09 Mart 2002 Cumartesi


BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
·  KÜLTÜR & SANAT  
·  SERİ İLAN  

 




Anlaşılan, askerin de kafası karışık

     Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç’ın önceki gün, Harp Akademileri Komutanlığı’nda düzenlenen sempozyumda açıkladığı görüşler pek çok kişinin kafasını karıştırdı.
     Kılınç Paşa her ne kadar sözlerinin kişisel görüşü olduğunu söylediyse de TSK’nın (Türk Silahlı Kuvvetleri) geleneklerini bilenler Genelkurmay’ın "kişisel görüş açıklanması" konusundaki duyarlılığını da çok iyi bilirler. Hele konuşan kişi MGK Genel Sekreteri ise, bu görüşün "Kişiselmiş, ne yapalım?" diye geçiştirilmesi daha da güçleşir.
     Durum böyle olunca, Başbakan istediği kadar bu görüşü hafife aldığı anlamına gelecek şekilde "Kişisel tutumudur, bizim böyle bir politikamız yok" desin, yine de hem içeride, hem de dışarıda "TSK tutumunu mu değiştiriyor? Acaba, yaklaşımını daha da mı sertleştiriyor?" soruları artmaya başladı.
     Bizim bildiğimiz, Genelkurmay’ın AB üyeliğine karşı olmadığı, ancak AB’ye doğru gidilirken, devletin ve ülkenin birliği ve bütünlüğü için gereken önlemlerin de alınmasını istediğidir.
     Türkiye’nin kendini yeterince güvenceye almadan koşarak, gözü bağlı şekilde AB’ye gitmemesini, çok acul davranılmamasını arzulamaktadır.
     Bu duyarlılıkların içinde son derece haklı olanlar da vardır. Ancak, Org. Kılınç’ın ortaya attığı görüş, olayı AB’nin de ötesine taşımakta ve gerçekçiliği tartışılabilecek yepyeni bir açılımı da kapsamaktadır.
     Sempozyumda Dr. Manisalı’nın konuşması, Doğu Perinçek’in görüşleriyle örtüşüyordu. AB’nin Türkiye’yi bölme niyetlerini ayrıntılı biçimde anlattı. AB’nin TSK’yı tutsak edeceğini söyledi. Sonunda da "Üstelik ne yapsak, bizi yine de almayacaklar" dedi. Tüm reformları AB’ye verilen bir ödüne indirgedi.
     Org. Kılınç da Manisalı’nın sözlerine katıldığını söylemekle kalmadı, bir adım daha ileri gidip, Türkiye’nin, ABD’yi gözardı etmeksizin İran ve kendini yalnız hisseden Rusya’yı içine alan bir politika gütmesini önermiştir.
     
     Şimdi burada bir an durmak gerekiyor.
     Kılınç Paşa, AB’yi silip atıyor ve milli menfaatlerimize yeterli desteği vermediğini söylüyor. İster kabul edilir, ister reddedilir, bu tartışmaya açık bir görüştür.
     Ancak, bugünün dünya koşullarında, ABD ile yakın bir işbirliği yapmadan (ABD’yi gözardı etmeden) yani hafif mesafeli bir şekilde durarak, "kendini yalnız hisseden Rusya ve İran’ı da içine alan bir politika uygulamanın" ne demek olduğu doğrusu anlaşılamadı.
     Daha kısa bir süre öncesine kadar yerden yere vurulan, hâlâ ilişkilerimizin limoni yürüdüğü İran ile acaba nasıl bir paylaşıma girilebilir?
     Radikal İslam’a karşı mücadele şampiyonu, sırf bu nedenle 28 Şubat ile övünen, Afganistan’da ABD’ye kayıtsız şartsız destek veren, şimdi de aynı gerekçeyle (Radikal İslam’ın tüm bölgeye yayılmasını önlemek için) uluslararası güce katılmak isteyen Türkiye, böyle bir yakınlaşmayı nasıl taşıyabilir?
     Tek hedefi, ABD ile iyi geçinip ekonomik çıkmazdan kurtulmak olan Rusya ile nereye kadar gidebiliriz?
     AB’ye sırtını dönmüş bir Türkiye, ABD ile de arasına belirli bir mesafe koyduğu taktirde, içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi sorunlarda vazgeçemediği Washington’un desteğini nasıl sürdürebilir?
     ABD’yi gözardı etmeyerek, Kuzey Irak’ta bağımsız Kürt devleti kurulması nasıl önlenebilecek? Daha da önemlisi AB ve ABD milli çıkarlarımıza yardımcı olmuyorlarsa, İran ile Rusya mı bu çıkarlarımıza destek verecekler?
     Org. Kılınç’ın strateji uzmanı, boş konuşmayan, bilgili bir komutan olarak öne çıktığını hepimiz biliriz. Kolay kolay MGK Genel Sekreteri olunmaz.
     Ancak, bu kısa açıklamasından neleri işaret ettiği anlaşılabilmiş değil. AB ve İran-Rusya yaklaşımının Genelkurmay tarafından paylaşılıp paylaşılmadığı da ayrı bir merak konusu...
     
