Rejim krizi

Bugün 19 Ocak Pazartesi, Erdoğan’ın fiili başkanlığı için tarihi ve keyifli bir gün.
Erdoğan bugün sarayda Davutoğlu kabinesine başkanlık ederek, arzu ve ihtirasla ilerlediği yolda önemli bir “ilk”i gerçekleştirecek.
“İlk”i teşkil eden, Türkiye’de kabinelerin cumhurbaşkanı başkanlığında toplanması değil. Bu daha önce de olağanüstü durumlar gerekli kıldığı için yaşandı.
Bugün yaşanacak “ilk”, anayasanın cumhurbaşkanına verdiği, “gerekli gördüğü hallerde bakanlar kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırma” yetkisinin istismar edilmesi olacak.
Bir parlamenter rejimi tarif eden Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, cumhurbaşkanının hangi hallerde bakanlar kuruluna başkanlık edebileceği sorusuna cevabı veriyor. Anayasanın 104, 119, 120, 121 ve 122’nci maddelerine bakınca,bu hallerin tabii afet, tehlikeli salgın hastalık, ağır ekonomik bunalım, demokratik düzeni ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet eylemleri ve savaş olarak zikredildiğini görüyoruz. Bu istisnai durumlar nedeniyle sıkıyönetim veya olağanüstü hal gibi olağanüstü yönetim usullerine başvurmanın gerekliliği ortaya çıktığında, Anayasa bu düzenlemeler için kararların alınacağı bakanlar kuruluna cumhurbaşkanının başkanlık etmesini öngörüyor.
Peki, Cumhurbaşkanı neden şimdi Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmek istiyor? Afet, hastalık, savaş falan mı var?
Çok şükür ki yok.
O halde bir yetki suiistimali, bir fiili durum var.
Bu, “Erdoğan durumu”dur.
Kendisi, Bakanlar Kurulu’na neden başkanlık etmek istediğini geçen cuma şu sözlerle açıklamış oldu:
“Cumhurbaşkanlığı ile başbakanlık arasında istişare ve danışma mekanizması yeterince işletilmiyor. Bir konu dışında bu mekanizma pek kullanılmadı. İstişare ve uyum olabilmesi için başkanlık sistemine ihtiyaç var”.
İfadelerine bakılırsa Erdoğan, Davutoğlu’nun Anayasa’nın kendisine verdiği yetkiler dairesinde bir başbakanlık yaparak ülkeyi yönetmeye cidden niyetlendiğini düşünüyor olmalı. Ve fıtratı, Davutoğlu’nun bu meşru ve anayasal temayülünden rahatsızlık duymasına yol açıyor.
Aralarında istişare olmadığından yakınmasına ilaveten, bir de parlamenter sistem gereği ülkenin idaresiyle ilgili kağıtları Başbakan Davutoğlu’nun imzalaması mevzubahis. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önüne aynı nedenle çok az kağıt gidiyor.
Muhtemelen bütün bunlar sarayın makam katında can sıkıcı bir boşluk hissi uyandırıp keyif kaçırıyor.
Erdoğan’ın ülkeyi tam güç ve kapasitesiyle yönetmek ve iktidarı kimselerle paylaşmamak için bir başkanlık rejimi kurma kararlılığı böyle artıyor.
Velhasıl Cumhurbaşkanı’nın Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmek istemesinin nedeni, hikmeti kendinden menkul fiili bir “başkanlık rejimi”nin ilk gösterişli adımını atmaktır.
Buna mukabil, izin verilirse gerçek bir başbakan olmak isteyen Davutoğlu da Erdoğan’la aynı gün konuştu ve liderine ima yollu sitem etti.
Dedi ki, “O toplantı yapıldı diye ne başbakanın gücü azalır, ne de cumhurbaşkanının herhangi bir şekilde devletin tümünü temsil etme rolünde bir eksilme olur. Cumhurbaşkanımız siyasetin bir tarafı değil, siyasetin üstündedir”.
Davutoğlu, gayet nazik bir üslupla Erdoğan’a Anayasa’nın belirlediği tarafsız ve sorumsuz konumunu hatırlatıyor ama nafile...
Ayrıca söylediğinin tam tersine, Erdoğan başkanlığında yapılacak bu kabine toplantısının sonunda Davutoğlu saraydan gücü azalmış bir başbakan olarak ayrılacak. Orada Davutoğlu’nun aleyhinde bir güç transferi yaşanacak. Amaçlanan da bu.
Tıpkı Meclis Soruşturma Komisyonu’na yapılan müdahalede olduğu gibi. Davutoğlu artık “Yolsuzluk yapan kardeşim de olsa kolunu keserim” diyemiyor, çünkü güç kaybına uğradı.
Türkiye’de “güç”ün tanımı ve kaynağı zaten değişti.
Çoktandır anayasa fiilen askıdadır ve hukukun dışına çıkmış Türkiye’nin karanlık sulardaki yolculuğu devam etmektedir.
Gücün tek ölçüsü artık siyasi kudret. Onun da kimde olduğu belli.
Bu arada AKP’nin içinde bir kriz ya da ikilik çıkması beklenmesin. Lütfedilmiş mevkide oturan bir figür, partinin kurucu babalarını bile harcamış “sağlam irade”ye günün sonunda ancak ram olabilir.
Kriz AKP’de değil, Türkiye’nin rejiminde. Bu bir anayasa ve rejim krizidir ama çürümüş bünye vahameti algılamıyor.