Galatasaray‘ı ‘ninni’ uyutamadı

17 Eylül 2021

Yarım asra yaklaşan meslek hayatımda çok değerli iki “şeref madalyam” var. Birincisi; 2000 UEFA Kupası finalinde Galatasaray ve Fatih Terim... İkincisi; 2008 Avusturya-İsviçre Avrupa Şampiyonası’nda finalden dönen milli takım ve Fatih Terim...
İkisini de canlı yaşadım. Galatasaray kupayı kaldırırken, Fatih Hoca‘nın 50 metre arkasındaydım. Milli Takım finali kaçırdıktan sonra, Alman Milli Takımı’nın kurmaylarının Fatih Terim‘i tebrik için sıraya girdiklerinde, o şerefi tribünlerde yaşadım.
Aradan çok uzun yıllar geçti. Buna rağmen iki destansı başarı yüreğimin en sıcak yerinde tazeliğini korurken, iki şeref madalyası kişisel müzemin en değerli yerinde duruyor.
40 yılı aşkın meslek hayatımda çok değerli iki başarı, iki şeref madalyası, ikisinin de altında Fatih Terim imzası var. Bunu unutamam, bunu inkar edemem, hocanın değerini ve önemini bilirim.
O günleri, o maçları, o yılları, en önemlisi o başarıları çok özledik. Özellikle son yıllarda sürekli aşağı doğru giden grafiği durdurmak ve çıkışa geçmek için belki de Lazio kader maçıydı.
Neyse çok uzun bir süreden sonra nihayet kazandık, kazanarak başladık. Lazio‘nun asistini yaptığı kalecisiyle kendi kalesine attığı gol nedeniyle “ikram” diyen olursa buna hiç katılmam.
İmmobile dışında içi boşalan, sadece adı kalan Lazio karşısında Galatasaray maçı tepeden tırnağa hak etti. Öyle ki, Halil’in şutuna Luis Felipe son anda ayağını uzatmasa, Morutan‘ın füzesi üst direği sallamasa, Kerem mutlak pozisyonda topu ayağından açmasa, Galatasaray’ın rakibine oranla en az üç gömlek daha üstün oynadığı maç en az üç golle biterdi.

Yazının devamı...

Deli dalgalar...

13 Eylül 2021

Galatasaray alışılmışın çok dışında bir başlangıç  yaptı... Müthiş hızlı, atak, çabuk ve  yürekli... İlk düdük çaldı, Kerem ile Halil, deli dalgalar gibi Trabzonspor savunma duvarını sarsmaya başladılar... Halil ile Kerem  o kadar hızlı, o kadar hareketliydi ki, Trabzon savunmasının balansı bozuldu... Kimi tutacaklarını, hangi bölgeyi kapatacaklarını şaşırdılar... İkinci golü lütfen hatırlayın... Kerem o kadar hızlı olmasa, kaleci Uğurcan eline gelen topu rahatça tutacaktı... Kerem’in inanılmaz deparı Uğurcan’ı bozdu ve topu elinden kaçırdı... Ardından Emre’nin ikinci golü geldi... Elbette trafikte sürat felaket ama, futbolda hız bayağı işe yarıyor… “Fırtına” diye anılan Trabzon’da gene fırtına vardı, ancak iki Galatasaraylı Kerem ile Halil fırtınası vardı...

İlk golde çabuk  hamle, Edgar’ı hataya zorladı, ikinci golde, Kerem’in 100 metreci gibi deparı Uğurcan’a yanlış yaptırdı… Trabzonspor golü bulana kadar, neyi var, neyi yok, bu iki haşarı Galatasaraylıyı tutmaya çalıştı... Abdullah Hoca, Kerem - Halil fırtınası eserken, Siopis’i oyuna alabilir, belki bu fırtınanın şiddetini azaltabilirdi… Yapmadı, faturayı 2-0 yenik duruma düşerek ödedi... Ancak Yusuf Sarı hamlesi, bir ölçüde dengeyi kurdu, ilk yarı sonlarında gelen gol de umut  oldu... Galatasaray’ın bu kadar hızdan, bu kadar yoğun mesaiden sonra, özellikle ikinci yarıda  yakıtının tükeneceği belliydi… İkinci yarıda son çeyreğe kadar kontrolü Trabzonspor ele aldı… Buna rağmen Halil’in boş kaleye giden topunu Yusuf müthiş çıkardı… Bir mucize hamle de Van Aanholt’tan geldi... Süper kademe ile mutlak bir golü  önledi…

Hamsik çok etkili oynadı... Nwakaeme’ye  verdiği  gol pası müthişti... Nwakaeme bu pası ağlara göndermese, Hamsik’in asistine yazık olurdu...

