Kirletilen dünya

Üzerinde nefes alındığı günden beri huzurunu bulamayan bir dünya...Ve bu huzuru da hayvanlar değil insanlar bozdu. Dünyayı...

Üzerinde nefes alındığı günden beri huzurunu bulamayan bir dünya...
Ve bu huzuru da hayvanlar değil insanlar bozdu.
Dünyayı yönettiğini zanneden küresel efendiler çevre kirliliğine ayırdığı milyarlarca doları insanların kirlenmemesine ayırabilseydi aslında çevre de bu kadar kirletilmezdi.
Kirletenle değil, kirletilenle uğraşarak dünyaya huzur getirmeye çalışanlar boşuna uğraşıyor.
*
İnsan bazen duvar oluyor.
Ve bazen de gökyüzüne kaçıp giden bir kuş...
İnsan bazen kâğıt oluyor.
Gelip gidenin karalayıp attığı.
İnsan bazen dağ oluyor.
İçinde ateşleri büyüten.
Ve bir günde ateş kusabiliyor.
İnsan bazen aşka tutuluyor.
Rüzgâra, fırtınaya yakalanan gemiler gibi.
Yıkılıp, dökülüp, kırılıyor ve öldürülüyor işte.
*
İnsan bazen kurşun oluyor.
Yakıp yıkıyor ve anlamsızca vuruyor işte.
Geriye büyük bir ağıt ya da milyonlarca yetim çocuk kalıyor.
İnsan bazen yaşayan ölü oluyor.
Umutları ve hayalleri tüketildiğinde.
Ve her şey tabut içerisine girmekle bitmiyor.
İnsan bazen çukurlara düşüyor.
Kirleniyor, kirletiliyor, kanıyor gözleri.
Ve pişmanlığın isyanını yaşıyor sessizce...
*
Ateş topundan ibaret dünyanın sönmüş külleri yani toprağı üzerinde hayatı birbirine zindan edenler musalla taşına konulduklarında büyük bir pişmanlık yaşıyor ama her şey için çok geç oluyor!
Ve ayrıcalıklı bir hayat için tüm savaşların nedeni...
İyi insan olmak yetmiyor, kötüleri de yenebilecek kadar iyi insan olmak gerekiyor.
Çevreyi kirleten insanlara veya efendilere savaş açmadıkça, huzur hep saklı kalacak bir yerlerde...
Cahit Sıtkı Tarancı’nın, “Her doğan günün bir dert olduğunu, / İnsan bu yaşa gelince anlarmış” dediği günlerden geçiyor dünya ve içinde yaşadığını sanan insanlar...