Benim favorim Beşiktaş...
     Bugünkü GS-BJK maçı büyük olasılıkla lig şampiyonunu belli edecek. Yol kazaları ile karşılaşılmazsa, maçı kazanan malı götürecek.
     GS dağınık ve yorgun bir görüntü içinde.
     BJK ise iyi futbol oynuyor ve en önemlisi şampiyonluğu istiyor. Bezgin değil, aksine diri.
     Eğer GS, Avurpa kupalarındaki gibi
     bir performans gösteremez ve saha avantajını kullanamazsa, maçı kazanması güçtür.
     Derbilerde tahmin yapmak pek akıl işi değil, ancak benim içimdeki his ve tarafsız bakış -GS’li olmama rağmen- avantajın siyah beyazlılardan yana olduğu izlenimini yaratıyor. Taraftar olmak, kör olmak anlamına da gelmez(!)
     
Farina’nın haklı çığlığı
     Aria’nın Türkiye Temsilcisi G. Farina’nın geçenlerde Hürriyet Gazetesi’nde, ibret dolu bir açıklaması yayınlandı. Türkiye’nin verdiği sözleri yerine getirmediğine dikkat çeken Farina, haklı olarak Ulaştırma Bakanlığı’na çağrıda bulunuyor ve "Artık bizi bekletmeyin, ne yapacaksanız yapın." diyordu.
     Aria’nın Türkiye macerası, bu ülkeye yabancı sermayenin neden gelmek istemediğinin en tipik örneğidir.
     Bir ihaleye girmişsiniz. Ülkeye 3 milyar dolarlık yatırım getirmişsiniz. Uluslararası kurallara göre, sizden önce kurulmuş olan GSM operatörleri (Turkcell ve Telsim) ücret karşılığı, yatırımlarınız tamamlanana kadar, sizin abonelerinize de servis vermek zorundalar. Hedef, rekabet koşullarını oluşturmak ve toplumun daha iyi ve daha ucuz hizmet almasını sağlamak.
     Bu işi örgütlemek için bir de üst kurul kurulmuş. Anlaşmazlıklarda bu kurul son sözü söyleyecek. Bir bakıyorsunuz, diğer operatörler Aria’yı taşımamak için önce fahiş fiyatlar istiyorlar, ardından mahkemelere başvurup işi uzatıyor, topu taca atıyorlar. Telekom Üst Kurulu seyirci.
     Bakanlık inisiyatif almıyor.
     Sözleşme bu konuda çok açık değilmiş, bundan dolayı da mahkemelerin sonucunun beklenmesi gerekiyormuş(!)
     Bunun Türkçesi, Aria’nın 2-3 yıl süreyle gelişememesi, yani 3 milyar dolarını toprağa gömmesidir.
     Şimdi, kendi kendimize soralım: Siz olsanız böyle bir ortamda, Türkiye’ye yatırım yapar mısınız?
     Verilen sözlerin tutulmadığı, anlaşmazlıkları çözmek için resmi otoritenin harekete geçmediği bir ülkeye gider misiniz?
     Aria’nın düşürüldüğü durum Türkiye için çok talihsiz bir örnektir.
     Tek çıkış yolu da Ulaştırma Bakanlığı ve Telkom Üst Kurulu’nun sorumluluklarını yüklenip hareket geçmeleridir.
     
