Sınav kaygısı için tavsiyeler

18 Haziran 2020

Bu cumartesi günü Türkiye’de 1.7 milyon öğrenci, Liselere Geçiş Sınavı’na girecek. Hem çocukları hem de ailelerini heyecanlandıran yarış, bu yıl COVID-19 salgını tartışmaları eşliğinde gerçekleştirilecek.

Öğrencilerin sınav için heyecan ve kaygı duymaları gayet normal, hatta motive olmaları açısından gerekli. Ancak hissedilen yoğun kaygı, odaklanma güçlüğüne ve başarısızlığa da yol açabilir. Bu kaygı, aile ve çevreden gelen baskılarla birleştiğinde hem fiziksel ve hem de ruhsal sorunlara sebep olabilir.

“Aileler başarı düzeyi ne olursa olsun, çocuklarının gösterdikleri çabayı takdir etmeli” diyen Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzman Dr. Fatma Eren ile sınav kaygısını yenmenin yollarını konuştuk. Öğrencilere ve ailelerine önerilerde bulunan Eren’in anlattıklarından bazı satırbaşları şöyle:

-‘Mutlaka kazanmalıyım, yoksa mahvolurum’, ‘Ya yapamazsam’ ve ‘Üniversiteyi kazanamazsam bir hiçim’ gibi düşüncelerin yanı sıra ailenin ve sosyal çevrenin beklentileri öğrenci üzerinde baskı yaratabilir. Bu negatif düşünceler ve aşırı kaygı nedeniyle öğrencide dikkatini toplayamama, okuduğunu anlamama, bilgileri aktaramama gibi olumsuz akademik etkiler yanında ortaya çıkabilir. Ayrıca tedirginlik, huzursuzluk, taşikardi, ağız kuruluğu, karın ağrısı, mide bulantısı, terleme, titreme, uykusuzluk/fazla uyuma, iştahsızlık/aşırı yeme gibi fiziksel etkiler de görülebilir.

-Sportif faaliyetlerin öğrenme ve stres üzerinde olumlu etkileri uluslararası akademik çalışmalara sıklıkla konu olmaktadır. Egzersizler beyne kan ve oksijen akışını artırarak konsantrasyonu güçlendirmekte ve stresi azaltarak dengelemektedir.

-Sınav kaygısı ile baş etmede bir diğer önemli adım ise öğrencilerin hedeflerini, sınavı kazanmak değil yeterince çalışmak olarak belirlemeleridir. Olumsuz düşüncelerden sıyrılıp olumlu düşüncelere odaklanarak motive olmak kaygı seviyesini dengeler.

-Yapabileceğimin en iyisini yapacağım’, ‘Dünyanın sonu değil, telafisi var’ ve ‘Başarısız olmam tembel ve beceriksiz olduğumu göstermez’ gibi olumlamalar yapılabilir.

Anne-babaya düşen görevler

Yazının devamı...

Burun alerjisi ve korunma yolu

3 Haziran 2020

Baharın gelmesiyle birlikte alerji mevsimi de geldi. Özellikle mevsim geçişlerinde ortaya çıkan polenlerin yanı sıra ev tozu akarları, evcil hayvanların deri veya tüyleri, mantar ya da küf sporları ile arı sokmaları alerjinin ortaya çıkmasında rol oynuyor.

Normalde vücudumuzu koruyan bağışıklık sisteminin, bazı insanlarda zararlı olmayan maddelere aşırı yanıt vermesi sonucunda ortaya çıkan reaksiyonlara alerji deniyor.

“Alerji vücutta nereyi tutarsa o bölgenin alerjisi olarak isimlendirilir. Ciltte ortaya çıkarsa egzama, akciğer dokusundaysa ‘astım’ ve gözdeyse konjunktivit’ denir” şeklinde konuşan KBB ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İrfan Gözübüyük, burunda gelişen alerji hakkında şu bilgileri verdi:

Burun alerjisi hem çocuklarda hem de yetişkinlerde hayat kalitesinin ve sağlığın bozulmasına yol açar. Burunda şişlik ve tıkanıklık, salgıda artma ve kaşıntı, hapşırık şikayetleri vardır. Bu şikayetlerden korunmanın en iyi yolu, alerji oluşturan maddenin bulmak ve ondan uzak durmaktır. Bazı durumlarda ise alerjenden tamamen kaçınmak mümkün değildir. Mesela ev tozları ve polenlerden sakınmak zordur.

