Geri Dön

Yolu yürümek

Yolu yürümek

       SÖZCÜKLERİN solduğu, sıfatların anlamlarını yitirdikleri bir dönemde veda etti bize Hüseyin Onur. Ama o eskilerin deyimiyle hep ismiyle müsemma kaldı, bir onur simgesi olarak yaşadı.
       Benim kuşağımın insanları, Hüseyin Onur'u daha görmeden tanımışlardı.
       O, diktaya başkaldıran gençlerin simgesiydi, 27 Mayıs'a giden yolda, 28 Nisan olaylarında bacağını kaybetmişti. Turan Emeksiz 27 Mayıs şehidiydi, o ve arkadaşı Cengiz Ballıkaya da 27 Mayıs gazileri.
       Polisin kurşunu üniversite öğrencisiyken bulmuştu onu.
       Sonradan bir protez bacak taktılar ve Hüseyin Onur, o bacağı sürüyerek yürüdü ömrünün geri kalan bölümünde, özgürlük yolunu.
       Onu toplumsal yaşamımızın en büyük kazanımlarından biri olan 1961 Anayasası'nı hazırlayan Kurucu Meclis üyeliğinden çok sonra, 1970 yılında tanıdım. Sonra 12 Mart'ın güç günlerini birlikte yaşadık, bir bölümü Ankara'da, bir bölümü İstanbul'da olmak üzere.
       İnsan güç dönemlerde 24 saat birlikte yaşadığı dostları, ömür boyu her zaman göreceğini sanıyor.
       Öyle olmuyor oysa.
       Yeniden normal yaşama kavuşunca, dışarının hayhuyuna dalınca, birbirinizi gittikçe daha az görür oluyorsunuz.
       Şimdi, o günleri kahkahalarıyla şenlendiren, pişirdiği yemeklerle bizi avutan Orhan Pekey'i düşünüyorum.
       Daraldığımızda,
       - Deli misin oğlum, yat aşağı keyfine bak! derdi.
       Sonra da eklerdi:
       - Bugünleri ararsınız sonra, ne trafik var ne yaşam kaygısı, oooh ne rahat be!
       Oysa, onun da diğerleri gibi, hatta kimimizden daha fazla yaşam kaygısı vardı.
       Bir eş, iki çocuk ne ile geçineceklerdi?
       Ortağı davalarına giriyordu, ama bu daha ne kadar sürerdi?
       Hüseyin de, başına gelenlere sessizce katlanan takımındandı. Pek yakındığını, isyan ettiğini anımsamıyorum. Oysa, tek bacağını yitirmiş olması, kimi zaman yaşamı onun için bizim için olduğundan daha da zahmetli kılıyordu.
     Bergson, bellek seçicidir der. Belki de nostaljinin dayanağı budur. Belki de, soğuk günleri anımsarken bile içinizin ısınması bundandır. Çünkü bellek acıları, sıkıntıları ayıklar, yalnızca hoş tarafları depolar.
       Şimdi o güç günlerde, çok güldüğümüzü anımsıyorum. Yitirdiğimiz dostlardan Dr. Celal'in nüktelerini, kısa süre aramızda kalan Altan Öymen'in çelik gibi moralini ve hepimizi neşelendiren şakalarını, bir de bir yaz yağmurundan sonra, beni Mamak sırtlarından alıp, taa Paris'e Champs de Mars'a götüren o toprak kokusunu hatırlıyorum. Bir de uzun gece sohbetlerini...
       Gerisi silinip gitmiş, sanki hiç acılar yaşanmamış gibi.
       Orada birlikte yaşadığımız dostların bir bölümünü yitirdik, Dr. Celal yok artık, Hıfzı Kacar da, çıktıktan az sonra faşist kurşunlarına hedef olan Doğan Erdoğan da. Madanoğlu'nu Selimiye'den uğurladık.
       Sağlıklı yaşam için koşuya Mamak'ta başlayan, kendisine uzun bir yol çizen Doğan Avcıoğlu'nu yitireli 15 yıl olmuş.
       Avcıoğlu tasarladığı uzun yolu umduğu kadar yürüyemedi.
       Belki Hüseyin de öyle.
       Şu anda içinde bulunduğumuz duruma bakılırsa, amaçladığımız hedefe doğru pek uzun bir yol almış, istediğimiz yere varmış sayılmayız.
       Öyle olur. Nesnel çarpıklıklar, genel bozukluklar, özel güçlükler, öznel eksiklikler yolun sonuna varmayı engelleyebilirler. Amaca varabilmek kimi zaman kişioğlunun yapısından doğan, ama çoğu zaman onu da aşan ve tek başına ya da belirli bir zaman dilimi içinde üstesinden gelinmesi güç, belki de olanaksız, nedenlerden dolayı mümkün olamayabilir.
       Ne farkeder ki? Asıl önemli olan, her zaman illa yolun sonuna varamasak bile, amaca yönelik yürüyüşü sürdürmek değil midir?



Yazara E-Posta: A.Sirmen@milliyet.com.tr

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber