yapacağım; içine de girip oturacağım.” Erdoğan, sonradan adı resmen “Cumhurbaşkanlığı Sarayı” olarak tescil edilen binanın açılış tarihi olarak Cumhuriyet’in 91’nci kuruluş yıldönümünü uygun görmüştü. 2500 davetliye verilecek 29 Ekim resepsiyonu, sarayın açılış aktivitesi olacaktı.

Ancak, Karaman’ın Ermenek ilçesindeki bir kömür madeninde önceki gün 18 işçinin su baskını nedeniyle galeride mahsur kalması üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan dün sabah resepsiyonu iptal ettiğini açıkladı.

Ermenek’te 28 Ekim’de meydana gelen facia, sarayın 29 Ekim’de Erdoğan tarafından yapılacak görkemli açılışına engel olmuştu.

Ermenek, Soma’nın devamıdır.

Ermenek’e de Soma gibi yeni rejimin fıtratı yol açmıştır.

Maden ruhsatı verme yetkisinin iki buçuk yıl önce bir genelgeyle Başbakanlık uhdesine alınması, başka bir deyişle bu alanda gücün tek kişinin elinde toplanması...

Soma’da olduğu gibi Ermenek’teki madenin de iktidara yakın kişilerin sahipliğindeki bir şirket tarafından işletildiği gerçeği...

Keyfi yönetim...

Taşeronlaşma... Sendikasızlaştırma...

Ahbap-çavuş kapitalizmi.

Bu sektörün, siyasetin finansmanına net katkı sağlar hale getirildiği her halinden belli oluyor. Siyasi faktör, işçi güvenliğinin esası olan etkin denetimi engellemese bu facialar böyle hep birbirini izler miydi? Hukuk yoluyla hak aramak hala mümkün olsaydı, kayırılan patronlar maliyetleri düşürmek için güvenliği bu denli ihmal etmeyi göze alabilir miydi? Ülkeye hakim olan hukuksuzluk “Aksaray”la Ermenek arasında tesadüfi olmayan bir bağlantı kuruyor.