SINIRSIZLIK

On gün boyunca Londra ve Paris gezisinin ardından İstanbul’a dönünce kendimizi okyanus kadar büyük bir akvaryumun içine...

On gün boyunca Londra ve Paris gezisinin ardından İstanbul’a dönünce kendimizi okyanus kadar büyük bir akvaryumun içine giren balıklar gibi hissediyoruz.

Ve eve dönüşler güzeldir...

Lakin, gittikçe kalabalıklaşan bir şehirde yaşamak da artık bir işkence...

Yıllar önce idi...

Ankara’daki bürokrat dostlarımızla sohbet ederken emekli olduklarında bir an önce kenti terk etmenin hesabını yaptıklarına şahit oldukça insanın yaşadığı kentten nefret edercesine kaçmak işleyişine anlam vermekte zorlanıyorduk.

O dostları şimdi anlayabiliyoruz.

Ve İstanbul’da yaşayanlar da artık kaçıyor...

Bodrum, Foça, Kuşadası, Fethiye, Göcek, Selçuk, Seferihisar, Çeşme, Alaçatı ve Marmaris gibi yerlere kaçıyorlar...

Ya da memleketine dönüyor bir çoğu...

***

Kısacası, herkes Mandıra Filozofu’na dönüştü sanki.

Neden?

Çünkü, yaşlılarını, çocuklarını ve gençlerini sevmeyen kentlere dönüştü... Kalabalığı, trafiği ve hayatın pahalı, yaşamanın bedelinin ağırlaştığı, acımasızlaştığı İstanbul gibi büyük kentler yaşanacak bir adres olmaktan çıkıyor...

Aşkları maraz...

Dostları binbir surat...

Komşuları meçhul...

Arkadaşları olağan şüpheli...

İş arkadaşlığı ise aldığınız ve kaybettiğiniz pozisyona göre şekillenmeye bağlı...

Ve sokaklar ise kurşun askerler gibi...

Nerede bir bombanın patlayacağına veya hangi kurşunun hedefi olacağınıza dair belirsizliğin ihtimali oldukça yüksek!

Ve kısacası İstanbul’da yaşamak maskeli baloda dolaşmak gibi bir şey.

***

Yıllarca üzerinde kafa yorduğum bir konuyu Ertuğrul Özkök Pazar günkü yazısında yazmış.

“Şubat ayında, Amerika’da 72 yaşında çok ünlü bir doktor çalıştığı hastaneden bir e-mail aldı.

Hastane, doktordan, fiziki ve akli yeteneklerinin yerinde olduğuna dair tam teşekkülü bir hastaneden rapor istiyordu.

Yaşlı doktorlardan bu isteniyor da...

Yaşlı siyasetçi ve köşe yazarlarından neden istenmiyor...”

***

Diyoruz ki Anayasa’ya madde koymak lazım...

65 yaşından sonra devlette olduğu gibi özel sektörde de çalışmaya yasak getirilsin.

Ve çalışmak isteyenlerden de doktor raporu istensin.

Yıllardan beri fikrimi dostlara söylediğimde ise bize gülüyorlardı.

Dünyaca ünlü beyin cerrahımız Prof. Gazi Yaşargil’e İsviçre’nin Zürih kentinde çalıştığı hastane 65 yaşını doldurunca ameliyat yasağı getirmişti diye biliyoruz.

Yani, Avrupa 65 yaşından sonra doktorluk yaptırmıyor.

Ve Prof. Yaşargil o zamanlar Amerika’ya gidip çalışmıştı.

Amerikan Beyin Cerrahları Birliği’nce “Yüzyılın Beyin Cerrahı” seçilmişti.

Ki bugünlerde sanıyorum Yeditepe Üniversitesi’nde ders veriyor...

***

Bize göre her meslek sahibinden ve herkesten doktor raporu istenmeli.

Daha da önemlisi evlilik aşamasındaki çiftlerden de tam teşekküllü hastaneden rapor alınmasını şart koşmalı.

Çünkü, evlenene kadar herkes zaafiyetlerini gizlemeyi başarıyor.

Deli olsa bile.

Herkes kiminle hayat arkadaşı olacağını bilmeli, kararını da vermeli.

Belki de, otuz beş yıldan beri kitap okumayı bırakmış öyle insanlar tanıyorum ki ama kırk yıl boyunca da köşe yazarlığı yapıyor.

Araştırmayı, okumayı, gezmeyi, gözlemlemeyi, mesleğine yatırım yapmayı bırakmış öyle insanlar tanıyoruz ki, köşelerinde kırk yıldan beri hep aynı şarkıyı söylüyor.

Kısacası, her şeyin bir sınırı olmalı...

Sınırsızlık büyük ihlaller doğuruyor!