Galatasaray’da Morutan’ın attığı müthiş şut, bana Hagi’yi hatırlattı... Morutan ile Emre Kılınç‘ın zorunlu çıkışları Galatasaray adına talihsizlikti…

Maçta penaltı tartışmaları var... Hakemler dünkü maçlarda vücuttan ele gelen hiçbir pozisyona penaltı çalmadılar… Bu pozisyonlarda penaltı çalmak çok kolay değil... Galatasaray 2-0 öne geçti, 2-2’ye yakalandı... Deplasmanda güçlü bir rakibinden puan aldığı için sevinsin mi, 2-0 ‘dan beraberliğe yakalandığı için üzülsün mü?

Trabzonspor kendi sahasında 2-0 yenilgiden 2-2’yi yakaladı ama kendi evinde en güçlü rakiplerinden birini elinden kaçırdı... Kim sevinsin, kim üzülsün, belli olmayan bir maç izledik... İki tarafın da mutlu olduğunu sanmıyorum… Bu defa kazanan, heyecanlı bir maç izleyen futbol seyircisi oldu... Eee , ara - sıra da futbol seyircisi kazansın...

Yazının devamı...

Türk antrenörlerin iflası

8 Eylül 2021

Yendik, gene yeneriz… Yaptık, gene yaparız… Hollanda’yı yenmeye oynayacağız... Bırakın artık bu bol kepçe palavraları... Avrupa’nın adeta “bamyadan mermi” iki takımı Letonya karşısında 3-1’den 3-3, Karadağ önünde 2-0’dan 2-2’ye yakalanan Türk Milli Takımı’ndan nasıl oluyor da Hollanda’yı yenmesini bekliyorsunuz...
“İlk maçta Hollanda’yı yendik ya” diyenleri duyar gibiyim... Zamanın ruhu denen bir gerçek var... Yendiğimiz Hollanda, suyu sıkılmış posası çıkmış Portakal gibiydi... Biz, özellikle Avrupa liglerinde üstün form yakalayan oyuncularla zirvede... Yenersin tabi...
Zaman akıp gitti... Hollanda’nın başına Van Gaal geldi, takım toparlandı, hızlandı, Portakal’ın tadı, keyfi, futbol gücü yerine geldi... O günden bu güne biz sürekli geri gittik... Geri gittikçe “amalarla - fakatlarla” kendimizi kandırıp gerçeklerden kaçtık... Makas bu defa tam terse, bizim aleyhimize açıldı...
Dakika bir gol bir derler ya, onu bile beceremedik... Birinci dakika dolmadan golü yedik... İlk 30 dakika dolarken, iki orta saha oyuncumuz Okay ve Orkun sarı kart gördü... Devre bitmeden Çağlar kırmızıyla oyun dışına...
Ben Wembley’de 8-0’lık bozgunu, 5-0‘lık ağır yenilgileri yaşamış bir gazeteciyim... Ama yemin - billah ederek söylüyorum; ezilip, un - ufak olduğumuz maçlarda bile rakip ceza alanında topla buluşmadan ilk yarı bitirdiğimiz bir maçı hatırlamıyorum... Gözünüzden kaçmış olabilir; İlk yarı bittiğinde rakip ceza alanı içinde Türk Milli Takımı’nın hiçbir oyuncusunun ayağına - kafasına top değmedi... 31. dakikada Hakan’ın bir frikik atışı dışında rakip ceza alanına bile girmedik...
Böyle korkaklık, böyle acizlik, böyle çaresizlik olamaz... Yenilin ama bizi utandırmayın... Hadi hücuma gitmiyorsun, ya da rakip çabukluğuyla gitmene izin vermiyor... Bari savunmada sağlam kal, o da yok... İlk golde Klassen ile Memphis Depay ceza alanımız içinde üç defa verkaç yaptılar, bir adamımız basamadı...
Şenol Hoca ve Fatih Terim’i başa koyarak, cümle Türk antrenörleri için söylüyorum... Dünya futbolu tamamen, hızlı, atletik futbola döndü… Maalesef bizim hocalar bu gelişimin gerisinde kaldılar... Takımlarımızı yavaş oynatıyorlar...