Zabıtaya neden indirim yok?
     Hatırlayacaksınız, Başbakanlık bir genelge yayınlayarak tüm kamu kurum ve kuruluşlarının tasarruf önlemlerine gitmesini istemişti. Bu kapsamda alınan önlemler arasında belediyelerin sağladığı ulaşım hizmetlerinden ücretsiz yararlanma hakkının istisnalar haricinde kaldırılması da vardı. Yani, o zamana dek belediye otobüslerini bedava kullanabilen hakimler, savcılar, öğretmenler, polis ve posta memurları, 19 Ocak’ta yürürlüğe giren yeni kanunla bilet parası ödemek zorunda kalacaktı.
     Ancak daha sonra çeşitli meslek grupları bu kanunu protesto ettiler. Protestolarının geçerli sebepleri de vardı elbet: Örneğin bu kanun kapsamında, bir PTT memuru, mektup dağıtmak için bindiği belediye otobüsüne bilet parası ödemek zorunda kalıyordu. Üstelik ulaşıma getirilen bu dolaylı kısıtlama, aynı zamanda görev alanını da daraltıyordu. Bu durumda PTT memurumuz ya elindeki zarfları dağıtmayacak, ya yol parasını kendi cebinden ödeyecek ya da bağlı olduğu kurum kendisine alternatif bir ulaşım aracı sağlayacaktı. Durum pek içinden çıkılacak gibi değildi ki çözüm geldi. İlgili bakanlıkların da önayak olması sonucu Bakanlar Kurulu, yeni bir kararnameyle bazı meslek gruplarını bu uygulamadan muaf tuttu. Böylece emniyet, eğitim ve öğretim hizmetleri ile PTT çalışanlarının belediye otobüslerinden görevleri ve yükümlülükleri gereği ücretsiz yararlanma hakları saklandı.
     Bunlar iyi hoş da arada kaynayıp giden bir meslek grubu daha var: Zabıtalar. 19 Ocak’ta yürürlüğe giren kanun, zabıta personelini de kapsıyor. Ancak daha sonra uygulamaya konulan ek kararlarda zabıtanın adı geçmiyor. Yasaların bugünkü halinde bir belediye zabıtası, görevi başında belediye otobüsüne bindiğinde bilet parası veriyor. Oysa zabıtaların görev alanı oldukça geniş. Üstelik, görevlerini yerine getirmek için ulaşım araçlarını kullanmak zorundalar. Hal böyleyken ücretsiz ulaşım hakkının zabıta personeline de tanınması gerekmez mi? Tasarruf yapalım derken kamu görevlilerinin görev ve sorumluluklarını yerine getirmesini engellemek, kaş yaparken göz çıkarmak olur. Zaten yetkililer de durumun farkına varmış ve gereken düzeltmeyi yapmışlar. Ben de üzerime düşeni yapıyor ve soruyorum: Zabıtaya neden indirim yok?
     
     mbirand@attglobal.net
     




 SAYFA BAŞI 





Taha AKYOL
Rusya ve İran!

Melih AŞIK
Bozuk saat

Fikret BİLA
Org. Kılınç'ın sözleri

İpek CEM
Denklem değişti mi?

Hasan CEMAL
Yönetimin Kâbil dışında otoritesi yok

Güneri CIVAOĞLU
Rönesans subayı

Can DÜNDAR
Hani "hain"di?

Abbas GÜÇLÜ
Hocaların maaşı (52)

Sami KOHEN
Askerin mesajı...

Mehmet Y. YILMAZ
Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler

Hasan PULUR
"Paris II" 85 yıldır su altında

Derya SAZAK
Demirel, 28 Şubat, Batı Çalışma Grubu

Meral TAMER
Yabancı hipermarketleri kovalım!

Tamer HEPER
Vergiyi siz vermeyeceksiniz

Metin TOKER
Dön baba, dönelim

Güngör URAS
Güç odakları (1) Ordu, (2) TÜSİAD, (3) Hükümet

M. Ali BİRAND
Anlaşılan, askerin de kafası karışık

© 2002 Milliyet