Özellikle şikayetlerin arttığı dönemlerde ilaç kullanmak gerekebilir. Sürekli kullanımı, yan etkilerinden dolayı önerilmez ve alerji aşıları denenebilir. Aşı ile alerjen madde çok küçük dozlarda kişiye verilerek, vücudun hassasiyetinin azaltılması hedeflenir. Uzun bir süreçtir ve yüzde 100 başarı garanti değildir.

Hangi önlemleri alabilirsiniz?

1-Polenlerin en yoğun olduğu sabah erken saatlerde dışarı çıkmamaya özen gösterin.

2-Evi cam açarak havalandırmak yerine, polen filtreli klima kullanın.

Yazının devamı...

22 Mayıs Avrupa Obezite Günü

21 Mayıs 2020

Dünya nüfusunun neredeyse yüzde 30'u aşırı kilolu veya obez. Fazla kilolar ve obezite, dünyada en çok ölüme yol açan faktörler arasında beşinci sırada yer almaktadır. Bir yıl içinde fazla kilolar ve obezitenin neden olduğu hastalıklar sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 2.8 milyon.

Dünya Sağlık Örgütü’nün geçtiğimiz yıl yayınladığı rapora göre, Türkiye obezite sıralamasında dünyada 4'üncü, Avrupa'da ise 1'inci sırada. Ülkemizde 7.5 milyon kişi obez, bunların 2.4 milyonu morbid obez… Toplumun yüzde 32’sivücut kitle indeksine göre obezite kategorisinde yer almaktadır ve her dört kişiden üçü hareketsiz bir yaşam sürmektedir. Hayatı tehdit eden bu hastalık, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de salgın halinde yayılmakta ve çocukluk çağı obezite rakamları artmaktadır. Kadınlar, erkeklere oranla daha fazla risk altındadır.

“Aşırı kilo ve obezite, vücutta sağlığa zarar verebilecek kadar yağ birikmesidir” diyen Obezite Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Emin Ersoy, Avrupa Obezite Günü kapsamında açıklamalar yaptı.

Obezite ve fazla kilonun temel nedeninin, tüketilen ve harcanan kalori arasındaki enerji dengesizliği olduğunu belirten Prof. Ersoy, “Global düzeyde, son 30 yılda insanların aşırı ve yanlış beslendiğini, teknolojik kolaylıklar nedeniyle daha az hareket ettiğini ve sık aralıklarla düşük enerjili diyetler uyguladığını söylemek mümkün. Bu faktörlerin yanına eklenen genetik, hormonal ve metabolik etmenler, obeziteyi dünyanın en önemli sağlık sorunlarından biri haline getirmiştir” şeklinde konuştu.

Tip 2 diyabet, kalp hastalıkları, inme, uyku apnesi ve bazı kanser türleri, obezlerin karşılaşacağı sağlık sorunlarından bazıları. Öyle ki, Avrupa’da görülen Tip 2 diyabet vakalarının yüzde 80’inin obeziteden kaynaklandığı belirtilmektedir. Ersoy, konuyla ilgili şunları söyledi: “Kilolar arttıkça, vücudun hormon dengesi bozulur ve insüline karşı direnç gösterir. İnsülin direncinin en büyük nedeni, başta bel çevresi olmak üzere vücudun çeşitli yerlerinde yağ birikmesidir. Bel çevresi, kadınlarda 80-90 cm, erkeklerde ise 100 cm civarında olduğunda diyabet riski yükselir.”

Kalbin yapı ve fonksiyonunu bozabilir

“Bel çevresinde biriken yağın fazlalığı genellikle, kalp ve karaciğer gibi iç organlarda biriken yağ miktarıyla doğru orantılıdır” ifadesini kullanan Prof. Dr. Emin Ersoy şöyle devam etti: “Bu durum, damar sertliğinin gelişimini kolaylaştırır. Araştırmalar, karın bölgesinde biriken yağ hücrelerinin vücudun diğer bölgelerindeki yağ hücrelerinden farklı olduğunu, damar iç yüzeyinde tahribata yol açabileceğini gösterdi. Ayrıca Türkiye’de her 3 dakikada 1 kişi inme geçirmektedir ve obezite, hem kadın hem de erkekler için başlıca risk faktörüdür. Vücutta aşırı yağ dokusu varlığında ortaya çıkan inflamasyona bağlı olarak kişinin inme riski artar. Bu durum damar içi kan akışını engelleyerek ve pıhtı gelişme riskini yükselterek inmeye yol açabilir. Artmış yağ dokusu ile inme riski arasında anlamlı bir ilişki vardır.”

