Sizin duyduğunuz ve benim gördüğüm

Sizin duyduğunuz ve benim gördüğüm




- Duyulan şu ki Avrupa'da uçakla yolculuk çok zorlaştı. Hava alanlarında alınan tedbirler bazen eziyete varıyor; en azından sıkıcı beklentilere yol açıyor. Eşyalar didik didik aranıyor ve kimlik yoklaması yapılıyor. Bu yüzden yolcu sayısında azalma var.
- Bizim THY uçağı Ankara'dan tam zamanında kalktı, tam zamanında İstanbul'a vardı. Daha büyük bir başka THY uçağı da oradan öyle kalktı; Paris'teki Orly hava alanına vaktinden de yarım saat önce indi. Doluydu. Polis kontrolünde bir kadın memur pasaportumuza şöyle bir baktı - mavi, normal pasaport -, niçin geldiğimizi bile sormadı, tamponu vurdu. Bavullarımızı aldık, gümrüğün "Beyan edilecek eşyası bulunmayanlar" çıkışına yöneldik. O, ne? Ortada gümrükçü yoktu. Arabamızı itip çıktık. Bir taksiye bindik ve kalacağımız yere geldik.
* * *
- Duyulan şu ki Amerika'nın büyük şehirlerinde polisler kol gezmektedirler. Paris'te de "vijipirat" denilen ve bir kaç yıl önce bazı terör olaylarında uygulanan "özel hal" tekrar yürürlüğe konulmuştur.
- "Vijipirat" doğru da, bu pek görülmüyor ve hissedilmiyor. Daha doğrusu, her yerde yok. Buna karşılık Amerikalılara ait binalar sımsıkı korunuyor. Bir kaç gün sonra bir arkadaşımın doğum günüydü ve ona hediye kravat almak için meşhur "Hermes"e gittim. Mağazanın tam da ABD Büyük Elçiliğinin arkasında bulunduğunu unutmuştum. Elçilik adeta muhasara altındaydı ve yanından geçerken "Ne işin var senin, burada?" diye söylenmekten kendimi alamadım. Zira bilinir ki "pisi pisine ölmek" daima "kötü zamanda yanlış yerde olma"nın sonuçudur. Allahtan "o sırada" ne ABD Büyük Elçiliğine, ne de, dolayısıyla bana bir şey oldu.
* * *
- Diyorlar ki alış - verişler durdu; dükkanlar, hele şık lokaller, lokantalar, turistlerin iltifat ettiği yerler boş.
-
Bu mevsim, dünyanın kadın modası merkezi Paris'in "büyük defileler" zamanı. Her gün bunlardan bir kaç tanesi yapılıyor. Oralarda ender yabancılar da "bayrak gösteriyorlar". Büyük Elçimiz ve eşinden - Filiz Akın - duydum ki bunlar tıklım tıklım. Ama verdikleri daha iyi bir haber bizim iki modacımızın Çağlayan ile Dice Kayek'in gösterdikleri bayrağın bu yıl çok tepelere yükselmiş bulunduğu.
Buna "milletlerarası basın"ı da ekleyebilirsiniz. Gökşin'i - Sipahioğlu - görmeye gittim. Dünyanın en büyük fotoğraf ajanslarından biri olan Sipa'yı satmak mecburiyetinde kaldı - bunda biz Türkiye ve Türklerin ilgisizliğimizin payı var - ama, Sipa hala Gökşin. Bir kaç sene, başında kalmayı sürdürecek. Ajansının önü gene motosikletlerle doluydu ve içerisi gene cıvıl cıvıldı. "Sipa ile dolu olan bir başkası", meşhur Match dergisinin son sayısı: 25 sayfalık yazı ve fotoğrafları Sipa imzası taşıyor. Tabii "Afganistan Olayları" hakkında.
* * *
- Türkiye, gazetelerinin büyük manşetlerinden duydu ki bir askeri heyeti Amerika'da kurulan karagaha irtibat sağlamak üzere gitmiştir ve bu sanki fevkalade, adeta biz de harekata katılıyoruz, asker göndereceğiz, harbe giriyoruz gibi bir olaydır.
- Fransa aynı olayı Başbakanı Lionel Jospin'in Mecliste yaptığı konuşmasındaki tek bir cümleden öğrendi ve ünlü gazetesi Le Monde'un 7. sayfasındaki haberde okudu: "İrtibatla görevli bir askeri heyet bu sabah Tampa'daki Amerikan komutanlığına katılmıştır". O kadar... Bunda büyütülecek bir husus yoktur, çünkü NATO'nun bütün üyelerinden bu istenmiştir ve Türkiye gibi hepsi bir irtibat heyetini göndermiştir: Olaylardan vaktinde haberdar edilmek için.. Nitekim Fransa'da yer yerinden oynamamış, kimsenin kılı kıpırdamamış, kimse "dehşetengiz sonuçlar" çıkarmamıştır. Geri kalan öteki NATO ülkelerinde olduğu gibi..
Tamtamların çaldığı eşsiz Türkiyemiz hariç!