Sansar kazı nerden çaldın?

Haber Hürriyet gazetesinde çıkmıştı: Yeni Cami’nin Hünkâr Kasrı restore edilirken alarmlar zamanlı zamansız çalmaya başlamış. Bir türlü nedenini bulamamışlar. Kurulan alarm sisteminin bir hırsızlık anında uyaracağı kişilerin telefon numaraları arasında restorasyon çalışmasının sorumlusu mimar İsmail Önel’in de telefon numarası varmış. Tabii böyle olunca da, her alarm çaldığında İsmail Bey evinden kalkıp kasra gidiyor, ama hiçbir şey bulamıyormuş. Sonunda sırrı çözmüşler. Alarmın çalmasına neden olan sansarlardan biri güvenlik kamerasına takılınca gerçek ortaya çıkmış.
* * *
Çocukluğumda ilk öğrendiğim şarkılardan biri “Sansar ve Avcı”ydı. Bu çocuk şarkısı bir Türk bestecisinin eseri miydi, yoksa “Ali Baba’nın Çiftliği, Dağ Başını Duman Almış” şarkıları gibi Türkçe sözler yazılmış yabancı bir çocuk şarkısı mıydı bilmem. Ama benim ve kuşağımın çocukları için, tanımasak da sansar sevimli bir hayvandı. Çünkü “Sansar ve Avcı” bir milli marş gibi hiç dilimizden düşmezdi. Belki bilenleriniz vardır. Ama yine de ben size şu kısa sözlerini yazayım: “Sansar, kazı nerden çaldın? /Onu bana ver. Onu bana ver. /Avcıya söylersem yandın. /O da sana hırsız der. /Avcıya söylersem yandın. /Sana hırsız der. /Sansar, kazı nerden çaldın? /Onu bana ver. Onu bana ver. /Avcıya söylersem yandın. /O da sana hırsız der. /Avcıya söylersem yandın. /Sana hırsız der.”
* * *
Bizde sansarlarla gelincikler hep karıştırılır. Babamın bir arkadaşı vardı; Nuri Amca. sandıklı’da oturdukları yıllarda evlerini fareler basmış. Bir türlü başedememişler. Günler sonra, nasıl olduysa birden eskisi gibi görülmez olmuş fareler. Artık tek tük orda burda rastlıyorlarmış onlara. Sonunda bir gelincik ailesinin tavanarasına yuva yaptığını, bu yüzden de farele-rin ortalıkta gözük- mediğini anlamışlar. Uzun bir süre de dokunmamışlar onlara; daha sonra da çekip gitmiş gelincikler.
* * *
Size, “Gelincikler ve Tarla Fareleri” adlı bir çocuk oyunum olduğunu, 1979 yılında Milliyet Sanat dergisinin açtığı “Çocuk Oyunları Yarışması”nda da ödül aldığını yazmıştım. Gelincikler, yüzleri minik kedi yavrusu kadar küçük, uzun tilki kuyruklu, kışın doğaya göre postunun rengini beyaza çeviren, sevimli ama beslenme biçimleriyle de bir o kadar sevimsiz hayvanlardır. Çünkü fare, tavşan, kuş, yılan, özellikle de tavuk ve kümes hayvanlarıyla beslenirler. Hatırladığım kadarıyla en son 20 yıl önce Akatlar’da bir gece, eve giderken hızla yanımdan geçip gitmişti. Kedilerden korkmalarına karşın, yine de kedi yavrularına zarar verirler. Ağaçlara tırmanırlar, kuşların bir vampir gibi kanını emerler.
* * *
Bildiğim kadarıyla, sansarlar da gelincikler gibi “mustelidae” denen bir aileden gelseler de, kokarcalar gibi koku üretebilme, savunma anında çevresine pis koku yayabilme yetisine sahiptirler. Sansarlar da etoburdurlar; ama mevsimine göre böcek, meyve ve bazı bitkileri de yerler. Gerçi bu gelincikler için de söylenir, ama ne derece doğru, bilmiyorum.
* * *

Bu haberin benim için ilginç olan yanı, sansarların ya da gelinciklerin Eminönü’nde, Mısırçarşısı’nın girişindeki evcil hayvan satıcılarının dışında çevredeki güvercinlerin ve martıların da başına dert olması. Hatta Çiçek Pazarı’nın gece bekçiliğini yapan Ali Sait Akbulak, “25 senedir orada çalıştığını, sansarları her zaman gördüğünü, güneş doğduktan sonra da ortalıkta gözükmediklerini, ama sabahlara kadar çevrede koşuşturduklarını, soğuk havalarda da ortaya çıkmadıklarını,” söylemiş. Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ da, “Gıda atıklarının olduğu yerde farelerin yanı sıra gelincik ve sansarların olduğunu, bunları da genellikle farelerden kurtulmak için çevre esnafının getirdiğini,” belirtmiş.
* * *
Mimar İsmail Önel’in söylediğine bakılırsa, bu bölgedeki yiyecek depolarının kuruluşu çok eskilere dayanıyor. Öylesine ki, bir zamanlar emniyet müdürlüğü olarak kullanılan Sansaryan Hanı bile adını, yıllardır bu bölgede yaşayan “kentli sansarlar”dan almış. Yani, sansarlar evcilleşmeseler de kentlileşmişler...