'KOBİ TÜSİAD'ı için şartlar oluşmadı

Osman Ulagay

Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilcisi Max Georg Meier tepeden inme verilen hizmetlerin KOBİ'lere faydası dokunmayacağını, örgütlenmenin tabandan gelmesi gerektiğini söyledi
SİAD'ların misyonlarını yeniden tanımlaması gerektiğini savunan Meier'e göre bir KOBİ TÜSİAD'ı ancak yeterli altyapı ve siyasi güç olduğunda ortaya çıkabilir

10 yıldan fazla zamandır Türkiye'de KOBİ'ler üzerinde çalışıyorsunuz. KOBİ'lerin temel sorunları olarak neleri görüyorsunuz?
Max Georg Meier: Bunların başında bana göre finansman - kredi sistemi geliyor. Hala gerekli finansman sağlanmıyor, kaynaklar yetersiz. İkinci büyük sorun, pazarlama ve dış ticaret. KOBİ'lerin bu konudaki bilgi ve birikimi yetersiz.
Bir taraftan da organize sanayi bölgelerinin ve küçük sanayi sitelerinin sayısı ve üretimi çok düşük. Küçük sanayiciyi işyeri sahibi yapmak, orta boy ve büyüklere büyümeleri için OSB'ler sağlamak lazım.
Bu sorunlara bir çözüm bulunursa KOBİ'ler rahatlar. Çünkü Türkiye'de fazla bir vergi yükü yok. Başka ülkelerle karşılaştırılırsa burası vergi cenneti. SSK ve Bağkur kesintisi de çok değil. Mevzuat da çok büyük bir engel oluşturmuyor burada.
Biraz daha orta boy işletmelere bakarsak, yabancı sermaye, yabancı lisans, teknoloji, ortaklık vs.de yavaş bir gelişme var. Polonya, Macaristan gibi ülkeler çektikleri yabancı sermaye ile birlikte know - how da alıyorlar. Bu alanda Türkiye yetersiz kaldı.
Bunların dışında, KOBİ'ler için örgütlenme, lobi yapma gibi konularda çok gelişme var.

UMUT BANKALARDA

KOBİ'lerin sorunlarının dile getirilmesi ve çözülmesi için önce KOBİ'lerin temsil edilmesi lazım. Bu alandaki durumu nasıl görüyorsunuz?
Bir kere TOBB var, TOBB'un 800 binin üzerinde üyesi tipik KOBİ. TOBB, işletmelerle devlet arasında yarı resmi bir kanal olarak fena bir örgütlenme değil. Buna bağlı odalar da aktif hale geldi.
Diğer yandan klasik örgütlenmeler var, SİAD'lar vs. Bunlar şu andaki durumda misyonlarını tamamladılar. Yeni bir misyon üstlenmek istiyorlarsa iç organizasyonlarını değiştirmeleri, uzmanlarla çalışmaları gerek. Yoksa belli aralıklarla 10 - 15 işadamı biraraya gelsin, konuşsun, Türkiye bunu aştı!
Bir KOBİ TÜSİAD'ı yeterli altyapı ve siyasi güç olduğunda ortaya çıkar. Ama şu anda var olan (TOBB ve odalar dışında) tüm örgütler ya bir reorganizasyona gidecekler, ya da marjinal kalacaklar. Biz Konrad Adenauer Vakfı olarak örgütlenme konusunda epey destek verdik ama beklediğimiz o KOBİ TÜSİAD'ı ortaya çıkmadı.
Şu anda bir tek grup KOBİ'lere yönelik faaliyetlerini artırmaya çalışıyor: Bankalar. Türkiye'de bankaların bir siyasi gücü de var, bu nedenle ilerde örgütlenmeye de yardımcı olabilirler.


KOSGEB MAHFOLDU

KOSGEB'in özerkleştirilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu konu son zamanlarda gündemde çünkü bu kurum bütçe kısıntıları yüzünden işlevini tam olarak yapamıyor galiba...
Evet, haklısınız. Hesaplara göre kurulduğu yıl KOSGEB'e bugünkü değerle 30 trilyon verilmiş, bu yıl tahsil edilen fonlar ise belki 1 trilyon. Çeşitli siyasi müdahaleler sonucu (seçim bölgelerinde oy toplamak için) bir sürü merkez açıldı ama bütçe ve kadro aşağı gitti. Siyasiler KOSGEB'i mahfettiler ve gittiler. Yoksa KOSGEB 10 yıl önce olduğu gibi ve UNIDO ile çalışan kurum olsaydı.. O zamandan kalma başarılı projeler var hala.
KOSGEB'deki arkadaşları suçlayamayız. 10 yıl önce o başarılı projeleri hazırlayan Mahmut Esat Yalçın bugün başkan vekili. Ama kurumun şu anda bu kadar geniş bir alanda çalışmak için bütçesi de kadrosu da yetersiz.

