Türkler bu ezikliğe müstahak değildir

Metin Toker

EĞER iş şaka kaldırır cinsten olsaydı derdim ki:
"- Kolombiyalı meslekdaşım ve ben İsveçlilerin, Kanadalıların, Finlilerin iflahlarını kestik. Hatta Amerikalı bile suspus oldu. Allahtan Danimarkalı, Norveçli, İsviçreli kimse yoktu. Olsalardı onlar da ne diyeceklerini şaşırırlardı."
Üstelik olay milletlerarası bir forumda cereyan ediyordu.
Yalnız ortada iftihar edecek bir şey yoktu. Zira bu forum Milletlerarası Basın Enstitüsünün İspanya'daki genel kurul toplantısıydı ve Yönetim Kurulunda dünyadaki basın özgürlüğü konuşuluyordu. Hazır bulunanlar ülkelerinde bu temel hürriyetin ne alemde bulunduğunu dile getiriyorlardı. Ben ve kokain mafyasının cirit attığı, basının sesini kesmek için bazen hükümeti de yanına alabildiği Kolombiya'nın boyun eğmeyen gazetelerinden El Tiempo'nun başyazar yardımcısı Santos Calderon konuşmuştuk.
Şu anda dünyada basın özgürlüğünün şöyle veya böyle, az veya çok kısıtlanmadığı hiç bir ülke yok. Onun için İsveçlisinin de, Finlisinin de söyleyecek bir şeyi bulunuyor. Ancak bizden sonra sırası gelen Kanadalı Webster:
"- Türkiye'deki ve Kolombiya'daki hali görünce benim susup durumumuza şükretmem gerekiyor" dedi.
Herkes gülmeye başladı. İsveçli ve Finli de ona katıldılar.
Milletlerarası forumlardaki Türklerin ezikliği sadece basın özgürlüğünün bugünkü iktidar tarafından kısıtlanma isteminin sonuçu değil. Nerede bir yabancıya rastlasanız, soruyor:
"- Türkiye'de ne oluyor, yahu? Geriye mi gidiyorsunuz? İran'a veya Afganistan'a mı heveslendiniz?"
Refahyolun özellikle "bir kısım basın" hakkındaki düşüncelerini ve tasavvurlarını anlattığımda - ki, genel olarak bunları zaten biliyorlardı - sordular:
"- Bir iyimserlik sebebiniz bu sefer de var mı?"
"Bu sefer de.." diyorlardı, çünkü IPI adeta kurulduğu günden itibaren - 1952 - basın özgürlüğünü korumak için bizim yanımızda mücadele etmiştir ve o "bir kısım basın"ın dünyada en cesur gazetecilerden oluştuğunu bilmektedir. Onların, umutlarını hiç kaybetmediklerinden de haberdardır. Bu sefer de umudun bulunduğunu söyledim. "Nedir?" diye sordular.
"İktidarlarının ömrü, böyle kanunların çıkarılması için gerekli zamandan daha kısa sürecektir umudundayız" dedim.
Gene güldüler. Ama inanarak. Dedim ya, bizi tanımaktadırlar ve Türkiye'nin daha neler ve neler görmüş olduğunu hatırlamaktadırlar.
Her Türkün dışarda gördüğü manzarayı elbette Dışişleri Bakanı Çiller de görüyor ve acısını çekiyor. Ama onun bir tesellisi var: Sanıyor - veya öyle göstermek istiyor - bu, tamamile Türklerin ülkelerini kötülemelerinin sonuçudur. - Ülkeleri derken, tabii kendi iktidarlarını kastediyor -. Kötüleyenlerin başında da Muhalefet - özellikle Mesut Yılmaz - ve o menhus "bir kısım basın" geliyor. Belki IPI'daki toplantıyı da bunun örnekleri arasında göstermeye çalışacaktır.
Bugünkü dünyada herkes her şeyi biliyor. Siz hiç "Tonga Krallığı"nı duydunuz mu? IPI sadece duymamıştır. Orada olanları da bilmektedir ve Kral Hazretlerine - adı Taufa'ahau Tupou IV'dür - 3 Mart tarihinde Times of Tonga gazetesine karşı yaptıklarını kınayan bir protesto göndermiştir!
Olan bazı şeyleri Türkiye'den ve Türklerden gizlemeye çalışan bizim Dışişleri Bakanımızın kendisidir. Finlandiya ziyaretinde olanları ve sonrasını burada IPI Yönetim Kurulu üyesi, Helsingin Sanomat gazetesinin köşe yazarı Olli Kivinen'den dinlediğimde yerin dibine battım. Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı olan hemcinsi Tarja Haldnen'i bizimki "hilafı hakikat beyanları"yla öylesine çileden çıkartmıştır ki kadın, bütün diplomatik nezaket kurallarını çiğnemek zorunda kalmıştır. Meramını ancak böyle anlatabileceğini sanmıştır. Ama bizimkinin intikamı acı olmuştur: Avrupa Birliği Dışişleri Bakanlarının son toplantısından sonra açıktan "Finlandiya'ya, verdiği destek"ten dolayı alenen teşekkür etmez mi?
Finli Bayan Bakan "değmeyeceği için" resmi bir açıklama yapmamış ama, Olli dedi ki: "Bu pişkinlik karşısında saçını o kadar yoldu ki, başında saç azaldı."