Ah eskiden gazetecilik ne seviyeliydi...

Tarihi dünden başlatmayanlar, bir nebze olsun hafıza sahibi olanlar bilirler ki kalem kavgaları bizim mesleğin olmazsa olmazlarındandır. Her devirde yazarlar birbirleriyle atışmışlar, kozlarını köşelerinden paylaşmışlardır. Bu, beğenin beğenmeyin yalnızca bu devirde değil, her devirde böyle olmuştur.

Ancak şiddetle karşı çıkmamız gereken, şiddetin devreye girmesi. Bu kabul edilemez! İfade kabiliyetinin bittiği, vandallığın devreye girdiğinin resmi. Ahmet Hakan’a yapılan saldırı da böyle ilkel bir zihniyetin ürünü. Türkiye geçmişte gazetecilere yönelik şiddet konusunda kabarık bir sabıkaya sahipti, o günleri çağrıştıracak her gelişmeye karşı birleşmeliyiz.

Bu vesileyle ‘Gazetecilik ne hale geldi, eskiden böyle miydi ya? Seviyesizlik aldı başını gidiyor’ gibi yorumlar yapanlara biraz tarihi hatırlatmak isterim. Mesela şu satırlar: ‘Kızıl mikrop olur, genç ve saf okuyucuların beynine girer, cambazhane ibişi olur, soytarılık yoluyla propagandasına devam eder. Nihayet domuz olup mukaddes bölgelere saldırırken...’

Bu cümlelerin sahibi büyük edebiyatçı Peyami Safa’dır. Değerli mizah ustası Aziz Nesiniçin bizim Milliyet gazetesinde kaleme alır bu satırları. Bunun üzerine Aziz Nesin’in cevabı ise şöyledir: ‘Terbiyesiz yazar Peyami Safa... Sen tarih öncesinden kalma salyangoz fosilisin... Yalnız nüfus sayımlarında insanlar arasında yer bulabilen yaratıksın...’

Meşhur şair Necip Fazılbu yaz hayatını kaybeden Bedii Faikiçin 1962’de şu satırları yazmıştır: ‘Babıali’nin Babıadi cephesinde Dünya isimli, çöp tenekesi boyunda bir kulübeye sığınmış bir köpek vardır ve adı Bedii Faik’tir. Dökük kıllarının her kökünde uyuz kabartıları zıplaşan ve ruhundaki cerahat ağzından dökülen bu adi hayvan fikir adına hiçbir mahalle itinin tenezzül etmeyeceği küfürlere kadar düşer. Bu mikrop kavanozu it...’ Bunun üzerine Bedii Faikise ‘Hangi sarhoşluk gecesinin sabahında peydahlandığı belli olmayan piç!’ diye cevap verir. Pardon, duyamadım? Ah eskiden gazetecilik ne seviyeliydi, ne hale geldik mi diyordunuz?

Bel altı vuruşlar

O zaman bir de şuna bakın: Yeni İstanbulgazetesinde yine Bedii Faik için şu satırlar yayımlanmıştı: ‘Çamaşırlarını dahi İngiltere’den alır. Donları, fanilaları İngiliz markalı 45’lik küçük bey!’ Bedii Faikbuna karşılık ‘Okurlarım merak etmiş soruyor: Yeni İstanbul yazarları sizin çamaşırlarınızın markalarını nasıl ve nereden bilebiliyorlar? Cevap vereyim: Mesele karılarının gevezeliğinden ibarettir!’

Daha sonra da tartışma üslubunu çok aşan ‘dalaşmalar’ sıklıkla yaşandı Babıali’de. Mesela Uğur Mumcu’nunÇetin Altan’a hitaben yazdığı 1988 tarihli şu satırlara bakın bir de: ‘...Türkiye’de mali oligarşinin karanlık ilişkileri bir bir ortaya dökülünce bu dönek Marksist alkol şişesi içinde erittiği beynini bu düzene karşı çıkanları ‘MİT Ajanı’ diye karalamak için kullanıyor...’ Oğlu Mehmet Altaniçin ise ‘Dönek babanın bütün yazılarını birer boş eldiven gibi yüzüne çarpayım. İhanetlerini, dönekliklerini, o karanlık ilişkilerini birer birer anlatayım...Karanlık ruhunun senaryoları bak seni nerelere getiriyor. Seni soytarı, seni holding dalkavuğu, seni cahil tosuncuk...’

Kutsal gazetecilik masalı

Basın tarihinde bu ve bunun gibi yazışmalar pek çok. Sizlere bu konuda iki kitap tavsiye edebilirim. Birincisi Emin Karaca’nın ‘Türk Basınında Kalem Kavgaları’, ikinci ise Nazlı Ilıcak’ın ‘Yazarlar-Kavgalar’. İki kitabın da baskısı yok maalesef, ancak sahaflardan bulabilirsiniz. Bence muhakkak yeniden basılmalı bu iki eser.

Nostalji tuhaf bir hastalıktır, gerçeği ustaca rötüşlar, geriye yalnızca hülyalı bir tablo bırakır. Bu gün yapılan da içi boş bir nostaljiden ibaret. Neymiş efendim, köşe yazarlığında seviye kalmamışmış! Böyle üslupsuzluk hiçbir zaman olmamışmış! Ben de bu günkü üslupsuzluktan rahatsızım. Hem ‘Seni sinek gibi ezeriz’den, hem ‘Ne çabuk geri vitese taktın yavşak pislik?’diye başlayıp buraya alamayacağım küfürlerle devam eden cümlelerden.

Ancak bu, bu gün bu hale gelmedi. Necip Fazıl’ın dediği gibi ‘Dünyanın her yerinde lağımlar aşağıdan, Babıali’de ise yukarıdan akar’. Gazeteciliği kutsayarak bu gerçeğin üstünü örtemezsiniz...