İHTİYAÇTAN DOĞMALI

Türkiye'deki KOBİ örgütlenmesinin başarısı neye bağlı sizce?
Ne zaman ki Türkiye'de bu tip oluşumlar bir ihtiyacın sonucu olarak ortaya çıkar, ancak o zaman başarılı olabilirler. Örneğin İzmir'de EGS hemen başarılı oldu, çünkü tabandan, ihtiyaçtan doğdu. Diğer modeller hep Tanrı'dan gelir gibi yukardan geliyor, "Haydi sana danışmanlık vereyim, haydi ihracatını örgütleyeyim"... Bu tip modelleri kabul ettirmek biraz zor Türkiye'de. İşletmeler kendi aralarında ilişki kurmadıkları sürece tepeden inme işbirliği olmaz.

Halkbank KOBİ kredilerinden yararlanacak ilk 103 firmanın yaklaşık yarısı İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Sıvas'tan

1.26 trilyon TL'lık ilk bölüm kredinin 200 milyar TL'sı işletme, kalanı yatırım kredisi olarak kullandırılacak

1996 yılının sona ermesinden birkaç gün önce Halkbank KOBİ kredilerinden yararlanmaya hak kazandığı açıklanan 103 işletmeden yaklaşık yarısının büyük şehirlerden olduğu, buna karşın Doğu - Güneydoğu Anadolu bölgesinin kredilerin bu ilk bölümünden Akdeniz, Karadeniz ve Ege bölgelerinden daha çok yararlandığı belirlendi.
İstanbul Sanayi Odası'nın verdiği bilgiye göre 35 şehirden toplam 103 firma Halk Bankası'ndan 1 trilyon 266 milyar TL kredi kullanmaya hak kazandı. Bu kredilerin yüzde 16'sını oluşturan 201 milyar TL işletme, kalan miktar ise yatırım kredisi olarak kullandırılacak.
Kredilerin bölgelere göre dağılımında en yüksek payı 481 milyar TL ile Orta Anadolu Bölgesi'nin alması dikkat çekti. İkinci sırada gelen ve sadece İstanbul ve Bursa ile temsil edilen Marmara Bölgesi 262 milyar TL alırken, üçüncü sırada 185 milyar TL ile Doğu - Güneydoğu Anadolu Bölgesi geldi.
İSO'ya başvuran 225 şirketten ise 197'sinin başvurusu değerlendirildi ve onaylandı. Başvuruların sektörel olarak dağılımı şöyle: %51 tekstil, %17 metal işleme, %7 plastik - kauçuk, %4 deri, %5 otomotiv yan sanayi, %4 elektrik - elektronik, %11 diğer.
KOBİ Teşvik Kararnamesi kapsamında dağıtılmasına başlanan Halkbank KOBİ kredilerinin ilk bölümü hakkında dikkat çeken bazı noktalar şunlar:
* Türkiye çapında firma başına alınan ortalama kredi, 12 milyar 298 milyon TL.
* Ortalamanın üzerinde kredi alan şirketleri barındıran şehirler arasında Erzincan, Malatya, Gaziantep, Elazığ dikkati çekiyor. Ortalama kredi miktarı düşük olan şehirler arasında ise Antalya, Adana, Burdur, Niğde var.
* Birçok firma hem yatırım kredisi, hem işletme kredisi almaya hak kazandı. Ancak sadece yatırım kredisi alan firmalar da oldu (Batman, Bolu, Denizli, Gaziantep, Kütahya ve Ordu'da olduğu gibi).
* Kredilerin bu ilk bölümünden sonra geriye kaynağı kesin olarak mevcut olan, KOBİ'lere dağıtılacak 3 trilyon 733 milyar TL kaldı. Firma başına ortalama kredi miktarının aynı olacağı varsayılırsa, yaklaşık 300 firma daha KOBİ kredilerinden yararlanabilecek.
* Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller KOBİ'lere bunun dışında bu yıl içinde 20 trilyon TL'lık teşvik kredisi dağıtılacağını söylüyor. Bu gerçekleştiği takdirde 1.600 firma daha kredilerden yararlanabilecek.
* Ancak kredilerden yararlanamasa bile Teşvik Belgesi alan KOBİ'ler vergi - harç istisnası, KDV muafiyeti gibi önemli desteklerden yararlanabiliyor.

