11 Ocak 2004 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Bir garip oyun

       
    Günün birinde şatafatlı bir ödül töreni düzenleseniz; yaşamınızda sizi siz yapanlar için...
    Ana karnından kordonunuzu kesen ebe olsa davetliler listesinin başında...
    Diziniz ilk kanadığında kırmızı tentürdiyotla dağlanan yaranızı üfleyen müşfik nefesin sahibini de çağırsanız.
    Bisikletin pedalına korkusuzca basmanızı öğütleyerek patikada ilk yaşam dersini veren o lastik tamircisini...
    Dudağınızdaki ilk sihirli busenin dilberini...
    Dara düştüğünüz bir sabah, cebinizde bulduğunuz o para tomarının, kimliğini tevazuyla gizlemiş sahibini...
    Naçar bir gece yarısı gözyaşınızı silmeye koşmuş ve sizi sevgiyle avutmuş kadim dostunuzu...
    Fırsat bulup da minnetinizi ifade edemediğiniz herkes için bir şükran gecesi harika olmaz mıydı?
    * * *
    Ya tersi?
    Yaşamınızı kâbusa çevirmiş olanlar için bir işkence tezgâhı kursanız...
    Kimleri asardınız Filistin askısına...?
    Camını kırdınız diye topunuzu kesen o çizgili pijamalı ayyaşı mı...?
    Sevdiğiniz oğlanın yanında ya da yavuklunuzun karşısında sinsi bir gaddarlıkla saçlarınızı kesen o cadalozu mu?
    Karakolda yok yere tokat yediğiniz gaddar polisi mi?
    Oğlunuzu ameliyathanede kaderiyle baş başa bırakan insafsız doktoru mu? En yakın arkadaşınıza kaçan o vefasızı mı?
    Ne kadar sürerdi tezgâhın mesaisi...?
    Kaçını sabahın ilk ışıklarıyla darağacına gönderirdiniz?
    Kaçını gözünüzü kırpmadan ipe çekerdiniz?
    * * *
    Ülker Köksal'ın nefis tiyatro eseri "Bir Garip Oyun", bu muhasebeyi yaptırıyor kahramanına...
    Birbirini hiç tanımayan 6 insan, silahlı bir zorba tarafından kaçırılıp bir tiyatro sahnesine hapsediliyor.
    Bir kısmı adamı tanımıyor bile... Niye oraya getirildiğini bilmiyor.
    Sonra anlıyorlar ki, ortak özellikleri, bir zamanlar, bir vesile ile adamın hayatına girip o hayatı zindana çevirmiş olmalarıdır. Ve şimdi bu günahlarının bedelini, o sahnede kurulacak mahkemede ödeyeceklerdir.
    Bu kez hâkim de, savcı da, cellat da, hayatına kıydıkları bu öfkeli adamdır.
    * * *
    Parasız yatılı sınavında kâğıdını çalıp kendi kariyerini garantilerken, onu boşluğa iten doktor, "sakıncalı şiirler"i çoğaltıp dağıttı diye okuldan atılmasına yol açan öğretmen, yalancı tanıklık yapıp 15 yıl hapis yemesine neden olan tanık, o mahkûmiyeti veren hâkim... İstemeden evlendiği karısı... Severken kaybettiği sevgilisi...
    Öfkeli adam, yıllar yılı intikam tutkusuyla yanıp tutuştuktan sonra hayatının suç örgütünü açığa çıkarmış ve şahsi mahkemesine getirmiştir.
    İnfazdan önce savunma için suçlulara söz verir.
    Ve o zaman anlar ki, her bir suçlunun da, o suçu işlemesine neden olan haklı haksız gerekçeleri ve ağır, hafif suçluları vardır.
    Suç, bir günah denizinde halkalar halinde yayılmış ve herkese bulaşmıştır.
    Asıl suçlu, ancak suç işleyenlere yaşama şansı veren toplumsal düzendir.
    Suyu en iyi, "boğulan adam" bilir.
    * * *
    Köksal, bu muhasebe için bir tiyatro sahnesini seçerek bir kez daha kanıtlıyor ki, "Hayat herkesin rol yaptığı bir tiyatrodur; tiyatro ise hayatın ta kendisi..."
    Ankara'ya bir şehir tiyatrosu kazandıran Çankaya Belediyesi'ni, o tiyatroyu birkaç ay içinde yoktan var eden yönetmen Gülçin Üstüntaş'ı ve amatör bir tutkuyla Çankaya'ya sanat taşıyan oyuncuları "Bir Garip Oyun"dan ötürü kutlamak gerek.
    Haydi şimdi yapın muhasebenizi:
    Toplayın hayatınıza kıyanları... Yapsınlar savunmalarını...
    Acaba kimlerdi onların suçluları?
   
    can.dundar@e-kolay.net
   
   





Çetin ALTAN
Battı balık, yan gider...

Melih AŞIK
TÜBİTAK'ta seçim

Fikret BİLA
İncirlik'ten rotasyon

Hasan CEMAL
Sırat köprüsü!

Güneri CIVAOĞLU
Burçin'i tanımıştım

Can DÜNDAR
Bir garip oyun

Abbas GÜÇLÜ
Bilgisayar hırçınlaştırıyormuş

Mehmet Y. YILMAZ
Çok heyecan vermese de, aşk, başkadır!

Hasan PULUR
"Benim Sevgili Taşram"(x)

Derya SAZAK
Voleybol aşkı

Meral TAMER
Telefonda serbestlik Brezilya'ya benzemesin!

Ece TEMELKURAN
Seni seviyorum sistem!

Tamer HEPER
Polis ne yapar?

Osman ULAGAY
Ekonomimiz dalganın üstünde, aman dikkat..

Güngör URAS
Bazıları laf değil iş yapıyor

Serpil YILMAZ
Gürtuna'nın yolu Kadıköy'den döndü