HEPİMİZ SUÇLUYUZ

İstanbul’u anlatmayacağım, İstanbul bitti..
İstanbul’u bitirdiler..

Kentin merkezinde neredeyse bir metrekare arsa kalmadı.. Nefes alacak alan yok..

İnsanlar otoyolun kenarında mangal yakıp piknik yapıyor.. Ne yapsınlar; başka alan yok ki..

Haa sahiller var.. Denizi doldurarak açılan alanlar..

Oralara gitmek de sorun..

Sahil deyince aklıma geldi.. Hızlı tren (Marmaray’ın devamı Gebze-Halkalı hattı) 2009 yılında bitecekti.. 2018 oldu hâlâ bitmedi.. 9 yıl rötar..

Projeyi başlatan dönemin Ulaştırma Bakanı, Başbakan oldu..

Umarım bir yanıtı olur..

***

Neyse konuyu dağıtmayalım.. Konumuz en küçük alana rant için bina dikilmesi.. İnsanlığın yarınını yok etmemiz..

Somut örnek; Ataköy sahili.. Cinayet gibi; denizin dibine 40 katlı binalar diktiler..

Yapan müteahhit kazandı, izin veren belediye kazandı, bakanlık kazandı..

Ama insanlık kaybetti..

Yeşillik yok oldu, Marmara’dan kente gelen rüzgârın önü kesildi, insanların denizle ilişkisi kesildi..

O binaları dikenler 50 yıl sonra hayırla mı anılacak, yoksa!.

***

İki gündür Bodrum’dayım.. Bodrum da beton yığını.. Gümüşlük-Yalıkavak arası da bitmek üzere.. Dağların tepelerinde bile kepçeler harıl harıl toprağı kazıyor..

Bu ne hırs ya.. Doymak bilmiyoruz..

***

İstanbul’dan Ataköy’ü örnek verdim ya.. Bodrum’dan da Güvercinlik’in karşısındaki Pina Yarımadası’nı örnek vereyim..

Dünyada nadir görülen Halep çamlarıyla kaplıydı.. Şimdi gidin bakın; beton yığını.. Kale gibi otellerle dolu..

Nasıl oldu?

2007 yılıydı.. Önce yangın çıkarıldı, 238 hektar kül oldu.. Yeniden ağaçlandırılacak falan derken, imara açıldı..

Halep çamlarını yok ederek kale gibi otelleri dikenler 50 yıl sonra hayırla mı anılacak, yoksa!..

***

Sadece siyasetçiler suçlu değil..

Sadece belediye başkanları suçlu değil.. Sadece müteahhitler suçlu değil..

Hepimiz suçluyuz..

***

Doğa katliamına tepki gösteriyor muyuz?

Yooo..

Tam tersi, koşa koşa gidip ev alıyoruz.. Eskiden burası ormanlıktı, eskiden burası yeşil alandı falan demiyoruz..

Doğayı katledenlerin otellerine tonlarca para ödeyerek tatil yapıyoruz..

Demem şu..

Suçu birbirimize atmayalım..

***

Sorum şu.. Türkiye’nin en güzel koyunda ev yapma imkânı verilse yapar mısınız?

Yapmam diyeceksiniz..

Ben de yapmam derim.. Çünkü böyle bir imkân yok; hayal..

Peki, ya o hayal gerçek olursa, cennet gibi koyda ev imkânı çıkarsa!.

Dünyayı ben mi kurtaracağım, geldik gidiyoruz, biraz da keyfini sürelim demez misiniz?

Dersiniz, dersiniz..

O zaman hepimiz suçluyuz..

İyi pazarlar!.

Bronz değil polyestermiş!

Çanakkale’ye gittiniz mi?

Çoğumuz gitmiştir.. Şehitler Abidesi’nin girişinde dev bir rölyef
vardır ya..

O rölyef, bronz görüntülü polyestermiş..

14 yıl önce geçici olarak yapılmış, hâlâ duruyor..

İktidar Çanakkale’ye çok önem veriyor ya.. Her yıl törenler düzenliyor ya..

Şehitler rölyefini görmemişler herhalde!.

***

Rölyefin öyküsünü Ataşehir Ekspres dergisinde Tayfun Gönüllü’nün yazısında okudum..

2004 yılında dönemin Kültür Bakanı Erkan Mumcu sipariş etmiş.. 45 metre genişliğinde, 3 buçuk metre yüksekliğinde.. İki ayda hemen yetiştirin demiş..

Gece gündüz çalışmışlar, yetiştirmişler.. Tabii polyesterden, geçici malzemeyle!.

***

Meselenin ilginç bir yanı da var.. Rölyefi yapan üç heykeltıraş altına imzalarını atmışlar.. Kültür Bakanlığı nedense ikisinin adını birkaç yıl sonra silmiş..

Sildiklerini zannetmişler ama silememişler..

İşte işin sırrı burada..

Çünkü; heykeltıraş rölyefteki bir askere kendi yüzünü resmetmiş..