Türkiye'de "KOBİ yılı" ilan edilen 1996'da KOBİ'lerden çok söz edildi, KOBİ'leri desteklemek için bazı yeni adımlar da atıldı. Örneğin:
* Halk Bankası tarafından kullandırılmaya başlanan fon kaynaklı krediler KOBİ'lere yeni bir destek penceresi açtı.
* KOBİ'lerin teşvik belgesi alarak bazı muafiyetlerden yararlanmasına olanak sağlandı.
* KOBİ'lerin TÜBİTAK tarafından koordine edilen AR - GE kredilerinden giderek daha fazla yararlanmasına olanak sağlandı.
* Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın yurt dışında ofis - mağaza açma gibi faaliyetlerin ve fuarlarla sergilere katılımın desteklenmesi için KOBİ'lere sağladığı desteklerin uygulanmasına başlandı.
Bunların hepsi kuşkusuz olumlu yönde atılmış adımlardı. Ancak bu adımlara ayak uydurabilen, sağlanan desteklerden fiilen yararlanabilen KOBİ sayısı ne yazık ki çok sınırlı kaldı. Eldeki verilere göre fon kaynaklı KOBİ kredilerinden yararlandığı açıklanan KOBİ sayısı şimdilik 103. Basit bir hesaplamayla 5 trilyonluk fon kaynağının tümü kullanıldığında bu sayı 400'ü aşabilecek. AR - GE desteklerinden yararlanabilen KOBİ sayısı 60 dolayında. Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın sağladığı diğer desteklerden yararlanan KOBİ'leri sayısı da 150'yi bulmuyor.
Türkiye'de toplam "küçük işyeri" sayısının 1 milyonun hayli üzerinde, imalat sanayiindeki küçük ve orta işletmelerin sayısının 200 bin dolayında olduğu anımsandığında KOBİ'lere sağlanan desteklerin KOBİ kitlesi içinde ne kadar küçük bir azınlığa erişebildiği çarpıcı biçimde ortaya çıkıyor. Desteklerden yararlanabilenler KOBİ kitlesinin yüzde 1'ini bile bulmuyor. Kendi becerileriyle bunu başaranlar her halde geniş kitleyi tam olarak temsil eden,yansıtan bir grup değil. Bu grubu "seçkin KOBİ'ler" diye de adlandırabiliriz belki.
Bu durumda sorulması gereken soru şu oluyor: KOBİ kitlesi için ne yapılabilir? Çok daha fazla sayıda KOBİ'nin çeşitli desteklerden yararlanması nasıl sağlanabilir?
Karşımıza ilk olarak kaynak sorunu çıkıyor tabii. Örneğin fon kaynaklı krediler için ayrılabilen fon yararlanacak KOBİ sayısını da belirlemiş oluyor.
Örneğin KOSGEB'a ayrılan bütçe kaynağı bu kuruluşun etki alanını sınırlıyor.
Ancak sorun yalnızca kaynak yetersizliği değil. KOBİ'lerin büyük çoğunluğu gerekli bilgi akımına ulaşamadığı için mevcut desteklerden haberdar değil ya da ilgisiz. KOBİ'lere yönelik faaliyetlerin bir koordinasyon içinde götürülmemesi de KOBİ'lerin bilgi ağı içine girmelerini ve mevcut deskteklerden haberdar olmalarını engelliyor. Birçok küçük işletme, "bizi nasılsa dikkate almazlar" inancı içinde bu desteklerle ilgilenmiyor bile. KOBİ'lerin kendiliklerinden örgütlenme çabalarının da şimdilik sınırlı kaldığı görülüyor.
Bu ortamda KOBİ kitlesini oluşturan işletmelerin çok büyük bölümü kendi yağıyla kavrulup ayakta kalmaya, ağırlaşan rekabet koşullarında yaşamaya çalışıyor. Bu kitlenin ilgisini çekmek ve onları bilgi ağının içine çekebilmek için yeni çabalara gerek var. Ülkemizdeki KOBİ potansiyelini kullanabilmek için bu çabayı göstermek şart.