Siz yine uyumaya devam edin

Medyadaki haberlere göre, bu defaki toplantı Anayasa değişikliği ile ilgili. Gerçekten de, PKK terörü gündemi öylesine kapladı ki, Anayasa konusu unutuldu gitti. Eğer biraz daha askıda tutulursa, tümüyle unutulacak ve olası değişiklik suya düşecek. Beni asıl kaygılandıran, Anayasa gibi, diğer bir dosya: AB reformları.AK Parti'nin en büyük inandırıcılığı, AB projesiydi. Türkiye'yi bir din devletine dönüştürme konusunda veya gizli gündem yürüttüğüne dair kuşku ve kaygıları gideren tek proje AB müzakereleridir.AK Parti, yılbaşından bu yana AB dosyasını askıya aldı. "Seçimler var" dendi, ardından PKK terörü başladı. Ne 301'e dokunuldu, ne bekleyen diğer reformlara. Buna karşılık en tartışmalı konu olan nükleer santral kurulması kararı birkaç gün içinde çıkarılabildi. Yani iş AB'ye gelince oralı olunmuyor.Eğer böyle gidecekse, ben AK Parti'nin AB politikasının bir aldatmaca olduğu sonucuna varacağım.Bakalım, Kızılcahamam'da AB kimin aklına gelecek? AK Parti'nin başka partilerde görülmeyen bir uygulaması var ki, çok doğru. Başbakan, zaman zaman MKYK üyelerini topluyor ve gündemi tartışıyor. Hem onların ne dediklerini öğreniyor, hem de kendi düşüncelerini paylaşıyor. Engin Yiğitgil TÜRSAK'ın başkanı. Sanat ve Film dünyasının çok yakından tanıdığı bir insan. Festivaller düzenliyor, ödüller veriyor, jürileri o belirliyor. Sinema sektörüne maddi ve manevi katma değer sağlıyor. TV programlarına çıkıyor, ünlü yıldızlarla kol kola dolaşıyor. Bu, kamuoyunun gördüğü güler yüzlü Engin Yiğitgil.Ancak bir başka Engin Yiğitgil daha var ve –kendi itirafıyla- önemli bir hastalıktan muzdarip. Kızdığı zaman, ne yaptığını bilmiyor, son olaydaki gibi bir kadına saldırabiliyor. Birçok tanığın anlattığı gibi, insanlara kötü muamele yapabiliyor. Eğer daha önceki icraatlarını öğrenmek istiyorsanız, Ayşe Karasu'nun 4 Kasım tarihli Hürriyet Gazetesi'nde çıkan yazısını okumanızı öneririm. Bakın, TÜRSAK'da çalışan emekçi kadınlara neler yapmış! Kendisini eleştiren gazeteciler ise aforoz yiyor ve otel lobilerinde Bay Yiğitgil'den 'fırça yiyor.' Örnek mi? Bakın Ayşe Özyılmazel'in yazısı.Nimet Demir'e yapılan saldırı sonrası Kadın Sinemacılar Birliği ve Antalya'daki Kadın Platformu Kadın Dernekleri başta olmak üzere kadın dernekleri Bay Yiğitgil'i kınadı. İstifası istendi.Ancak o direndi.Şimdilerde duyduğuma göre birçok tanınmış film artisti, hatta bazı gazeteciler "Yiğitgil önemli insandır. Aman istifa etmesin" diye imza topluyormuş. Gerekçeleri de 'haksız suçlamaya maruz kalan' Yiğitgil imiş. Bu ülkede ille de saldırıya uğrayan bir kadın mı uğradığı şiddeti kanıtlamak zorunda? Saldırganı korumak isteyenler hangi gerekçeyle 'haksız suçlama' mesnedine sarılıyor? Nerden biliyorsunuz suçlamanın haksız olduğunu, yoksa "başkandır döver de söver de, bizi ilgilendirmez, işini iyi yapsın yeter" mi diyorsunuz? Önemli olan başkanlığını devam ettirmesidir. Ne diyebilirim ki? Sizlere helal olsun! Kadına yönelik şiddeti "sektörel dayanışmayla" örtebilirsiniz. Engin Yiğitgil, imza sahiplerine armağan olsun. Bu ayıp da sizlere yetsin. Ancak aman dikkat, sakın ola ki kadın hakları gibi konulara/senaryolara girmeyin. Aile veya kadına yönelik şiddeti gündeme getirmeyin. Çok ama çok ayıp edersiniz. Samimiyet sınavında sınıfta kalırsınız. Ve son bir soru: O imzayı atarken, yüzünü bile hiç görmediğiniz bir kadının o imzacıların ismini okurken neler hissettiğini hiç düşündünüz mü? Buyurun, Bay Yiğitgil ve TÜRSAK'tan tepe tepe yararlanın... Engin Bey Türkiye'ye armağan olsun (!) Türkiye'de 30 bin tekne var. Denizlerimizde yüz milyonlarca dolarlık bir değer dolaşıyor. Bir Türk tekne aldığı zaman iki seçenekle karşı karşıya kalıyor. Ya aldığı tekne için, 1.) motorlu taşıtlar vergisi, 2.) özel tüketim vergisi, 3.) KDV olarak yaklaşık tekne değerinin