Medrano sirki boşuna mı geldi?

Medrano sirki boşuna mı geldi?

Osman Ulagay

İçinde yaşadığımız ortam zaten büyük bir sirki andırıyor
İstanbul duvarlarında Medrano sirkinin ilanlarına rastlayınca ister istemez çocukluk günlerime döndüm. Medrano sirki ilk kez belki de kırk küsür yıl önce İstanbul'a gelmiş ve yoğun ilgi görmüştü. Televizyonun bulunmadığı, eğlence olanaklarının kısıtlı olduğu o günlerin Türkiyesinde bu ilgi doğaldı. O günlerde bizi sirke götüren büyüklerin de neredeyse bizler kadar eğlendiklerini anımsıyorum.
Medrano sirki şimdi gene Türkiye'ye geliyor ama çok farklı bir Türkiye'ye. Bugün bütün Türkiye fevkalade eğlenceli bir büyük sirke dönüşmüş durumda. Medrano sirki her halde gene ilgi görecek ama kırk yıl önceki ortamı bulması olanaksız. Olanaksız çünkü şimdi her taraf cambaz ve mahlukatla dolu zaten.
Bir kere Medrano'nun cambazlarına ve trapezcilerine taş çıkartacak bir sürü kıymet var ülkemizde. Örneğin trapez gösterisinde Palavriçe namındaki sarışın hatun tam düşecekken takkeli partöneri Palavrhoca onu havada kapıp selamete çıkartabiliyor. "Şu kadın bir düşse de ben oynasam", diye kaç bayramdır bekleyen gözlüklü trapezci de biçare bir halde sırasını beklemeye devam ediyor. Annesi ona, "sen trapezci olamazsın oğlum", demeyi unuttuğu için bu sıkıntılı durumda kendisi.
Bizim büyük sirkin son zamanlardaki en ilginç gösterisini takkeli hokkabazlar yapıyor. Bir okuyup üflüyorlar, ortaya denk bütçe çıkıyor. Arkasından peşpeşe kaynak paketleri açılıyor, çil çil liralar ortalığa saçılıyor. Faize "düş" diyorlar düşüyor, borsaya "çık" diyorlar çıkıyor. Bizim sirkin en korkunç yaratığı olan enflasyon canavarı yerlerde sürünüyor. Taa Amerika'dan kalkıp bu manzarayı görmeye gelen IMF yetkilileri gözlerine inanamayıp, "mucize bu, mucize", diye bağırınca bizim takkeli hokkabazların başı fevkalade memnun olmuş, "küffara göstereceğimiz daha çok numara var", demiş.
Sirkin en büyük yıldızı sarışın Palavriçe. Trapezcilikten mahlukat terbiyeciliğine kadar her işten anlıyor, her el attığı işi ya başarıyor, ya başarıyor. Bir dediğini iki etmeyen alıklar takımına yaptırttığı "Palavriçem sen çok yaşa", gösterisi ilk kez görenlerin ilgisini çekiyor.
"Asarım. keserim" diye ortalığı birbirine kattıktan sonra üniformalı terbiyecilerden zılgıtı yiyince, "ben yapmadım, ben demedim, medya çarpıttı", diye yaltaklanan palyaçolar da bizim büyük sirke renk katan unsurlar arasında yer alıyor. Bu arada sirki sirk yapan türlü çeşitli mahlukata teker teker değinmek olanağı olmadığı için bağışlasınlar beni, ama hepsi çok başarılı.
En büyük alkışı ise en son anda, 9. senfoninin finali çalınırken ortaya çıkıp şapkasını sallayarak, "işte çağdaş sirk böyle olur", diye bağıran büyük patron alıyor. Kendisinin az vitamin ve çok alkışla beslendiği söyleniyor.
Bu ortamda İstanbul'a gelip çadırını Küçükçiftlik parkına kuran Medrano sirkinin ne gibi yenilikler sunacağı merakla bekleniyor. Ancak Medrano'nun bizden öğreneceklerinin ağır basması bekleniyor.


Bir bayram gününde olumsuz gelişmelerden söz etmek pek iyi bir fikir değil ama şartlar bizi buna zorlamış bulunuyor.
Bu olumsuzluklardan biri bizimle ilgili. Geçen perşembe günü bu köşede yer alan bütçe tablosunda iki büyük hata yapmayı başarmışız maalesef. Tabloda yer alan verilerin birimi trilyon yerine milyar diye yazılmış ve tablonun sonucu olan 415 trilyonluk açık, sondaki 5 rakamının düşmesiyle 41 milyar olarak belirtilmiş. Maliye eski müsteşarı Biltekin Özdemir'in tahminlerini yansıtan tablonun doğru şeklini bugün yayınlıyoruz.
Bu arada Özdemir'in tahminini Financial Times gazetesi de doğruluyor. John Barham 18 nisan tarihli Financial Times'da yer alan yazısında Hazine'nin 1997'nin ilk çeyreği için bütçe açığını 3.46 milyar dolar(cari kurla 460 trilyon TL.) olarak açıkladığını belirtiyor. Özdemir de maaş farkları hesaba katıldığında açığın 450 trilyonu aşacağını belirtmişti.
Şimdiden devasa boyutlara varan bütçe açığı Refah - Yol hükümetinin halkı ve piyasaları ne kadar pervasızca yanılttığını ortaya koyuyor. Keşke bu hükümet yıl sonuna kadar görevde kalsa da "denk bütçe yaptık" diye milleti kandıranların kırdığı bütçe açığı rekorunu hep birlikte izlesek.


20 milyon yıldır cambazlık yapıyoruz

Uganda'da ortaya çıkartılan bazı kalıntılar, insanoğlunun ilk atası sayılabilecek olan bir türün 20.6 milyon yıl önce yaşamış olabileceğini gösteriyor. The Guardian gazetesindeki habere göre Uganda'nin Moroto bölgesinde bulunan diş, yüz kemiği ve omurilik kalıntılarını inceleyen bilim adamları bunların oturma hatta ayakta durma yeteneğine sahip, maymuna benzer bir yaratığa ait olduğunu saptadılar. Yeni geliştirilen tekniklerle 20.6 milyon yıllık olduğu belirlenen kalıntıların Morotopithectus adı verilen, insanın ilk atası sayılabilecek bir türe ait olduğu ileri sürülüyor.
US Journal of Science'da yayınlanan bu bulgular insanoğlunun atalarının bugüne dek bilinenden en az 5 milyon yıl önce yaşamış olduğu iddiasını gündeme getiriyor. 20.6 milyon yıl önce varolduğu saptanan yaratığın daha çok ağaçlarda yaşadığı ve orangutana benzediği belirtiliyor.
Daha önce elde edilen bulgular insanoğlunun doğrudan atası saylan Homo sapiens türünün 250,000 yıl önce Afrika'da yaşadığını ortaya koymuştu. Ancak insana benzer yaratıklar olduğu belirtilen Australopithecus ve Homo habilisin 8 milyon yıl önce yaşamış olduğuna ilişkin tahminler de yapılmıştı.
Son bulgular, ataları maymuna benzetilen insanın cambazlık yeteneğinin 20 milyon yıllık bir geçmişi olduğunu ortaya koyuyor. Yeni olan şey artık ağaçta yaşamayan insanın geliştirdiği yeni cambazlık türleri.