San Sebastian’da atıştırma

İçkinin yanında küçük tadımlıklar pek çok ülkede var ama dünyanın hiçbir yerinde İspanya’nın Bask bölgesindeki kadar kültürün bir parçası olmamış. Burada bir yaşam ve sosyalleşme yöntemi

San Sebastian’da atıştırma
Birçok kimse işten çıkınca eve gitmeden önce bir tapas bara takılıp
bir-iki minik tadımlık ile damağını cilalıyor ve iki yudum bir şey içiyor



29 Nisan Cuma günkü yazımda İspanya’da Bask bölgesinde bir tatil geçirmenin maliyetinden bahsetmiş ve bazı önerilerde bulunmuştum.
Bazı kimseler “Ucuz olan kaliteli değildir” diye düşünür. Pahalı olanın daha iyi olduğunu da iddia eden olabilir.
Bazen bu gözlemler doğru. Örneğin her türlü gıdanın en ucuz olanını ararsanız sağlığa zararlı yöntemlerle üretilmiş gıdaların pazarı ele geçirmesi kaçınılmaz olur.
Lokantalar söz konusu olduğunda ise ben ülkemizde fiyat ile kalite ve alınan zevk konusunda pek bir ilişki görmüyorum. Ne doğru ilişki, ne ters ilişki!
İspanya’nın Bask bölgesinde ise en zevkli olan en ucuz olan.
Yani tapas olayı.
Tapas ne demek?
Küçük tadımlıklar.
Bizde de yok değil hani.
Çiçek Pasajı’nda minik bir midye kızartma. Yanında da bir bira.
Hem lezzetli hem ucuz
Ama bu iş dünyanın hiç bir yerinde İspanya’nın Bask bölgesinde olduğu gibi bir sanat şekli, yemek yeme biçimi ve kültürün bir parçası haline gelmemiş.
Bir yaşam ve sosyalizasyon biçimi tapas denen olay.
San Sebastian yörenin en çekici kenti.
Kentin her yerinde tapas barlar var. Özellikle de “eski şehir” denilen bölgede.
Bazılarının oturup yemek yiyebileceğiniz ve normal büyüklükte porsiyonların sunulduğu lokanta bölümleri de var.
Ama “olay” barda, tezgahta ve barın etrafındaki taburelere kurulabileceğiniz küçük masalarda dönüyor.
“Olay” dediğim, insanların birbirleri ile kaynaşması, karşılıklı ikramlar, gülüp birlikte eğlenme ve bazen de ufaktan flört. Bu son konuda deney konuşmuyor, gözlem konuşuyor.
San Sebastian’da çok sayıda yabancı ve Amerikalı öğrenci var. Tapas sahnesini renklendiriyorlar. Hemen herkes bira ya da şarap içiyor.
Rezervasyon diye bir şey yok
Yörenin beyaz şarabı Txakolin. Kırmızı olarak daha çok Rioja içiliyor.
Ne demiş Leonarda da Vinci: “I believe there is much happiness in people who are born where good wines are to be found.” Yani: “İnanıyorum ki iyi şarapların bulunduğu yerde doğan insanlar çok mutlular.”
Hem şaraplar güzel, hem tapas’lar, hem de her şey ucuz.
Ayrıca merak etmeyin. Kimse içki içip kavga etmiyor, hır çıkarmıyor.
Bir kavram kargaşasını açıklayalım.
Bizim tapas dediğimize orada “pintxo” (pinço) deniliyor.
Ne tip şeyler mi bu minik tadımlıklar?
Vallahi yok yok. Peynirler, salamlar, sucuklar, zeytinler, mantarlar, küçük tartların üzerinde çeşitli deniz ürünleri veya füme etler-balıklar, karides, kalamar ve midye, minik kanepe ve sandviçler, peynirli-jambonlu-mantarlı kroketler...
Birçok kimse işten çıkınca eve gitmeden önce bir tapas bara takılıp bir-iki minik tadımlık ile damağını cilalıyor ve iki yudum bir şey içiyor.
Bazen de arkadaş grupları birlikte takılıyor ve o bar benim, bu bar senin dolaşıyorlar. Tek bir yerde uzun süre kalmaktansa birçok bar dolaşıp gittikleri her yerde bir-iki pinço deneyip iki tek atanlar var.
Sohbetler sadece tezgahta değil, iyi havalarda sokaklar da ellerinde bira şişesi ve minik tabaklar olan insanlar ile dolup taşıyor.
Herkesin favori barları var.
Eh bizim de yavaş yavaş oluşmaya başladı.
İşte size aşağıda birkaç tavsiye.
Rezervasyon diye bir şey yok. Kaldığınız otelde resepsiyona sorun. Size bir kent haritası verip bu barların yerlerini işaretlesinler. San Sebastian ya da Donostia yürümek için ideal bir kent. Her yer birbirine yakın. Yemek sonrası Concha denen sahilde ağır ağır dolaşıp yediklerinizi hazmetmek de ayrı bir zevk.


