1 yılın ardından Gezi

Bu yazıyı yazdığım saatlerde (15 civarı) Gezi olaylarının yıldönümü sayılan vahim 31 Mayıs çadır yakma hadisesi nedeniyle Taksim’de çok geniş önlemler sürüyordu. Metro kapalı, park kapalı, hayat önemli ölçüde sekteye uğramış... Geçtiğimiz sene o son derece tuhaf çadır yakma hadisesinden sonra olaylar kontrolden çıkmış herkes başarısız bir sınav vermişti. Ben o hadiseden sonra çadır yakanların bir provokasyon yaptığını, emniyetten tasfiye edilenlerin bu işle bir ilgisinin olabileceğini bir yazıda ima etmiş, sonra da nedense malum vakıf ve medya çevrelerinden bir anda bunun aksini ispat etmek isteyen mesajlar almıştım. Hiçbir isim, adres belirtmediğim halde üzerlerine alınmışlardı. Sonra çok şeyler yaşandı Türkiye’de. Ve ben özellikle 17 Aralık’tan sonra o gün yaptığım tespitin ne kadar doğru olduğunu gördüm...
Gezi herkesin birçok ders çıkarması gereken acı bir deneyim olarak tarihe geçti. Oradaki ölümlerin, hak ihlallerinin sonuna kadar hesabının sorulması şart. Ben artık hükümetin bu travmayı üzerinden atması gerektiğini düşünüyorum. Elbette şiddet isteyen, ortalığı terörize eden gruplara karşı önlemler alınsın ama Gezi yasaklar ve engellemelerle anılmasın...

Alman basını neyi unuttu?

Başbakan Erdoğan’ın Almanya gezisi çok tartışıldı, çok konuşuldu. Geziden geriye bir salonu hıncahınç dolduran Ak Parti ve Başbakan destekçileri ve dışarıda, Ren Nehri’nin karşı kıyısında Erdoğan’a protesto gösterisi düzenleyen kalabalığın fotoğrafı kaldı. Bir de bu ziyaret öncesinden başlayarak Alman basınında geniş yer tutan ‘anti-Erdoğan’ kampanyası. Bence bu kampanyanın üzerinde özellikle durmak lazım...
Alman basınını mümkün olduğu kadar iyi takip eden biri olarak ben şimdiye kadar hiçbir konuda böyle büyük bir tek seslilik gördüğümü hatırlamıyorum. Başta Bild olmak üzere, Frankfurter Allgemeine, die Welt, der Spiegel... En ciddisinden en tabloidine kadar Almanya’daki basın ant içmişçesine Erdoğan karşıtı yayın yaptı. Elbette isteyen istediğini istediği gibi eleştirir ancak duygularını kontrol etmeyi becerebilen bir toplum olarak bildiğim Almanları ben son dönemde hiçbir konuda bu kadar duygusal görmemiştim. Başbakan Erdoğan ile ilgili tek bir serinkanlı analiz, bir ne olduğunu anlamaya dair meraka rastlamadım.
Haydi diyelim Erdoğan alışıldık, Batı’nın her dediğini kabul etmiş Türk politikacı imajının tam tersini çizdiği, Alman cumhurbaşkanı Gauck’a Türkiye ziyareti sırasında yaptığı eleştiriler nedeniyle çok sert sözlerle yüklendiği için Alman basınında ‘persona-non-grata’ ilan edilmiş olsun... Bu nedenle en sert yorumlar yapılsın, eleştiri dozu tavan yapsın... Ancak benim kabul edemediğim bir nokta var...
Bu ziyaretle ilgili oradaki basın birçok kişiye mikrofon uzattı. Orada yaşayan yazarlar ya da Alevi dernekleri üyeleri vs ile konuşuldu. Hepsinin bir ortak özelliği var: Çok katı bir Erdoğan karşıtlığı... (Örnek olarak bakınız Akif Pirinççi’nin Bild’de yazdığı makale). Tüm bu gürültü patırtı içinde tek bir Erdoğan destekçisine uzatılan mikrofon yok!
Yahu basının görevi merak etmek değil midir? Benim bildiğim Almanya’daki Türklerin ezici çoğunluğu Ak Parti seçmeni. Mesela önümde Heidelberg Forum’un yaptığı anket var: Almanya’daki Türkler arasında Ak parti seçmeninin oranı yüzde 67 diyor! Yapılan bütün anketler tartışmasız en güçlü parti olarak Ak Parti’yi, en sevilen lider olarak da Tayyip Erdoğan’ı gösteriyor. O zaman kendi içlerinde yaşayan binlerce insanın desteklediği bir lider ülkelerine gelirken normal olan bu desteğe de mikrofon uzatmak, onların görüşüne de yer vermek, onları anlamaya çalışmak değil midir? Maalesef değil. Alman basınını okursanız zannedersiniz ki Almanya’da Erdoğan’ı destekleyen kimse yok...
Ben bu garabeti iki şeye bağlıyorum: Bir) Oradaki Türklere üstten bakış. Onları hiçe sayma, kabullenmeme. 2) Erdoğan’ın meydan okuyan, ezber bozan ve yer yer Batı’nın dilinin çok dışında kullandığı sert ve zaman zaman tehditkâr dilin yarattığı öfke ile olanı değil, görmek istediklerini gösterme eğilimi.
Erdoğan meslek ilkelerini hiçe saydıracak kadar kimya bozmuş anlaşılan. Buna Almanya’nın içinden eleştiri gelmesi, bu savrulmayı değerlendirip, özeleştiri yapmaları şart...