Sivil toplum ve CHP

Geçtiğimiz pazartesi günü CHP Genel Başkanı Sn Kılıçdaroğlu arkadaşları ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyerek CHP’nin sivil toplum açılımını anlattılar. Bu konuda hazırlanan raporu dağıttılar. Rapor, CHP’nin sivil toplum anlayışı, Türkiye’de sivil toplumun durumu, sivil toplumun sorunları ve çözüm önerileri olmak üzere dört bolümden oluşuyor.
Türkiye’de bir siyasal partinin sivil toplumu, siyasal slogan olarak kullanmanın ötesinde, ciddi bir biçimde ele alması, politika üretmesi üzerinde durulması gereken bir girişim.
Sivil toplum açılımının CHP’nin yeni kimliği açısından ortaya çıkardığı bazı çizgiler var:
1- Sivil toplum devletten bağımsız bir örgütlenme. Sivil topluma dayalı bir siyaset yapmaktan söz eden bir siyasal partinin de devlet partisi olmaması gerekir. Bu husus şimdiye dek böyle nitelenen CHP bakımından özellikle önemli. Raporda “devleti merkeze alan bir yapıdan, toplumu merkeze alan bir yapıya geçiş”ten söz ediliyor. Sivil toplum açılımı, CHP’nin devlet partisi olmaktan çıkarak, halkın partisi olmak yolundaki iradesinin göstergesi olarak görülebilir.
2- Sivil toplum özgür bireyle yakından ilgili bir kavram. İnsanın geleneksel bağlardan kurtularak özgür, otonom birey olarak var olmasından sonra sivil toplum doğuyor. O nedenle sivil toplumu temel siyaset ekseni olarak kabul eden bir siyasal parti, birey merkezli, bireyin hak ve özgürlüklerine öncelik veren bir siyaset yapmayı da öngörüyor olması gerekir.
3- Raporda, CHP ilk kez neo-liberalizm konusunda tutumunu açıklıyor. Buna göre, CHP’nin “sivil toplum anlayışı neo-liberal dogma merkezli değildir. İnsanların siyasi, toplumsal ve kültürel kaynaklara erişimlerini piyasadaki kazançlarıyla sınırlandıran anlayışı reddeder. Çünkü eğitim ve sağlık gibi hizmetlerden yeterince yararlanamayan bireyler özgür yurttaş olamazlar.”
4- Rapor, CHP’nin, demokrasinin birkaç yılda bir oy vermekle sinirli olmadığı, sürekli bir katılım yolunun açık tutulmasını amaçlayan bir demokrasi anlayışını benimsediğini gösteriyor.
5- Cemaatlerin sivil toplum sayılıp sayılmayacağı konusunda rapor açık değil. Bir yandan “din veya inanç temelli kuruluşlar” sivil toplum sayılmakta, öte yandan katı hiyerarşik iç yapılara sahip, biat kültürü yaratan kuruluşlar reddedilmekte. Sorun, örgütün inanç temelli olup olmadığı değil. İnanç temelli olsun ya da olmasın, sivil toplumu tanımlayan, özgür bireylerin kendi iradeleriyle, kendi saptadıkları ortak bir amaç için bir araya gelmeleri. Oysa, cemaatlerde kişiler kendilerini cemaatin içinde bulurlar. Sonradan katılmış olsalar bile bir daha çıkamazlar. Cemaatin kendi iradeleri dışında önceden var olan kurallarını değiştiremezler. O nedenle, cemaatsel yapıya sahip olan örgütlenmeler sivil toplum tanımına girmezler.
Türkiye’de sivil toplum açısından en önemli sorun, özgür bireyin ne ölçüde var olduğu. Görülen o ki, cemaat, aşiret, büyük aile bağlarının geçerli olduğu geleneksel toplumlarda, insanlar iktidarla dikey “müşteri” ilişkisi kurmayı yeğliyor, çıkar talep ediyorlar. İktidarı geleneksel hiyerarşinin en üst kademesi olarak görüyorlar.
Buna karşılık özgür bireyin var olduğu toplumlarda, bireyler sivil toplum örgütleri aracılığı ile siyaset üzerinde baskı yapıyorlar. Hiçbir partiye bağlı olmadan, siyaseti yönlendirerek kendi amaçlarını gerçekleştirmeye çalışıyorlar.
Türkiye’de bir yandan “müşteri” ilişkilerinin yoğun bir biçimde var olduğunu, öte yandan güçlü, merkezi devlet anlayışının özerk bir sivil toplumun gelişmesini engellediğini görüyoruz.
Sivil toplum açılımı hem CHP’deki değişimi, hem de katılımcı bir demokrasinin yerleştirilmesindeki sorunları gösteriyor. Bu sorunları aşmak yönünde ciddi bir çabanın ortaya konulması Türk demokrasisi açısından umut veriyor.