Yazının devamı...

Cumhuriyet’in kadınları

3 Eylül 2021

Belki de elli yıldır, başka tanımlama ile yarım asırdır, neyimiz var, neyimiz yok, her şeyimizi futbola verdik... Duygularımızı, coşkularımızı, tutkularımızı, paralarımızı...
Ne aldık; hüsran, acı, hayal kırıklıkları, toplumsal çöküntü... Hocalardan, futbolculardan, hatta başkanlardan ‘imtiyazlı bir sınıf’ yarattık... Bir almadan bin verdik... Aşağılandık, bazen ezildik, figüran olduk, asla ciddiye alınmadık...
Açık konuşalım, hatta hiç itibarımız, saygınlığımız olmadı...
Futbola verdiğimizin ellide birini kadın voleybolculara vermedik, dünyamızda yer açmadık... Ne yaptılarsa, kendi başlarına yaptılar... Heyecanları, duyguları, tutkuları, başarıları kendileri yarattılar...
Yensinler, yenilsinler, dünyada hayranlık uyandırdılar, saygı duyulan, korkulan, çekinilen bir ekip oldular... İsveç Kadın Voleybol Takımı’nın hocasının Türkiye maçında oyuncularına, “Dünyanın en iyi ekiplerinden biri ile oynuyoruz, dikkat edin, bu şans her zaman ele geçmez” demesi bile Kadın Voleybol Milli Takımımıza gösterilen saygıyı çok açık ortaya koyuyor...
Futboldaki bunca rezillikten sonra, Kadın Voleybol Milli Takımı oyuncularına ve bu takımı yaratanlara ne kadar borçlandığımızı çok açık görüyorum... Benim, sizin, hepimizin, hatta bu ülkenin, kadın voleybolcularımıza özür borcu var...
Bu ülkenin vatandaşı olarak, Cumhuriyet’in Kadınları’ndan önce özür diliyor, sonra kendilerini saygıyla, sevgiyle, hayranlıkla selamlıyorum....

Yazının devamı...

Morutan... Tamam

30 Ağustos 2021

Galatasaray , yeniden Romanya pazarına girdi… Hagi ile Popescu ile tarih yazmıştı… Bratu, Petre ve Tamas ile ise hayal kırıklığı yaşamıştı… Şimdi takımın orta sahasında iki Romanyalı daha var…
Beklemeye, “acaba” mı demeye, kuşku duymaya gerek yok… Morutan tamamdır… Kepçe gibi sol ayağı var… Topa iyi hükmediyor… Futbol aklı iyi…
Morutan ilk golü Cicaldau’ya attırırken sol ayağının hünerini kullandı… İkinci golde, asiste dönen o şiddetli şutu sağ ayağından çıktı… Demek ki, sağı-solu belli değil… İyi adam oldun mu, öyle “uyum süreci, ilk maçı” falan hikaye… Mal kendini belli ediyor…
Ben gene de Aslan payını Kerem’e veriyorum… Türk futbolunda çok rastlanır bir hücumcu değil… Durmuyor… İki kanadı kullanıyor, çok etkili top kesiyor, gol şansı yüksek… Ancak ikinci yarılarda düşüyor…Buna dikkat derim...
Galatasaray’ın hızlı hücuma çıkışları, Kerem’in hızına, Barış Alper’in ayak uyduruşu iyi… Aynı hızın birazı Diagne’de olsa, Galatasaray’ın ofansif anlayışı üretime geçecek ama olmuyor…
Ancak bir de savunma anlıyışı var ki, “kartondan kale“ gibi… Dokunmana gerek yok, üfledin mi dağılıyor… Van Aanholt’un aklı hücumda… Adamın savunma ile uzaktan - yakından ilgisi yok…
Kasımpaşa, maden bulmuş gibi her atağını Van Aanholt‘un koruduğu kanattan yaptı… Kasımpaşa caddelerinde yürüseler bu kadar rahat edemezlerdi… O kadar rahat gidip geldiler…

Yazının devamı...

