Kıbrıs için güzel gelişme

Abartılı beklentilere de girmemek gerekir. Zira bu olay, KKTC'nin ABD tarafından resmen tanındığı anlamına da gelmiyor. Ancak, son derece önemli bir sembolik değeri var. Özellikle de, Rum lider Papadapulos'a bir mesaj taşıyor: "Eğer BM çerçevesinde bir çözüme direnirseniz, bu temaslar tanınmaya kadar gider..."Washington'un Kıbrıs politikasının temelde değişmese dahi, KKTC'yi yanlızlıktan kurtarma yolundaki adımlarının süreceği bu şekilde ortaya çıkıyor. Acaba Papadopulos referandumda Rum toplumuna, HAYIR dedirtmesinin faturasını ödeyecek mi? Şimdiden bunu söylemek güç. Eğer Avrupa Birliği de, KKTC konusunda aynı tutumu sürdürürse, o zaman baskılar yoğunlaşır ve Papadopulos politikasını ikinci defa düşünmek zorunda kalır. * * * KKTC Cumhurbaşkanı M.Ali Talat bugün Washington'da, ABD dışişleri bakanı Rice ile görüşecek. Bu buluşma, sonucu ne olursa olsun, kendi başına önemlidir. KKTC'nin bağımsızlık kararından (15 Kasım 1983) bu yana bir Cumhurbaşkanı ilk defa Washington'da ABD yönetiminin en üst düzey bir sorumlusu tarafından resmen kabul ediliyor. Talat gizlice yan kapıdan alınmıyor. Protokolün gerekleri yerine getiriliyor. Açıkçası ABD, KKTC'yi ilk defa üst düzeyde muhatap alıyor. Dünkü yazımda sizlere, Türkiye ile özellikle Kuzey Irak Kürtleri arasındaki ilişkilerin önümüzdeki yıllarda nasıl gelişebileceğinden söz ediyorum. Şimdiye kadar alıştığımız karşılıklı tutumları bıraktığımız taktirde neler olabileceğini anlattım.Kesin inancım odur ki, Kuzey Irak Kürtlerinin uzun vadeli çıkarları, Türkiye ile barış ve uyum içinde yaşamayı gerektiriyor. Kürtleri bölgede Türkiye'den başka bir güç kollayamaz. İhtiyaç duydukları dışa açılımı, halklarının doyurulmasını başka yollarla gerçekleştiremezler. Türkiye'yi düşmanlaştırdıkları, öteledikleri taktirde sadece zarar görürler. Bu durum Türkiye açısından da bir ölçüde geçerli olabilir. Türkiye de, yanı başındaki düşman bir Kuzey Irak ile rahat edemez.Türkiye ve Kuzey Irak'ın dost bir ortamda işbirliği yapmaları, sadece bu bölgeyi rahatlatmaz, aynı zamanda Türkiye'nin İran, Irak ve Suriye üzerindeki etkinliğini de arttırır.Peki böyle bir durum nasıl gerçekleşir?Uluslararası konjonktürü bir yana bırakalım ve sadece her iki ülkenin kendilerine özgü duyarlıklara bakalım. IRAK KÜRTLERİ, BİZİM DUYARLIĞIMIZI DA HESAPLAMALI 1. Kuzey Irak'lılar kadar Türkiye'nin duyarlıklarını bilen çok az toplum vardırKuzey Irak Kürtleri de PKK'nın mevcudiyetinden memnun değiller. Ancak hiçbir şey yapmıyor veya yapamıyorlar. Bir yandan PKK varlığı kendilerini de rahatsız etmesine rağmen, soydaşlık adı altında seslerini çıkaramıyorlar. Bu konuda Amerikanın yaklaşımı da çok önemli. Gelen bütün haberler, Washington'un PKK'yı terörist konumdan çıkarmayacağını gösteriyor, ancak Amerikalılar bu "niyet beyanının" ötesine de geçemiyorlar.Ankara'nın beklentisi, Kuzey Irak'ın PKK'dan tam anlamıyla arınmasıdır. Bu, vazgeçilmez bir koşuldur.2. Bölgede bir Türkiye-Kuzey Irak yakınlaşmasından söz edilebilmesi için, Kuzey Irak yöneticilerinin Türkmen'lere hayat hakkı vermeleri de kaçınılmaz diğer bir koşul.Türkiye'nin Türkmen'leri kendi kaderlerine bırakması imkansızdır. Saddam döneminde ezilen Türkmenler, Ankara'dan hiçbir destek bulamamış ve bu durum da Türk toplumunun vicdanını fazlasıyla rahatsız etmiştir.Kuzey Irak'lılar, bölgelerinde Türkmenlerle ne kadar uyum içinde yaşar, onlara ne oranda hareket yeteneği tanırlarsa, Türkiye'den de aynı oranda anlayış ve destek bulurlar. TÜRKİYE'NİN DUYARLIKLARI ÇOK AÇIK... Bizlerin ne kadar duyarlığımız varsa, Kuzey Irak Kürtlerinin de kendilerine özgü duyarlıkları var. Burada uzun listeler yapmaya gerek yok, ancak hepsinin başında gelen unsur, Kürtlerin Türkiye tarafından küçük görülmemesidir. Türkiye büyük bir ülkedir. Bizler sadece Kürtlere değil, bölgedeki herkese tepeden bakarız. Herhalde büyük bir imparatorluk mirasından kaynaklanan genel bir tutumumuz var.Yine bizler açısından önemli diğer bir nokta, bölgede barış ve Kuzey Irak ile uyum sağlamak istiyorsak, kendi Kürt kökenli vatandaşlarımızla sorunlarımızı çözme zorunluğumuzdur.Türkiye'nin toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturmayan siyasi birleşimleri şemsiye altına almak hepimizin çıkarınadır.Beni fazla iyimser bulabilirsiniz. Ancak sizlerin karşısına basit bir mantıkla çıktım.Hem kendi vatandaşları, hem de Kuzey Irak'lılarla dost olmuş bir Türkiye mi , yoksa aynı kesimlerle sürekli boğazlaşan bir Türkiye mi kazanır?Türkiye ile sürekli itişen ve ülke bütünlüğünü tehdit edenlerle kol kola yürüyen bir Kuzey Irak mı, yoksa Ankara ile iyi ilişki kurmuş Kürtler mi daha çok kazanırlar?Kararı siz verin... KUZEY IRAK'LILARIN DA DUYARLIĞI VAR... (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net