Kanser riskini artırabilir

Yazının devamı...

Estetikte trend uygulamalar

8 Mayıs 2020

Her yıl estetik trendleri değişse de ışıldayan bir cilt ile yıllara meydan okuyan bir vücuda sahip olma isteği hiç değişmiyor. Yılın estetik trendleri de teknolojik gelişmelerle, bu isteklere daha hızlı ve kolay cevap veren ameliyatsız uygulamalarla şekilleniyor.

2020, estetik dokunuşlarla doğal görünüm sunan ameliyatsız değişim yılı! Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş, Son 10 yılda estetik tercihlerinde büyük bir değişiklik yaşanıyor. Artık insanlar mevcut genç görünümü korumayı amaçlıyor. Teknolojinin gelişmesi ve trendlerin bu yönde ilerlemesi aynı zamanda ameliyatsız estetik uygulamalara olan ilgiyi de artırdı. Artık doğal, kendimizi yabancılaştırmayan uygulamalar ve cilt kalitesini artırmaya yönelik işlemler popüler” diyor.

Savaş, bu yılın trend uygulamalarını şöyle sıraladı:

Dolgun dudaklar: Dudaklar, hem estetik hem de fonksiyonel açıdan yüzdeki en önemli noktalardan biri. Kadında dişiliğin ve çekiciliğin belirleyicisi olan bu bölgeye hyalüronik asitli dolgular uygulanabilir. Alt dudak, üst dudaktan biraz daha dolgun olmalıdır, gülerken diş etleri görülmemelidir. Dudaklar burun ucundan çene ucuna çizilen hayali bir çizginin gerisinde kalmalıdır. Üst dudakta ‘Eros Yayı’ denilen kıvrım belirgin olduğunda daha çekici dudaklar ortaya çıkar.

Çene dolgusu: Son yıllarda popüler hale gelen bu dolgu, yüzü güçlü, zarif ve ince gösterir. Kulaktan başlayıp çeneye kadar uzanan çene hattına ‘jawline’ diyoruz. Bu hattın belirsiz olması kişinin yüzünü daha toplu ve hatlarını bozuk gösterir. Çenedeki en yaygın şekil bozukluklarını; hacim eksikliği, çene büyüklüğü, çene hattı çizgisi belirsizliği, asimetri ve çene altı sarkmaları olarak sayabiliriz. Jawline’ı şekillendirdiğinizde, kişi olduğundan daha genç ve güçlü görünür.

Şakak dolgusu: Şakaklar yüz simetrisinde önemli rol oynar. Zamanla bu bölgede oluşan çökme, yüz simetrisini bozar, sağlıksız bir görünüm verir. Bu alana yapılacak dolgudaki amaç, kaybolan hacmi yerine koymaktır. Böylece yüzdeki kemiksi görünüm yok olur. Şakak çukuru ile elmacık arasındaki devamlılık sağlanır.

Sıvı ip uygulaması: Yaş­la be­ra­ber kemiklerde erime, kas yoğunluğunda azalma, yağ dokuda erime ve azalma, ciltte kolajen ve elastin kayıpları yaşanır. Böylece yaş­lan­ma be­lir­ti­le­ri da­ha be­lir­gin ha­le ge­lir. Sarkmalar başlar, nem ve parlaklık kayıpları meydana gelir, yüz böl­ge­sin­de­ki kı­rı­şık­lar, kıv­rım­lar ve oluk­la­r ortaya çıkar, yüz ovali bozulur .

Sıvı İp, sarkma ve elastikiyet kaybı olan, doğallığından ödün vermek istemeyen herkese uygulanabilir. Lifting etkisi yarattığı için erkeklerde de tercih edilebilir. Tüm yüz bölgesine, boyun ve ellere yapılabilir.

Yazının devamı...

