‘Çılgın’ın rantı

TRAKYA’da gayrimenkul fiyatları fırlamış; satışlar da durmuş! Niye? Kanal İstanbul projesi ile bölge imara açılacak, fiyatlar yükselecek diye.
Yani gayrimenkul rantı beklentisi...
Bu iyi mi kötü mü?
Köydeki hiçbir tarla şehirdeki bir arsa kadar para etmez, şehirdeki arsanın rantı daha yüksektir. Şehirdeki emlakın da değeri yerine göre değişir.
Çünkü rantı farklıdır.
“Rant” kötü ise, bundan kurtulmak için Türkiye’nin on beş milyon nüfuslu bir köylü ülkesi olarak kalması lazımdı!
Hayır, Kanal İstanbul projesine “rant yaratacak” diye karşı çıkanları ciddiye almıyorum.
Çevre ve maliyet eleştirilerini ise ciddiye alıyorum.
Peki rantın kötüsü yok mu? Devlet borca batmış da yüksek faizle borçlanıyorsa bundan sağlanan kazançlar kötü ranttır elbette; 1990’larda yaşadığımız gibi...
Ama kalkınmanın emlak fiyatlarını artırması, inşaat ve emlak piyasasını geliştirmesi elbette iyidir.

Kalkınmanın rantı!
Herkes “kalkınma” ve “refah” kavramlarını sever. Ama kalkınmanın zorunlu olarak yol açacağı sorunlar ve gelişmeler ortaya çıkınca zihinler karışıyor.
Her yeni projeye, hatta barajlara bile “rant yaratacak” diye karşı çıkmak kalkınma konusunu anlamamaktır.
Büyük emlak ve inşaat şirketlerinin oluşmasına karşı çıkmak da böyle yanlış bir düşüncedir.
Piyasa ekonomisine, piyasada girişimcilerin daha da zenginleşip dev şirketler oluşmasına karşı çıkmak da bunun bir örneği...
İyi ki dünya ihalelerinde kıran kırana rekabet eden dev müteahhitlik şirketlerimiz var! On binlerce insanı çalıştırıyorlar, katma değer yaratıyorlar, vergi ödüyorlar.
Kalkınmaya evet deyip sonuçlarına hayır diyenler öteden beri Türkiye’de mevcuttur ve kalkınmamızı frenlemiştir.
Adnan Menderes “her mahallede bir milyoner” dediği için ne kadar suçlanmıştı?
Sanki Menderes devlet bütçesinden birilerine milyonlar dağıtıyor, suiistimal yapıyordu.

Tarihteki eksiğimiz
Tarihimizde kahramanlar, kumandanlar, idareciler, hukukçular, sanatçılar, mimarlar, şairler yetiştirmiş bir millet olduğumuz halde bizi yere seren noksanımız neydi biliyor musunuz?
Her mahallede bir milyonerimizin olmayışıydı!
Abdülhamid dahil Osmanlı’nın son yüzyılında devletin temel politikalarından biri Müslüman zengin yetiştirmek, girişimci sınıf yaratmak olmuştu.
Cumhuriyet’in ve Menderes’in de temel politikası buydu.

Gazi’nin milyonerleri
Mustafa Kemal Paşa, daha Lozan imzalanmadan, 2 Şubat 1923’teki konuşmasında “Kaç milyonerimiz var? Hepsini toplasan gelişmiş ülkelerin orta zenginlerinden aşağıdır” diyerek üzüntüsünü belirtiyordu.
20 Nisan 1931’deki seçim bildirisinde Atatürk “Memleketin gelişmesinde büyük ticaret, fabrika, büyük arazi ve çiftlik sahiplerinin faaliyetleri mühimdir” diyor, bunların teşvik edileceğini belirtiyordu.
Böyle başka konuşmaları da vardır.
Celal Bayar’ı 1934’te İktisat Vekili, 1937’de Başvekil yapmasının sebeplerinden biri, bu iktisat anlayışıdır.
Menderes de “her mahallede milyoner” derken doğru yoldaydı.
Çevre dikkati ve verimlilik hesabı bulunmak şartıyla, her proje iyidir.
Çevre ve verimlilik yönüne dikkat edilmek kaydıyla ‘Kanal İstanbul’ projesi de iyidir.
Menderes’in deyimiyle “gerisi lafügüzaf!”