Hani böcekle ilgili somut bir şey yoktu?

Dün Milliyet’in de çok doğru bir şekilde manşetine taşıdığı önemli gelişmeler oluyor Başbakan’la ilgili böcek soruşturmasında. Başbakanlık Teftiş Kurulu dinleme cihazları yerleştirenlerin Koruma Dairesi’nde görevli iki memur olduğunu, birinin ABD’de doktora eğitimi alıp, kamera izleme ve dijital teknoloji üzerine uzmanlaştığını ve en ilginci de diğerinin Başbakanlık’taki böcek aramasına katıldığını belirledi. Soruşturma, verileri adım adım ortaya çıkarıyor. Aylardır sanki böyle bir hadise temelsizmiş gibi gösterip ‘hadi somut bir şeyler çıkarın da görelim’ diyenler bu çıkanlara ne diyecekler acaba? Bakalım bunlara da devletin içindeki bu ahtapot yapıya dair her şeye buldukları gibi bir kılıf bulabilecekler mi?

Fatih Hilmioğlu

Gecenin karanlığında, bir mezar taşına sarılmış, iki yıl önce ölen oğlunu kucaklayan bir adam vardı dün yalnızca benim gözümde. Karanlıkta bir mezar taşına iki yılın acısını akıtan bir adam. Kederinin fotoğraftan taşıp, her yeri kapladığı bir adam. Fatih Hilmioğlu’nun cezaevinden çıkışı, ölen oğluna gidişi, ardından oğlunun yatağında sabahı ettiği haberi... Aklımdan, yüreğimden çıkmıyor.
Milliyet’te yayınlanan ilk yazımda ‘sağlık sorunları olduğu halde cezaevlerinde tutulanlar’ meselesine değinmiş, Fatih Hilmioğlu’nu hatırlatmış, Teoman Koman’ın da biberonla beslendiğini ve hemen tahliye edilmesi gerektiğini söylemiştim. Fatih Hilmioğlu da geç de olsa çok doğru bir kararla tahliye edildi ancak hala geride kalan hastalar var.
Hesaplaşma, temizlenme ancak hukuka uygun ve vicdanlı olursa olur. Bizde maalesef çok haklı ve uzun zaman önce açılması gereken dosyalar çok yanlış yerlere götürüldü. Sanki hesap sormak vicdansızlığı, karşı tarafa acı çektirmeyi gerektirir gibi bir algı benimsendi. Bugün temeli bu kadar doğru olan Ergenekon davalarının üzerinde bu kadar tartışma yaşanması bu yüzden. Bir baba düşünün, oğlunun ölümünü televizyonda bir altyazı ile öğreniyor. Ertesi gün cenazesine gidiyor ama evinde bile kalamıyor. O dünyanın en büyük acısıyla baş başa cezaevine dönmek zorunda kalıyor.... Kahrolur, yaşarken ölür insan. Nitekim kanseri de bu hadiseden sonra başladığı söyleniyor Hilmioğlu’nun. Ben Kuddusi Okkır vefat ettikten sonra eşiyle görüşmüştüm. Gözlerinin önünde eşinin nasıl eridiğini, kanserin onu yerken nasıl çaresiz kaldığını anlatmıştı. Maalesef bu haksızlıklara ses çıkarmış olsak da, ilk kez büyük bir cesaretle açılmış büyük davaların rüzgarına kapılıp gitti o sesler...
İnşallah Fatih Hilmioğlu iyi olur. Yüreği düzelmez artık ama en azından sağlığı düzelir. Ve bağımsız olduğu kadar tarafsız bir mahkemede tutuksuz bir şekilde adilce yargılanır...

Hocalı
3 gün sonra modern dünyanın gözü önünde yaşanan bir vahşetin 22. yıldönümü. 26 Şubat 1992’de Hocalı’da Azeriler korkunç bir kıyımdan geçirildiler. Ben 2009’da Dağlık Karabağ’a gitmiş, bölgeyi karış karış gezip Ermeni yönetimiyle görüşmüş ve Hocalı’yı da ziyaret etmiştim. Rusya’nın arka planda kışkırtıp yönettiği korkunç bir savaşa sahne olmuş, hüzünlü, boynu bükük bir garip topraktı Dağlık Karabağ...
Hocalı’da yaşanan adeta bir mezalimdi. Ancak maalesef Batı büyük bir iki yüzlülükle bu konudaki sessizliğini koruyor. Halbuki vahşet nereden ve kimden gelirse gelsin vahşettir. Ve her türlü vahşete, mezalime aynı şekilde sesimizi çıkarmak şarttır. Ben 1915’te İttihat Terakki’nin Ermenilere yaptıklarına nasıl ‘büyük felaket’ diyorsam 1992’de Ermenilerin Azerilere Hocalı’da yaptıklarına da mezalim diyorum...

300 liralık katliam
Mustafa Can Aksoy adlı insan (!) geçtiğimiz günlerde kedisini kamera karşısında korkunç bir şekilde katletti. Henüz görmediyseniz ve yüreğiniz yeterse açın, bakın, çünkü bu insan(!), katliamı büyük bir zevkle facebook adresinden yayınlayarak katil olduğunu göğsünü gere gere ilan etti.
Aslında bu cürette şaşılacak bir şey yok, çünkü yaptığının cezası 300 lira! Evet, konuyu takip edenler biliyor ama kaçırmış olanlara yeniden söyleyeyim: Kedisini, kendi yatağına pisledi diye canlı yayında kesen mahluk ceza olarak 300 lira ödeyecek!
Şimdi... Benim gibi lanet okuyup, isyan edip, içinizden saydırdıktan sonra serinkanlılıkla şunlara göz atın:
Fransa’da bunun cezası 2 yıl hapis+30 bin euro para cezası
İtalya’da 18 ay hapis+15 bin euro para cezası
Litvanya’da 3 yıl hapis vs vs... Avrupa ülkelerinde bırakın öldürmeyi hayvanlarını terk edip gidenlere de 1-2 yıl hapis cezası var.
Ancak... Nihayet bir de iyi haber: Türkiye’de de kanun değişiyor. Belki de bu vahşetin etkisiyle geçtiğimiz çarşamba günü TBMM’de Çevre Komisyonu’nda Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı görüşüldü. Buna göre: Artık hayvan katline 2 yıla kadar hapis öngörülüyor. Hayvan barınakları ile ilgili düzenlemeler var. Sokak hayvanlarına sahip çıkılması yönünde umut verici düzenlemeler yapılıyor. Hep ‘makro siyasetten’ bu günlük hayata dair gelişmeler arada kaybolup gidiyor. Bu defa gitmesin... Bu teklifin takipçisi olalım! Hayata geçmezse geçirmek için mücadele verelim. O caninin 300 lira ile kurtulmaması için de kamuoyu oluşturalım.
Son olarak: CHP milletvekili Melda Onur’a hayvan hakları konusundaki hassasiyetinden dolayı bravo!