İyimserlik iyi de..

İyimserlik iyi de..


Elbette ki her Allahın günü "öldük, bittik, mahvolduk" diye bağırmanın ne bir anlamı vardır, ne faydası. Faydası yoktur: Eğer öyle bir durum mevcutsa, siz ne kadar bağırırsanız bağırınız, değişmez. Onu düzeltmenin yolu başkadır. Eğer öyle bir durum mevcut değilse, boşu boşuna "karamsar", hatta "bozguncu" damgası yersiniz ve kamuoyundaki inanırlığınızı yitirirsiniz.
Ama "Oh, oh! Bakınız ne kadar iyiyiz.. Herkes bizim önemimizin farkında; Bizim ağızımızın içine bakıyorlar. Hele bölgemizde, her şey bizden sorulur" diyerek boyunuzdan büyük, üstünüze de pek vazife olmayan işlere kalkıştığınız takdirde "bozum olmanız" kaçınılmazdır. Bunu size, sizi pek kırmadan belli etmeye çalışsalar bile.. Uluslararası alanda, bizdeki biraz argo deyimle "kimin elinde hıyar görse, tuzu benden diye koşmak" pek makbul bir davranış değildir. Cumhuriyetin kurucuları buna hep, çok dikkat etmişlerdir. Bunun sonucu olarak da Cumhuriyet daima itibar ve vekarını korumuştur.
Bunu "pısırıklık" diye nitelendirenler de çıkmıştır. - 2. Dünya Harbine girmememiz, "milletin erkekliğinin öldürülmesi" suçlamalarına yol açmış değil midir? - Özal'ın Körfez Savaşı sırasındaki hevesleri ondan sonrakilere ders oluşturacak niteliktedir. Ecevit'in Afganistan üzerindeki "tasavvurlar"ı bu dersin alınıp alınmadığı hususunda şüpheler uyandırmaktadır. "Taşlanacak kadına küçük taş mı, büyük taş mı atılmalı?" aşamasındaki Afganistan'a "laik devlet modeli"ni götürmeye talip olmak, aklın kolay kaldıracağı bir husus değildir. Bu, her halde, bırakınız Kabil'i, ABD'nin bile saçlarını diken diken etmiştir.
Kabil "Bizim işlerimize fazla karışmaya kalkışmayınız" ihtarını sık sık yaparken..

"Ziyadesiyle acelecilik"
Durum bu iken, kendi kedimize bir takım görevler de atfederek "Türk askeri"ni oraya gönderip işe daha bulaşmak, BM şemsiyesi altında kurulacak bir Uluslararası Güvenliğe Yardım Gücü (International Security Assistance Force) henüz ve hiç bir açıdan şekillenmemişken bunun komutanlığına - İngiltere'den sonra - adaylık koymak ne?
İngiltere'nin komutanlığı, bu güçün İngiltere tarafından BM Genel Sekreterine teklif edilmesi ve onun da bu güçü "İngiltere'nin kurup ona komuta etmesi"ni "iyi karşılaması" sonuçudur.
Türkiye'de ne oluyor? Güvenlik Konseyi "bütün öteki üye devletlerle birlikte" bizi de, masraflarını tamamile kendilerinin karşılamaları kaydıyla buna katılmaya çağırmaktadır. O kadar. Güç sadece "Kabil ile civarı"nda ve geçici Afgan Hükümetinin mutabakatıyla "bu Hükümetin ve görevli BM personelinin güvenlik içinde çalışması"nı sağlayacaktır. Ne güçün tüm sayısı bellidir, ne katılacakların kontenjanı. Komuta edecek ülke, masrafını karşılamanın yanında Komuta / kontrol - istihbarat gibi kuvvet çarpanlarını da kendisi sağlayacaktır. Güvenlik Konseyi kararında "ülke çapında güvenlik ve kanun egemenliği ile düzen"in sorumluluğu "Afganların kendileri"ne bırakıldığı için Afganistan Silahlı Kuvvetleri de - onlar neyse - BM gücüyle işbirliği yapacaklardır.
Arı kovanı gibi bir şey.. BM Anayasasının 7. maddesi esasına göre işleyecek (Peace making = Barışı temin).
Henüz hiç bir açıklık yokken, kimse de bir şey istemezken bu kovana el sokmaktaki acelecilik niye?
"Ecevit aculluğu" mu? Asker kullanma, hele dış bir ülkede, aculluk kaldırır mı?