Akif Beki, bunları anlatamıyor musun?

Hoşunuza gitmeyen sözler duyduğunuz zaman sinirleniyorsunuz.Sinirlendiğiniz zaman da, tüm ilişkileri geriyorsunuz.Hele siyasiler için durum daha da farklı.Onları anlayabilmek imkansız. Eskiden tanıdığım nice kişi, siyasete girdikten sonra öylesine değişti, öylesine farklı düşünmeye başladı, hayretler içinde kalmışımdır.Bütün bunları, Başbakan'ın Malatya olayından sonra, bakanını korumak için medya'ya çatmasını izledikten sonra tekrar hatırladım.Doğrusu Başbakan'ın -sadece Erdoğan'ın değil, tüm eski ve yeni siyasiler dahil, hepsinin-medya'ya çatmasını anlayamadım. SABAH'taki köşesinde Ali Saydam olayı teknik yönden incelemiş. Son derece doğru saptamalarda bulunmuş ve krizin iyi yönetilemediğine dikkat çekmiş. Yani, eğitimsizlik...Bu saatten sonra siyasilerimizi bu konularda eğitecek zamanımız yok, ancak ortada bir de işin çok basit bir uygulaması var.Medya, kamuoyunun nabzını tutmaya çalışır. Kamuoyunun sevdiğiyle sevinir, üzüldüğü ile üzülür, kızdığına da kızarmış gibi bir tutum alır.Kimi kendi çizgisine göre, örneğin muhalefet ise, daha sert tepki gösterir, kimi iktidar yanlısı ise, daha yumuşak bir eleştiri dozu tutturur.Bu, tüm uygar ülkelerde -daha doğrusu demokrasilerde- oynanan bir oyundur. Medya bunun için vardır. İktidarlar da, medya'daki bu havaya bakıp, tutumlarını ayarlarlar. Örneğin, bir skandal veya kriz patladığında, Başbakanların etrafı hemen medyayı izlerler ve nabzı tutarlar. İşin ne kadarının, ard niyetli bir muhalefet yaklaşımı olduğunu, ne kadarının ise gerçekten toplumun öfkesinden kaynaklandığını saptarlar. Buna göre, artık klasikleşmiş yöntemler vardır. Krizin boyutuna kadar, ya müdür veya genel müdür istifa ettirilir. Boyutu büyük bir skandal ise, istifa Bakana kadar gider. Başbakanlar kendilerini korumak için, birilerinin kafalarını kamu oyuna feda ederler.Krizler bazen hiç istifaya gerek kalmadan da geçiştirilebilir.Sorumlular olay yerine giderler, göstermelik demeçler verirler. Gerekirse Başbakan da -fedakarlık gösterisi yaptığı izlenimi verilerek- sahaya gönderilir.Bütün bunlar bir iletişim tekniğidir.Oysa bakıyoruz, Başbakan hemen medya'ya kızıveriyor. Her ne kadar sonradan yayınlanan Ulusa sesleniş programında "medya görevini yaptı" demesine rağmen, medya'daki bazı eleştirileri tepkiyle karşılıyor:"Medya istedi diye bakanımın gezisini kısa kestirip Malatya'ya yollamam" diyor. Oysa, medya istediğinden değil, kriz iletişimini düşünüp bakanını hemen Malatya'ya yollasa kendi iktidarı prim kazanırdı.Medya'nın içinde sabit fikirliler, ne yaparsanız yapın yaranamayacağınız kişi veya kurumlar da vardır. Ancak bu sadece Türkiye'ye özgü bir durum değildir. Dünya'nın her yerinde üç aşağı beş yukarı aynı durum geçerlidir. İktidarlar medya'ya kızarlar, muhalefete düşünce de kucak kucağa otururlar. Medyasız iktidar olamayacaklarını görürler.İşin sırrı, iktidardayken medya ilişkilerini iyi yönetmek, bu ilişkileri en az zarar görülecek şekilde yürütebilmektir.Akif Beki bunları bilen insandır.Başbakana acaba anlatamıyor mu ?Medya'nın özellikle habere ihtiyacı olduğunu, hele Malatya olayındaki gibi, çocuk unsurunu içeren bir skandal patladığında hemen üstüne atlayacağını, bunda ard niyet aranmaması gerektiğini... Krizi hemen yatıştırabilme yolunun, resmi yetkilileri olay yerine yollamaktan geçtiğini mutlaka anlatmıştır.Sinirlenmeye hiç gerek yok ki...Bunlar çok doğal olaylar...* * * Artık kesin olarak anladım ki, insanlar iktidarı ele geçirdikten sonra değişiyorlar. Ancak bu nerede iktidar olunursa olsun fark etmiyor. İsterseniz bir ülkenin başbakanı, isterseniz kanarya sevenler derneği başkanı olun, değişim hep aynı şekilde ortaya çıkıyor. Hemen hemen aynı günlerde, Genelkurmay Başkanı Org. Özkök'ün de bir başka açıdan uyarısı oldu. Bazı çevrelerin TSK'ya karşı yürüttükleri kampanyaya karşı tepki gösterdi. Genelkurmay Başkanı'nın bazı internet sitelerinde çıkan yazıları işaret ettiği söylendi.Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülkü çapındaki prestiji, bir kaç internet sitesinde çıkan yazılarla yıpratılamayacak kadar güçlüdür.TSK bu ülkenin en önemli kurumudur.TSK ile ilgili farklı görüşler ortaya atılabilir. Süleyman Demirel'in, Yavuz Donat'a verdiği son demeç gibi, genel yaklaşımın değiştirilmesi istenebilir. Bunlar yapıcı yaklaşımlardır. Değişen dünya koşulları ve Türkiye'deki koşullar ,TSK ile toplum ilişkilerini de etkiliyor.İşte böyle bir ortamda, TSK'nın da son yıllarda başlayan iletişim çabalarını daha arttırması gerekiyor. TSK'yı korumak , Genelkurmay Başkanı'nın uyarılarına bırakılmamalı. Bunun yerine iletişim daha da yaygınlaştırılmalı ve daha etkin bir kamu oyu çalışması yapılmalı.Aslında, toplum olarak iletişim konusunda özürlüyüz. Nedense, kendimizi daha iyi anlatmak yerine, ters sözlere kızarak tepki gösteriyoruz. Daima ard niyetliler çıkacaktır, ancak önemli olan toplumun genelindeki izlenimdir.Bundan dolayı TSK yıpratılamaz... TSK'YI KİMSE YIPRATAMAZ... (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net