yüzde 80'i gibi vergi ödeyecek veya Amerika, İngiltere gibi bir kuruş dahi vergi almayan ülkelerin bayraklarına tescil ettirecek. Zira yabancı bayrağa vergi yok. Bu muamelenin bedeli de, yılda sadece (büyüklüğüne göre) 500 ile 2750 dolar arasında değişiyor. Bu parayı veren Amerikan veya bağlı olduğu ülkenin bayrağı ile dolaşıyor.Yıllardan beri bu komedi sürüp gidiyor.Hiç vergi verilmesin denmiyor. Verilsin de, taşınabilen bir vergi olsun. Hükümetler de bu komikliğin farkında. Gereksiz şekilde hem vergi kaybı oluyor, hem de başka ülkelere gereksiz para yollanıyor.Ulaştırma Bakanı Yıldırım, neden şimdiye kadar değiştirilmediğini de içtenlikle anlatmış: "Çoktan kalkardı, ancak garibin vergisini kaldırmayıp, yat sahiplerininkini kaldırıyorsunuz, eleştirisinden çekindik" demiş. Siyasi otorite nihayet cesaretlendi. Türkiye bir enayilikten kurtulmak üzere. Vergiler düşünce, yatlar Türk bayrağına kavuşacaklar. Türkiye nihayet, bir enayilikten kurtuluyor Necati Zincirkıran, artık tarihe kavuşmuş eski Bab-ı Ali'nin efsane isimlerinden biri, Hürriyet ve Günaydın gazetelerinin en şaşalı dönemlerinin Genel Yayın Yönetmeni. Eski dönemin en kritik dönemeçlerini, en önemli patronlarını anlatan kitabını tavsiye ederim. O günler ile bugün arasındaki farkları görmek isteyenler nefis bir anlatım ve derin bir bilgi dağarcığı ile karşılaşacaklar. (Epsilon'dan Olaylar, anılar ve gerçekler) Necati Abi'nin Bab_ı Ali'si Bilgi Yayınevi, nefis bir çalışmayı piyasaya çıkardı. Kurtal Altuğ yakın tarihimizi en iyi bilen birinci elden tanıklığını yapmış olan bir gazetecidir. Tek işi vardır, o da araştırmak ve yazmak. 1965 seçimlerinden bu yana gelişmelerin incelendiği bu yeni kitapta, Altuğ askerin politikaya yaklaşımını da anlatıyor. Bugüne ışık tutan hoş anılarını aktarıyor.Ellerine sağlık. Genelkurmay'ın ışıkları... Nasuh Mahriki'nin "Vatan lafla değil eylemle sevilir" adlı kitabı. 1999 Gölcük Depremi'nde ölümsüzleşen AKUT'un başkanı, 1995 Everest fatihi Nasuh, bu kitabıyla AKUT'a ve kendisine karşı bir zamandır sürdürülen çirkin kampanyaya nihayet cevap veriyor."Meyve veren ağaç taşlanır" misali ne Mahruki'nin başına gelenlere ne de medyanın bilinçsiz yaklaşımına hayret etmemek gerek. Kitapta 1999'dan sonra büyük bir ümitle olabileceği sanılan zihin değişikliğinin esasında yerine gelmediği anlatılıyor. Ben Nasuh'un bu ümitsizliğine katılmıyorum.17 Ağustos Depremi sivil örgüt bilinçlenmesinin miladı olmuştur.Ayrıca dün AKUT'a dil uzatanlardan kaç kişi kaldı ki. Unutma Nasuh eski bir Japon atasözüne göre "nehrin kenarında uzun süre oturmayı başarırsan eninde sonunda düşmanlarının cesetlerinin önünden geçtiğini göreceksin". Vatan eylemle sevilir Ya tanıştınız ya tanışacaksınız…Kaşif Kerim…Pırıl pırıl, insanda okuma isteği uyandıran, renkli, hoş yazı karakterleriyle sadece küçüklerin değil büyüklerin de ilgisini çeken bir seri….Kitabın yazarı ise Cüneyd Zapsu'nun kızı, Hande. Ama yazar olarak kendine başka bir isim seçmiş; Mina Hepşen. Biz de öyle devam edelim. Mina Hepşen'in "Kerim'in Keşifleri" adlı kitap serisi, +1 Yayınevi'nden (02122839898) çıktı. İnsanın kitapçıda gezerken görmemesi mümkün değil. Kitapların yazarı Tufts'da politika ve felsefe okuduktan sonra, şimdi de Edinburg Üniversitesi'nde "Cretive Writing" ( Yaratıcı Yazarlık) masterı yapıyor. İngilizce yazdığı romanlar da bulunuyor. Hatta biri Harper Collins tarafından satın alınmış ve yakında Amerika'da çıkacakmış. "Kaşif Kerim İskoçya'da" ve "Kaşif Kerim Hindistan'da" daha çok ilkokul çocuklarına hitap ediyor. İngilizceleri de olduğu için aslında hem dil eğitimine yardımcı oluyor, hem de dünyayı çocukların ellerine getiriyor. Çocuğunuza mutlaka alın, ama bence eliniz değmişken siz de okumamazlık yapmayın. Kaşif Kerim'le tanışın… (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net