Yoksa "Türk mucizesi" mi oluyor?

Yoksa "Türk mucizesi" mi oluyor?

Osman ULAGAY

Yüksek enflasyonla hızlı büyümeyi atbaşı götüren ve döviz krizine yakalanmayan Türkiye ekonomide ve politikada yeni bir "mucize"mi yaratıyor?
Asya'dan bütün dünyaya yansımalar yapan krizin Türkiye'ye etkileri henüz çok belirgin değil. Aslında bu kriz nedeniyle dış borçlanma olanaklarımız daha da zorlaştı, IMF'nin gündemi değişti, ciddi bir istikrar programını uygulamak belki daha da riskli hale geldi ama bu krizin bizi pek de olumsuz etkilemeyeceğini düşünenler çoğunlukta.
Aslında dünyadaki havayla Türkiye'dekini karşılaştırınca, "acaba biz sihirli bir mutluluk formülü mü keşfettik?", diye düşünmeden edemiyor insan. Yoksa biz bir "Türk mucizesi" mi yarattık, kimseye çaktırmadan? Yüksek enflasyonla yüksek büyümeyi birlikte sürdürüp buna karşın mali krizlere girmemenin yolunu mu bulduk?

Yıllardan beri enflasyonun zararlarını ve ekonomik istikrarın önemini vurgulayan benim gibi birinin şimdi kalkıp böyle bir yazı yazmaya kalkışması ilk bakışta garipsenebilir, hatta "enflasyon lobisine yeni katılmalar mı oluyor?", sorusunu soranlar bile çıkabilir. Hemen belirteyim ki benim bu konudaki görüşüm değişmiş değil; yüksek enflasyonun dünyadaki son kalelerinden biri olan Türkiye'nin bu yüzden ciddi sorunlarla karşılaşacağını düşünüyorum hala.
Geçen yıl bu zamanlarda başlayıp Refah Partisi'nin kapatılmasıyla yeni bir aşamaya gelen gelişmeler zincirini bir bütün olarak içime sindiremediğimi de
belirtmeliyim. Yüksek enflasyonla yaşayan ve kendine göre bir demokrasi anlayışını uygular görünen bir Türkiye'nin bu gidişle dünyada kendine iyi bir yer yapmasının kolay olmadığını düşünmeye devam ediyorum.
Evet ben böyle düşünüyorum ama benim böyle düşünmem, bir farklı düşünme egzersizi yapmama engel değil. Alışılagelenin dışında gelişmelerin sıkça yaşandığı günümüzün dünyasında bu tür egzersizlerin ufuk açıcı bir yanı olabilir gibi geliyor bana.

Şimdi bir an için şu dönemde ABD'de üretim yapmakta olan bir sanayicinin yerine koyun kendinizi. Rekabetin müthiş yoğun olduğu bir pazarda, verimliliği sürekli artırarak, maliyetlerinizi düşürerek, ürün ve hizmet kalitenizi farklılaştırarak ayakta kalmaya çalışıyorsunuz. Fiyat artırma şansınız sıfır, çünkü rakipleriniz fiyat kırma yarışında ve son bir yıl içinde ülke çapında artış değil düşüş göstermiş üretici fiyatları. Öte yandan işsizlik oranı düşük düzeyde, eleman maliyetleri tırmanıyor. Size yardımcı olan faktörler ise talebin oldukça canlı olması ve faizlerin düşüklüğü.
Siz bu koşullarda ayakta kalma savaşı verirken Asya krizi patlıyor, Güney Kore ve Tayvan gibi sizin teknolojinizle çalışıp size rakip olabilecek firmaların bulunduğu bu ülkelerde korkunç devalüasyonlar yaşanıyor. Bu firmalar yeni kurlarla üretim yapıp ABD pazarına girdiklerinde rekabet etmeniz çok daha zor olacak. Bu nedenle maliyetleri düşürmek için küçülme planları yapmaya başlıyorsunuz. Şu andaki ekonomik performansı dünyaya örnek gösterilen bir ülkede, dünyanın en büyük pazarında iş yapıyorsunuz ama işiniz hiç de kolay değil.
Türkiye'de yüksek enflasyon ortamında iş yapmaya alışmış hangi sanayici ABD'deki bu meslekdaşının yerinde olmak isterdi acaba? Rekabetin sınırlı olduğu bir piyasada çalışan, enflasyonist ortamda dilediği gibi fiyat belirleme olanağına sahip olan, Asya tehdidini fazla önemsemeyen hangi sanayici ABD'deki şartları Türkiye'deki tercih ederdi? Evet Türkiye'de TL. faizler yüksek ama kurlarda istikrar olduğu sürece döviz kredisi kullanarak bu sorunu hafifletmek ve ayrıca devlete borç vererek yüksek faizden yararlanmak da mümkün. Tabii istikrarsız ortamda önünü görememenin yarattığı bir olumsuzluk var, zaman içinde reel varlıkların erozyona uğraması tehlikesi var ama pek çok kimsenin kısa vadeli hesap yaptığı bir ortamda bunlar çok önemli mi?

Olaya böyle yaklaşırsak yüksek enflasyonla canlı iç talebin ve hızlı büyümenin atbaşı gittiği bir ortamın iş alemi için hiç de kötü bir seçenek olmadığını düşünebiliriz. Bu seçeneğin riskli yanı, geçmiş deneylerde bu sürecin büyüyen dış açıklara yol açması ve bir döviz krizini ya da kur depremini gündeme getirmiş olması. 1994'de Türkiye'de ve şimdi çok daha vahim biçimiyle Asya'da görüldüğü gibi, böyle bir kriz ekonomiyi bütünüyle felce uğratıp reel sektörü de çok olumsuz etkileyebiliyor.
İşin ilginç tarafı, son iki yıldaki gelişmeler Türkiye'nin bu soruna da çare bulduğunu düşündürebiliyor. Yüksek enflasyonla hızlı büyüyen Türkiye, üstelik AB ile gümrük birliğinin gündeme geldiği ve kurların pek özendirici olmadığı bir ortamda, aşırı cari işlem açıkları vermiyor ve bu açıkları da rahatlıkla finanse ediyor. 1997'nin ödemeler dengesi tablosu da bunu gösteriyor.
Öte yandan bizim bir türlü yapamadığımız reformları yapıp bütçe açıklarını sıfırlayan ve enflasyonu tek haneli rakamlara indirmeyi başaran Meksika ve Güney Kore gibi ülkelerin krizlerden korunmayı başaramadıklarını da unutmayalım.
Olaya böyle bakınca enflasyona darbe vuracak ciddi bir istikrar programının Türkiye'de yeterli desteği neden bulamadığını anlamak kolaylaşıyor galiba. Ekonomiyi bu yöntemle, politikayı da gereğinde parti kapatarak götürebiliyorsak ille de bir seçenek aramaya gerek var mı?
Bence var ama bu başka bir yazının konusu.
Yazara EmailO.Ulagay@milliyet.com.tr