DİNDARLARIN İÇİ RAHAT MI?

Hükümet adamlarının, muhafazakâr yazar çizerlerin, kalem oynatanların, televizyonlara çıkıp söz söyleyenlerin, onları dinleyenlerin..
İçi rahat mı?
Vicdanı da diyebiliriz..
*
Gezi Parkı eylemleri sırasında muhafazakar medya iki olayı köpürtmeye çalıştı.. İki olayı köpürterek gençler itibarsızlaştırılmak istendi..
(Çata pataya meraklı 1970’lerden miras sol grupları ayırın)
Nedir o iki olay..
BİR: Camiye ayakkabıyla girilmesi.. Camide içki içilmesi..
İKİ: Kabataş’ta türban taktığı için bir kadının 70 kişilik bir grup tarafından tartaklanması..
*
Camiden başlayalım..
Camiye ayakkabıyla girildiğine, içki içildiğine dair ilk fotoğraf karesi 3 Haziran Pazartesi günü ahaber’deki Pazartesi Sendromu adlı programda yayınlandı.. Ekrana verilen fotoğrafta genç bir adamın elinde bira kutusuna benzer bir kutu vardı..
Pek anlaşılmıyordu.. O yayında ben de vardım, tartışmacılardan biriydim.. Moderatör ‘camide içki içmişler ne diyorsunuz?’ diye sorunca, Yeni Şafak gazetesinde yazan Ali Bayramoğlu ile Salih Tuna canlı yayında anında müdahale etti..
İkisi de bunun tuzak olabileceğini söyledi.. Bu tür yayınlar tahrik olur dediler.. Bir kişi elinde birayla girmiş olsa bile protestocuların tümüne mal edilemeyeceğini söylediler..
Fotoğraf ekrandan çekildi..
*
Ama sonra dillere çok dolandı.. Muhafazakar medya çok kullandı.. Çok köpürtüldü.. İşin aslı astarı bir süre sonra ortaya çıktı..
Bira değil kola olduğu anlaşıldı.. Caminin müezzini de ilk günden beri camide içki içen olmadı diyordu..
Bu ülkede camiye gidelim bağdaş kuralım iki kadeh atalım diyecek bir kişinin bile çıkacağını düşünmüyorum..
Ateist bile yapmaz.. Deli bile yapmaz..
*
Camiyi ön plana çıkaranlar bir şeyi söylemiyor.. Bir güzelliği dillendirmiyor, gizliyor..
Ne mi o?
Horlanmaya çalışılan eylemciler, parkta kandil simidi dağıtarak, dualar okuyarak Miraç Kandili’ni kutladı..
Daha da ötesi Gezi Parkı’nda iki kere Cuma Namazı kılındı.. Hutbe okundu.. Eylemciler de saf tuttu..
Dindarlara vicdanınız rahat mı diye sormam bundan..
*
İkinci olaya geçelim.. Muhafazakar, mütedeyyin yazar Sibel Eraslan önceki gün yine yazdı..
Eylemcilere yaptıklarından dolayı çatarken şöyle de diyor:
“Kabataş’ta kıstırılıp kemikleri kırılıncaya kadar dövdüğünüz bebekli anneyi...”
Böyle bir vaka var mı?
Annenin iddiası şuydu.. 70-100 kadar üstü çıplak deri eldivenli adam saldırdı.. Kurtarmak için müdahale eden amcayla kızını da öldüresiye dövdüler..
Aile Bakanı o bebekli annenin kendine gelince üstünün idrar koktuğunu kendisine anlattığını söyledi..
Nerede kamera kayıtları.. Polis bu ‘hayvanları’ niye bulamıyor..
İçişleri Bakanı neden ilgilenmiyor..
Üstü çıplak deri eldivenli adamları niye kimse görmemiş..
Demek ki yok..
Olmayan bir şeyi kaleme alırken Gezi Parkı eylemine katılan veya destek veren başörtülü kızları gizlemek vicdana sığar mı?

Bornova İzmir’in başkenti olmuş

Önceki hafta Bornova’day-dım.. Toplum ve Demokrasi konulu bir toplantıda konuşmacıydım..
İnsanının heyecanını, ilgisini, katılımını bir kenara bırakıyorum..
İzmir’in ruhu da hassasiyeti de farklıdır..
Ben Bornova’dan bahsetmek istiyorum.. Prof. Dr. Kamil Okyay SINDIR’ın yaptıklarından..
Biri anlatsa, dört yılda Bornova’da şunlar şunlar yapıldı dese, valla inanmazdım..
Atma ya derdim..
Gözlerimle gördüm.. Saymakla bitmez.. Dört yılda sekiz yıllık çalışmış..
*
Beni en çok etkileyen kültür ve sanata verdiği önem.. Dediğim keman kursları, piyano kursları falan değil.. Bunun ötesinde..
Şehir müzesi yapmış.. Levantenlerden kalan köşkleri satın almış, onarmış, kültür merkezi haline getrmiş..
En önemlisini söyleyeyim mi?
Geçen ay ‘Türk resminin 100 yüzü konulu’ resim sergisi açılmış.. Mehmet Güleryüz’den, Faruk Cimok’a, Burhan Doğançay’dan Fikret Mualla’ya, Komet’ten Zeki Kıral’a yüz ressam yüz resim..
Bu bir ilk..
Türkiye’de de dünyada da..
Bununla da yetinmemiş.. Sergiyi kitaplaştırmış.. Kültür tarihine armağan etmiş..
Ben oradayken sürrealist akımın öncülerinden İspanyol ressam Joan Miro sergisi vardı..
Düşlerimin rengi..
Bornova İzmir’in kültür başkenti olmuş!..

Dükkanı kapatıyorum

Haftada altı gün, üç dört konuda kalem oynatmak insanı zorluyor..
İtiraf edeyim yoruldum.. Denize, güneşe, tatile değil, gündemden kopmaya ihtiyacım var..
Beynimi dinlendirmeye diyelim.. Kısa bir süre dükkanı kapatıyorum..