Ağabeylik taslamanın sonu

Ağabeylik taslamanın sonu


Saddam Hüseyin'den o cevabı almak için değilse - ki, elbette değildi - T.C. Başbakanı Bülent Ecevit'in Arap lidere öyle bir mektup yazması tamamiyle lüzumsuzdu. Arap lider "Sen kendi işine bak. Bizim toprak bütünlüğümüz pek umurundaysa, kuzey bölgelerimizde keşif yapan yabancı uçaklara üs sağlamaktan vazgeç" anlamında bir mukabelede bulunmuştur.
T.C. Başbakanı Necmeddin Erbakan da başka bir Arap lider, Kaddafi'nin çadırına giderek yediği fırçaya kaşınmıştır.
Kimse, kendisine başkasının ağabeylik taslamasından hoşlanmaz. Hele bir Arap, bu işi bir Türkün yapmasından hiç hoşlanmaz. Afganların da hoşlanmadıkları görülmüştür. Eğer böyle davranışlarla Ecevit, Erbakan, Özal gibi T.C. Başbakanları Batıya - yani, ABD'ye - "Bak, biz bunlar üzerinde egemeniz. Onlarla ilgili bir tutum alacaksan önce bize danışmalı, bizim desteğimizi sağlamalısın" demeye getirmek istiyorlarsa Batı - ve Washington - buna sadece güler. Nitekim bu çabalarında üçü de bir çuval inciri berbat etmişlerdir.
Arapların - Orta Doğu Araplarından bahsediyorum - Türklere karşı kompleksleri öyledir ki iki Arap birbirleriyle kavga ederlerken birini Türkler tutsa, ikisi bir olup Türke vaziyet alırlar. Bunun hafiften bir örneği eski Bağdat Paktıdır. O yıkıldığında Irak üzerine asker sevketme veya Ürdün'ü Bağdat'ın hışmından korumak gayretiyle harekete geçme heveslerinden bizim DP iktidarını alakoyma için İnönü muhalefetinin ne çabalar harcadığını Bülent Ecevit unutmuş olamaz. O muhalefetin içindeydi.
Unuttuysa, Atatürk'ün buraya daha önce aldığım "peygamber buyruğu" niteliğindeki sözlerini mutlaka okumalıdır - okumalı değil, camlatıp masasının üzerine koymalıdır -: "Büyük ve hayali şeyler yapmadan, yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığını, garezini, kinini bu memleketin ve bu ulusun üzerine çektik. (..) Biz böyle, yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar üzerinde koşarak düşmanlarımızın sayısını arttırmaktansa doğal sınıra, yasal sınıra çekilelim".

Yerine getirilmeyen görevler
Dış ilişkilerde bu sınırın tesbiti için iktidar sahibinin başlıca yardımcısı Dışişleri Bakanlığıdır. İşe askeri durum da karışıyorsa ona Genelkurmay eklenir. Türkiye'nin 2. Dünya Harbindeki politikası böyle yürütülmüştür. Dışişleri Bakanlığının görevi iktidar sahibini hatadan korumadır. Yoksa, onun "çuvallaması"nı kafa sallayarak seyredip sonra "mızrağa çuval uydurma"ya çalışmak değildir. Bakanlığı, Başbakandan önce Bakanın "by - pass ettiği" ne zamandır seziliyor. Halbuki Bakanlık kuvvetliyse, Bakan vardır. Ecevit sonrasını hesaplayıp girişilen bir takım manevralarda bile bu, yolu kolaylaştırır.
Bakan Cem "Irak konusunda sanal bir alem yaratıldığı izlenimi içindeymiş". "Mektup ne oldu, ne söylendi, ne yapıldı gibi bir telaş veya çaba içinde değillermiş". Doğrusu ya "mutadın dışında bir şey yokmuş" ve bunu "bu kadar da önemli görmüyormuş". Bir Başbakan başka bir Başbakana "önemli olmayan mektup" gönderir mi?
Bakan "mektup olayı"ndan sonra sadece borsaya ve dolara baksaydı belki kendi kendine "Efendim neredeymiş, ben neredeyim!" diye düşünürdü. Üstelik yukardaki sözleri, askerin de katıldığı bir "Başbakanlık toplantısı"ndan sonra söylemiştir. Sanki Dışişleri Bakanı değil, Ecevit'in medyadaki borazanlarından biridir.
Genelkurmayın "Özal zamanı"ndaki hassasiyetini koruduğu ve Afganistan'da da "kendi askerinin parası başkası tarafından ödenen bir komutan"ın yabancı birlikler üzerindeki egemenliğinin ne olacağı hususunu iyi düşündüğü paylaşılan bir milli temennidir.
Her halde güç ve kritik anlar geçirmekteyiz ve böyle günler, konuşmalarında hala "Bulgaristan" ile "Afganistan"ı birbirine karıştıran bir Başbakanın yalnız bırakılacağı zaman değildir.