Şansal Büyüka ile dobra dobra

25 Ağustos 2021

Süper Lig’de 2. hafta geride kaldı, geçen yıllara oranla futbol anlayışında değişen fazla bir şey yok. Futbolcular en ufak darbede yere yatıyorlar, hakemler en ufak temasa düdük çalıyorlar. Belli ki gene dura - kalka bir lig izleyeceğiz...

Süper Lig’de yeni sezon başladı... İkinci haftası geride kalan ligde geçen yıllara oranla futbol anlayışında değişen fazla bir şey yok... Futbolcular en ufak darbede yere yatıyorlar, hakemler en ufak temasa düdük çalıyorlar... Belli ki gene dura - kalka bir lig izleyeceğiz...
- Hatayspor, bu ilkel futbolu ile İstanbul’dan puan alıp gitse, futbolun vicdanı sızlardı... Bir takımın bir yıl içinde kadrosu, futbolu, hatta hocası bu kadar geriye gider mi? Hatayspor bu anlayışla geçen yılı asla yakalayamaz...
- Galatasaray’da Sacha Boey tamamdır... Son bir-iki yılda sayısız sağ bek geldi, Boey kadar etkilisi asla gelmedi... Doksan dakika ayakta, doksan dakika hücumda... Takımın olmayan temposunu ayağa kaldırmaya çalışıyor...
- Trabzonspor kalecisi Uğurcan Çakır için üzüldüm... Max Gradel’in penaltısını karşıladı, dönen topu Gradel bu defa uzak köşeye attı, onu da karşıladı, dönen topa Isaac Cofie vurup golü attı... Trabzonspor savunması Uğurcan’ın hatırına o topu uzaklaştırmalıydı...
- Tribündeki seyirci sayıları, tanınan kontenjanın çok altında... Taraftarlar acaba Kovid-19 korkusundan mı, yoksa aşı gerekliliği ve diğer yaptırımlar nedeniyle mi gelmiyorlar?
- Fenerbahçe “Sörloth… Sörloth” diyordu o da gitti... Hadi bulun bakalım bir golcü... Fenerbahçe gibi çok büyük bir kulübün transfer anlayışını hayretle izliyorum...

Yazının devamı...

Atamayana attılar...

23 Ağustos 2021

Sonuçtan bağımsız yazmalıyım… Özellikle ilk yarıda Fenerbahçe’nin sürekli önde basmasını, rakibe temaslı oynamasını, hırsını ve isteğini beğendim…
Buna rağmen Fenerbahçe rakip ceza alanına henüz girmeden Antalyaspor iki net gol pozisyonunu kullanamadı… Devre bittiğinde Fenerbahçe’nin gol pozisyonu yoktu, Antalya’nın kaçırdığı üç net pozisyon vardı…
O zaman ne anladım ben bu işten… Şunu söylemeliyiz… Fenerbahçe ne kadar istekli oynarsa oynasın, hücumda oyunu organize edecek ve ceza alanı içinde işi bitirecek oyuncuları yok…
Hakkını yemeyelim; Fenerbahçe’nin pozisyonu yok ama, yardımcı kararıyla iptal edilen bir golü var… Tisserand, Amilton‘un önünden topu çaldı, Gustavo golü attı…
Kıla, tüye dokununca bayrak kaldırmaya, düdük çalmaya alışkın Türk hakemliği, aynı alışkanlığı bir kez daha tekrarladı. Yardımcı hakem Cevdet Kömürcüoğlu faul gerekçesiyle bayrağı kaldırdı, VAR kararıyla Halil Umut Meler golü iptal etti…
Futbolcular bu kadar çok, bu kadar kolay yere yattığı için, bizim saf mı diyeyim, şeytan mı diyeyim hakemler her pozisyona faul çaldığı için bir arpa boyu yol alamıyoruz…
Allah aşkına bırakın, biraz izin verin, maçlar temaslı oynansın… Vücut vücuda mücadele olsun… Bu yumuşak oyuna alıştığımız için en sıradan Avrupa takımı karşısında bile fizik gücü ve temaslı oyunda zorlanıyor, hatta tükeniyoruz…

Yazının devamı...