Eski şehrin en iyi tapas barları

Ançüez uzmanı
Txepetxa
Burası ançüez yani salamura hamsi üzerine ihtisaslaşmış. Ama bizdeki gibi konserve ve şap gibi tuzlu değil. Beyaz ve sirke ile marine edilmiş. Minik sandviçler üzerinde hamsiler çok iyi. Ben özellikle “centollo” denen pavurya ve deniz kestanesi ile gelenlerini sevdim. Txakolin de çok iyi gidiyor yanında... Eski şehirde, Pescadaria sokağında.

Daha modern bir yer
Hika-Mika

Daha modern bir yer burası. Hayatının ikinci baharını yaşayan bakımlı hanımlar takılıyor. Ropa Vieja (dana eti), Morros (dana yanağı) ve Pastel Pescado (balık mus) burada benim favorilerim arasında. Hepsi sıcak ve minik tostlar üzerinde. Üç tapas, bir bardak kırmızı Rioja şarap, 10 avronun altında...

Tortillada omlet
Nestor

Txepetxa ile aynı sokakta. Tapas’lar iyi ama dünyanın en lezzetli omletlerinden biri yapılıyor. Patatesli omlet. Tortillada. Herkes kuyrukta. Öğlen 13.00’te, akşam ise 20.00 de açılıyor. Emin olmak isterseniz 15 dakika önce gidip kuyruğa girin. Yanında da ekşi ya da pirinçli-glukozlu olmayan adam gibi bir bira. Daha ne ister insan hayatta?

Gabardinli karides
Paco Bueno

Burada da deniz ürünleri öne çıkıyor. Karides, kalamar falan. Gambas y calamar gabardina özellikle tavsiye edilir. Gabardina “gabardin”. Bildiğimiz gabardinli kalamar ve karides. İspanyolca ne kolay, değil mi? Bildiğiniz kelimelerin sonuna “a” ekleyin. Olmazsa Türkçe söyleyin. Surat ifadenize bakıp ne istediğinizi anlarlar, merak etmeyin!


Diğerlerine göre pahalı
Gambara

Burası azıcık pahalı ama ahtapot salataları, minik ev yapımı kruvasan içindeki somon fümeleri, yaban mantarlı ve yumurtalı tapasları ve küçük tart-börek içindeki yöreye özgü pavurya (centollo) etleri çok leziz. Alt katında da lokanta var. Şu hayattaki en iyi bütün kalkan ızgaralardan birini orada yedim.

Sabah sabah kafayı bulmayın
Bar Pokhara

Adı bar ama burası daha çok bir kafe. Pinçolar var ama kahve şahane.
Sanchez Toca ile Fuenterables sokaklarının kesiştiği yerde.
Hanım arabayı buranın tam önündeki “park edilmez” levhasının tam önüne park etti. Kapuçinosunu içti ve saçına fön çektirmek için karşı sıradaki kuaföre gitti.
Onun yokluğundan istifade ben etrafı biraz dikizledim. Genellikle öğrenci olduğunu sandığım genç kızlar güzel. Güzel ama maalesef tek başına oturan erkeklerle flört etmek için ilk adımı atmıyorlar. Medeni cesaretleri eksik!
Carajillos denilen rom içkisi, krema ve tarçınlı kahveleri ise daha da güzel ama fazla kaçırmayın. Hafif tatlımsı. Farkında olmadan sabah sabah kafayı bulursunuz.
Tam kafayı bulmadan kafayı kaldırdım ve bizimkini Bask polisi ile sohbet ederken gördüm. Adamcağız elleri kollarıyla bir şey anlatmaya çalışırken hanım inci gibi dişlerini gösterip gülümsüyor.
Sonra trafik polisi “Tamam tamam” gibi bir işaret yaptı ve kahvesini içmek için dükkana daldı.
Ceza yazmamış. Bir seferlik affetmiş.
Hanımın, başarılı saç stili ile desteklenen ikna gücü mü?
Bence sabah sabah kahve ve mis gibi kruvasan kokusunun cazibesini de yabana atmamalı.

Düzeltme ve özür
08.05.2011 tarihinde Milliyet Pazar ekinde yayımlanan Dr. Roya Sharghi röportajında Sharghi’nin Cerrahpaşa Üniversitesi fizik mühendisliği bölümünü bitirdiği yazıyordu. Sharghi İran’da fizik mühendisliği eğitimini yarıda bıraktıktan sonra 1992’de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirmiştir. Haberin kısaltılması sırasında oluşan hatayı düzeltir, özür dileriz.