Korona günlerinde göz sağlığı

16 Nisan 2020

COVID-19 salgını nedeniyle kişisel hijyen ve sosyal izolasyonun önemi her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Evde geçirilen süre arttıkça, dijital dünyada da daha fazla zaman harcıyoruz. Elektronik aletler elimizden düşmüyor ve maalesef göz sağlığımız tehdit altında.

Özel Veni Vidi Göz Sağlığı Merkezi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sultan Kaya Ünsal ve Op. Dr. Özer Kavalcıoğlu ile karantina günlerinde göz sağlığına dikkat etmenin yollarını konuştuk.

Op. Dr. Özer Kavalcıoğlu ekran başında geçirilen sürede gözleri korumak için yapılacakları anlattı: “Özellikle cep telefonu ve bilgisayar mesafesi gözümüze çok yakındır, odaklandığımız zaman göz kırpma sayımız düşer. Kapalı ortamlarda nem dengesi bozulup, kuru ve havasız hale gelirse göz kuruluğu artar. Gözler enfeksiyonlara açık hale gelir. Kişide batma, yanma, kızarıklık, sulanma ve görmede bulanıklığa sebep olan birçok şikayet ortaya çıkar.

Her 20 dakika 20 saniye mola

Ekran başındayken, her 20 dakikada 20 saniye ara verip, uzağa bakma kuralını uygulamak gerekir. Göz kırpmak için çaba sarf edilmeli. Yaşam alanları havalandırılmalı ve bol su içilmeli. Eğer önceden göz kuruluğu sorununuz varsa, suni gözyaşı ve omega-3 desteklerinden faydalanabilirsiniz.

Mavi ışığa dikkat

Diğer bir tehlike ise maruz kalınan yoğun mavi ışıktır. Gözdeki yaşlanmayı hızlandıran, katarakt ve sarı nokta gibi hastalıklara neden olan bu durumdan korunabilmek için mavi ışık filtreleri, gözlük kullanılabilir.

Özellikle mavi ışığın olumsuz etkilerinden korunmak için lutein, zeaksantin ve C vitamini içerikleri tercih edilebilir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, turuncu, sarı meyveler ve yumurta bu desteklerin zengin kaynakları arasındadır.

Yazının devamı...

Diyabet tedavisinde yeni buluş

9 Nisan 2020

Dünyada yaklaşık 463 milyon diyabetli hasta bulunurken, bu sayının 2045’e kadar 700 milyonu bulması bekleniyor. Bu veriler, hem Tip 1 hem de Tip 2 diyabeti kapsıyor. Tüm vakaların yüzde 5-10’unu ise Tip 1 diyabetli hastalar oluşturuyor. Bugün dünya genelinde yaklaşık 20 milyon Tip 1 diyabetli hastanın bulunduğu tahmin ediliyor. Türkiye’de ise 2013 verilerine göre, 7 milyondan fazla erişkin diyabetli hasta var.

Diyabet, tedavisi ömür boyunca devam eden bir hastalık. Yaşam şekli değişikliğini mecburi kılan bu sağlık sorununda; düzenli takip ve kontroller ihmal edilmemeli, kişiye özel bir beslenme programı benimsenmeli ve tedaviler aksatılmamalı. Peki diyabeti tamamen tedavi etmek mümkün mü?

Wisconsin Üniversitesi-Madison Tıp ve Halk Sağlığı Fakültesi’nde endokrinoloji, diyabet ve metabolizma hastalıkları üzerine araştırmalar yürüten Assistant Profesör Feyza Engin ve ekibi, diyabet tedavisine farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücreleri ile ilgili çalışmalar yapan Engin ile hastalara umut vadeden yeni gelişme üzerine bir röportaj gerçekleştirdim.

Salgın gibi ilerleyen diyabet vakalarının son yıllarda artış gösterdiğini söylemek mümkün mü?

Tip 2 diyabet ve obezitenin çok yaygın görülen sağlık sorunları olduğu, ciddi bir küresel epidemi haline geldiği artık kabul edilmiş durumda. Fakat ilginçtir ki, normalde daha az görülme sıklığı olan Tip 1 diyabet sıklığı her yıl yüzde 3-5 oranında artıyor. Bu durum, hastalığın son zamanlarda ciddi bir ivme kazandığını gösteriyor.

Neden tam olarak tedavi edilemiyor?

Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin vücudun kendi bağışıklık sistemi tarafından hedef alınarak, zaman içinde imha edilmesi ile ortaya çıkan otoimmün bir hastalık. Dolayısıyla egzersiz veya uygun bir diyetle kontrol edilebilecek bir problem değil. Tip 1 diyabeti tedavi etmek için, bağışıklık sisteminin beta hücrelerini hedef almasının beta hücrelerinin bağışıklık sistemine gönderdiği hastalığın ortaya çıkışında önemli olan sinyallerin önlemesi gerekiyor. Bu, şu ana kadar yapılan klinik çalışmalarla maalesef başarılmış değil.

Tedavi alanında yeni gelişmeler var mı?

Yazının devamı...

Güzellikte yeni teknoloji

31 Mart 2020

Tıpta birçok alanda tercih edilen mikrodalga enerjisi ilk kez estetik amaçlarla kullanılıyor. Soğuk Dalga Terapisi (Coolwaves), yağ hücrelerini hedef alarak ameliyatsız olarak küçültebilen yeni bir sistem. Bunu patentli başlıklarıyla yaparken, deriye temas eden soğutma ünitesi hastaya masaj hissi veriyor. Hedef noktaya iki dakika içinde ulaşan 50-55°C arası sıcaklık ile bölgesel incelme, selülit ve cilt sıkılaştırma hedefleniyor.

Yeni teknolojiyi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Reha Yavuzer ile konuştuk.

Yöntem hakkında bilgi verebilir misiniz?

Medikal sınıf kısa elektromanyetik dalgaları (mikrodalga) kullanan ilk ve tek vücut şekillendirme sistemidir. Piyasadaki tüm cihazlar deriyi üstten ısıtarak sıcaklığı alt katmanlara iletmektedir. Bu terapi, derindeki yağ hücrelerini doğrudan ısıtmaktadır.

En önemli özelliği, hedefe yönelik olması ve sadece yağ hücrelerine odaklanması. Enerji düzeyi; uygulanacak bölge, cinsiyet ve yağ kalınlığı gibi parametreler göz önüne alınarak otomatik olarak belirlenmektedir.

Mikrodalga enerjisi hedeflenen bölgeye nasıl ulaşıyor?

Mikrodalga enerjisi, hedeflenen bölgeye dakikalar içinde 50-55 derece sıcaklık ulaştırmaktadır. Patentli başlıklar masaj hissi verirken temas edilen alan soğutulmaktadır. Yağ hücrelerinin tahrip edilmesinin ardından kolajende yeniden yapılanma başlamaktadır.

Sistem nasıl çalışıyor?

Yazının devamı...

Anne adayları ve COVID-19

18 Mart 2020

Global bir salgına dönüşen COVID-19 ile ilgili sınırlı sayıda bilgimiz var. Konunun uzmanları, enfeksiyonun ileri yaşta olan ve kronik hastalıkları bulunanlarda ölüme yol açtığını belirtiyor.

Geçtiğimiz yıllarda Koronavirüs ailesinden gelen SARS ve MERS ile influenza gibi solunum yollarını tutan virüslerin hamilelikte daha ağır seyrettiğine dair çalışmalar bulunuyor.

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Perinatolog Prof. Dr. Cem Batukan ile bu konuyu konuşmak için bir araya geldik.

Söyleşimizden çıkan satırbaşlarını sizlerle paylaşmak istiyorum:

•COVID-19'un gebelerdeki seyri, anne ve/veya bebek üzerine etkisi konusunda çok az şey bilinmektedir. Şu ana kadar gebelerde hastalığa yatkınlığın genel popülasyondan çok farklı olmadığı ve seyrinin diğerleriyle benzer olduğu gözlemlenmektedir. Ancak geçmişte influenza, MERS ve SARS enfeksiyonlarının hamilelerde daha ağır ve ölümcül seyrettiğine dair kanıt olması nedeni ile, anne adaylarının kendilerini koruma konusunda daha tedbirli olmaları gerekir. An itibarı ile dünyada saygın kuruluşların gebelere yönelik özel bir izlem veya tedavi önerisi bulunmamaktadır.

•COVID-19 pozitif olan gebelerde erken doğumlar bildirilmekle birlikte, vaka sayısının çok az oluşu, annedeki enfeksiyonun gerçekten erken doğum ile ilişkili olup olmadığı konusu açık değildir.

Yazının devamı...